Ramazan Var Ramazandan İçeri

İnsanlar içerisinde insanlar vardır; müstesnadır, örnek ve öncüdürler.

Mekânlar içerisinde mekânlar vardır, mukaddestir; şiar ve semboldürler.

Zamanlar içerisinde zamanlar vardır; mübarektir, hayrın ve bereketin kaynağıdırlar.

 

İnsan var, insandan içeri

Peygamberler, sadıklar, şehitler, salihler…

Onlar, önden gidenlerimizdir bizim; İman ve hidayet, ilim ve hakikat, adalet ve merhamet yolunda öncü olanlar, çığır açanlardır. Onlar, bir dava ve bir ideal uğruna ama hep bir yaşatma hassasiyetiyle yaşayanlardır. Onlar, inandıkları değerlere el ucuyla değil, var güçleriyle sımsıkı tutunanlardır. Onlar, atanmış değil, Hakk yoluna adanmışlardır; o adanmışlık ki yüksek idealleri uğruna her türlü zahmete katlanmaya, her alanda fedakârlıkta bulunmaya ve şahsî hedefleri bir kenara itip rahatından vazgeçerek vaktini, enerjisini, malını ve canını vakfetmek demektir. 

Onlar öncü ve örnek olanlar ve Allah tarafından nimetlerle donatılanlardır. Doğru yolda olmak, onlarla birlikte olmaya bağlanmıştır ve onlar hidayete giden yolda birer işaret, her biri okunmayı ve yaşatılmayı bekleyen birer ayet gibidir.  

 

Mekân var, mekândan içeri

Üç kutlu mescid: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa.

İmanın başkenti Mekke, tevhidin merkez üssü.

Muhabbetin başkenti Medine, huzurun merkez üssü.

Hüznün başkenti Kudüs, mücadelenin merkez üssü.

İnancın ve kulluğun odak noktasında bulunan ve tarihe tanıklık eden bu kutlu şehirler; vahyin indiği, yaşandığı, özel olarak seçilen ve ibadet kastıyla ziyaret edilmesi tavsiye edilen mescitleri sinesinde barındırır.

Ve sonra İstanbul…

Sevdanın ve umudun başkenti İstanbul, medeniyetimizin merkez üssü.

Yeryüzünde gerçekleştirilen fetihler içerisinde Mekke’nin ve Kudüs’ün fethinden sonra en kıymetlisi ve en önemlisidir. İslam’ın kutlu mesajının ilimle ve irfanla, hikmetle ve marifetle, adalet ve merhametle yoğrularak tüm dünyaya yayılabilmesi ve gönüllerin fethedilebilmesi için açılan bir kapıdır İstanbul. Peygamberimizin müjdesine ve “Kur’ân Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” övgüsüne mazhar olan şehirdir İstanbul.

 

Zaman var, zamandan içeri

Cuma, Ramazan, Kadir Gecesi ve Bayram.

Ömre ve hayata iman hesabına göre değer katan bu zaman dilimleri, rahmet ve bereketin en yoğun hissedildiği anlardır. Manevi hayatımızın hasılası olan bu özel vakitler; niyetimiz, amelimiz ve ibadetimizin safiyeti ve hakikiliği oranında bize kullukta kemalât kazandıracaktır.

İnsana, mekâna ve zamana değer katan ve can veren kelâmullahtır. Evet vahiy, Peygamberimizde tecessüm etmiş, hâliyle insanda ete kemiğe bürünmüştür. Vahiy zamana, mekâna ve insana izzet ve şeref kazandırmıştır.

 

Ramazan var, Ramazandan içeri

On bir ayın sultanı olan Ramazan ayı, vahyin indiirlmeye başlandığı mübarek bir aydır, içerisinde bin aydan daha hayırlı bir zaman dilimi olan Kadir gecesiyle, mükâfatı sadece Allah’a ait bir ibadet olan oruç ile ve yine sadece o aya mahsus bir namaz olan teravihle tüm hayırları kendisinde toplayan bir zaman dilimidir.

