Bayramlar sevinç ve eğlencenin demidir. Coşku ve mutluluğun doyasıya hissedildiği anlardır. İnsanların bir araya gelerek hoşça vakit geçirdikleri zamanlardır. Bu günlerin en iyi şekilde değerlendirilmesi, gayesine binaen idrak edilmesi Efendimizin(s.a.s) sünnetine uymak ile mümkündür.
Babasının kucağında can veren çocuk… Hayalleri kurban edilmiş, kanla ıslanan yanaklarından süzülen hisli bakışlar varken bayramlar yetim… Kurban Bayramlarında alnımıza sürülen bir damla kanın gerçeğiyle yüzleşince bayramlar artık bayram değil benim için… Kurbanlar Allah içindir. Bebekler kurban değil…
Ramazan ve Şubat ayının yaratıcısı aynıdır. Ramazan’da cehennemden korktuysak o cehennem Şubatta da kaynamaktadır. Ramazan’da cenneti özlediysek Martta da cennet özlemi devam etmelidir.
Oruç; İslâm’ın dördüncü emridir. İnsanın mânevî yönden gelişmesini sağlar. Oruç tutan kimseyi kötü davranışlardan ve iffetsizlikten alıkor ve cehenneme girmesine engel olur. Allah Teâlâ, işte bu gibi özellikleri sebebiyle orucu hem Muhammed ümmetine hem ondan önceki ümmetlere farz kıldı.
Şu kısacık ömrümüzü neler uğruna tükettiğimizin, zamanımızı nasıl hoyratça harcadığımızın, imkân ve enerjimizi neler için seferber ettiğimizin, gündemimizi kimlerin ve nelerin işgal etmesine izin verdiğimizin hesabının tek tek görüleceği bir...
Değil sadece üç aylar, insanın bütün bir ömrünü en güzel ve verimli bir şekilde değerlendirmesinin yolu iki şeyden geçer: 1) Bu zamanları dine dair doğru bilgi [sahih ilim] elde etmek için bir fırsat olarak değerlendirmek, 2) Elde ettiğimiz doğru bilgiye uygun hareket etmek [salih amel]. Bununla birlikte şu bir gerçek ki insan, gerek ilim gerekse amelde her zaman aynı standardı yakalayamıyor. Bu sebeple bu mübârek zaman dilimlerini fırsata çevirmek en uygun yoldur.
Ümmetin vahdeti hedefinin gerçekleştirilmesinde Rasûlullah’ın (s.a.s) metodunun izlenmesi gerektiği tartışılmaz bir gerçektir. Rasûl-i Ekrem, 23 yıllık risalet görevinden sonra ümmetine miras olarak Kur’an ve Sünnetini bırakmıştır. Kur'an idrakimiz ve sünnet kültürümüz, Müslümanlığımızın kalitesi ve güzelliğinin ölçüsüdür.
O, Allah’ın üzerine yemin ettiği yüce hayatın sahibi, ilahî kelamın ete kemiğe bürünmüş halidir. O’nu sevmek, O’na tâbi olmak, O’nun davasını anlayabilmek; O’nun hayatını en güzel şekilde öğrenmekle mümkündür.