Hem ibadet hem de muamele yönü dolayısıyla İslâm Hukuku'nda özel bir yer sahip olan nikâhın sıhhat şartları arasında “iki bayram arasında olmaması” gibi bir kayıt bulmak mümkün değildir.
Oruç; bir kimsenin güzel ahlâk sahibi olması, güzel huylarla kendisini süslemesi, ruhunu güzelleştirmesi, manevî huzuru elde etmesi, şehevî duygularına gem vurması, gidişatını yoluna sokması açısından vazgeçilmez bir yardımcıdır.
Günahın, hatanın, yanlışın ve anormalin işlenip normal görülmesinde, her zaman öne çıkmasa da, aslında onu önemsiz, küçük, basit görme yanılgısı yatmaktadır.
Miraç hadisinde belirtildiğine göre Sevgili Peygamberimize tarifi imkânsız ilâhî vuslatta önce elli vakit namaz farz kılınmıştır. Onun bu Rabbânî hediyeyle ümmetine her dönme teşebbüsünde Mûsa aleyhisselâmla karşılaşması ve Onun tavsiyesiyle tekrâr tekrar ilahî huzura çıkması ve ümmeti hesabına elli vakti indirmesi için Rabbe niyazda bulunması bazı haddini bilmezlerin diline dolanmıştır.
Davud, Süleyman, İbrâhim, Musa, İsa, Zekeriyya’nın ve daha birçok peygamberin yaşadığı; Zebûr’un, İncil’in indirildiği topraklar rahmete gark olmuştur. Ama zahmeti de eksik olmaz. Son peygamberi Cebrâil’le birlikte gecenin en koyu vaktinde ağırlayıp Mîraç’a ev sâhipliği yapmak; dünyâda cenneti yaşamaktır.
Tevhid, İslam’ın belki de ruhu ve özü diyebileceğimiz bir ana ilkedir. Sadece bir inanç ilkesi olarak değil kâinatı, insanı, bilgiyi, varlığı ve her şeyi okuma biçimi olarak görülmeli ve bir bütünsellik yaklaşımı olarak inancıyla, ibadetiyle, ahlakıyla, muamelatıyla dinin ve hayatın merkezine alınmalıdır.
Halkımız arasında Receb, Şaban ve Ramazan ayları “üç aylar” olarak isimlendirilerek bu aylara, diğer kamerî aylara göre daha fazla önem verilir. Bu ayların “kutsal”, “mübârek”, “faziletli” olduğuna inanılır.