Kök anlamından hareketle Ramazan; yanmak, temizlenmek, bileylenmek ve yenilenmek cihetleriyle zengin bir anlam dünyasına sahiptir.

 

Yanmaktır Ramazan ve yakmaktır günahları.

Ramazan kelimesi için derler ki; “ramda” mastarından “yanmak” manasınadır. Güneşin kavurucu sıcağında kızaran taşlar, nasıl yakarsa çıplak ayakları; öylece günahları yakıp yok ettiği içindir bu ayın Ramazan adını alması.

Nedametle içten içe yanmak ve yakmak için bütün günahları bu ayda tuttuğumuz oruçların verdiği zahmetten doğan bir rahmet olarak açlığa, susuzluğa, her tür günah çağrısına karşı sabretmenin sonucunda, geçmişte işlenen tüm günahların yakılıp hiç günah işlememiş gibi olunacağı müjdesi vardır.   

 

Yağmurdur Ramazan, gönülleri kirlerinden arındıran bir yağmur.

Yağmur anlamına gelen “Ramadi” kelimesinden geldiğini söyleyenler de olmuş. Güz yağmurlarının yeryüzünü tozlardan temizleyip yıkadığı gibi, bu ay da inananların günahlarını yıkayıp kalbini temizlediği için adı Ramazandır denmiş.

Rahmet bulutları taşır melekler bu ayda; oruçla ve Kur’anla, teravihle ve teheccütle, sahurla ve iftarla, zekatla ve infakla şiddetli sağanak hâlinde yağan rahmet yağmurlarıyla yıkanır gönüller.

Peygamberimizin müjdesi oruç tutanlar içindir:

“Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihlasla oruç tutarsa

annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından temiz hâle gelir.”

Bu arınma sürecinde kalbî ve ruhî yapının güçlenmesi, nefsin dizginlenmesine ve terbiye edilmesine bağlıdır. Nefis terbiyesinin de gündüze ve geceye bakan yönleri vardır; gündüz saim olup oruçla, gece kaim olup teravihle ve teheccütle zamanın hakkını verenler bundan nasiplenir.

 

Bileylenmektir Ramazan, imanın yenilenmesi ve bilincin keskinleşmesidir.

Kılıcın namlusunu veya okun demirini inceltip keskinleştirmek için iki kaygan taş arasına koyup dövmek anlamına gelen “ramada” kelimesiyle bağlantılı olarak bu aya Ramazan demişler. Eskiden kılıçlar bu ayda bileylenip savaş için hazırlıklar bu ayda yapılırmış. Kılıcın bilenmesi ve keskinleşmesi gibi Ramazan ayında yapılan tüm ibadetlerle; oruçla, namazla, infakla ve itikâfla nefse karşı ruhun bileylenmesi; okuma, tefekkür ve muhasebeyle de bilincin daha keskin hâle getirilmesi mümkün olur.

Dünyevîleşme, bencilleşme ve bireyselleşme sonucunda bir yozlaşma, bir anlam kaybı olduysa değerlerimizde; bu ayda iman, bilinç ve tefekkürle taze bir ruh ve diriliş aşısıyla bir yenilenme gerçekleşir.

 

Kur’an ayıdır Ramazan, tilavet ve kıraat mevsimidir.

Bu ayı asıl değerli kılan; Kur’ân-ı Kerîm’de adının geçmesi, değerine vurgu yapılan tek ay olması, orucun bu ay için farz kılınması, daha da önemlisi insanlara doğru yolu gösteren ve hakkı bâtıldan ayıran Kur’an’ın bu ayda indirilmiş olması ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesini içinde barındırmasıdır. Bu açıdan Ramazan ayı, Kur’an’la ahdimizi tazelemek için fırsattır.

Kur’an’a açılmalı yürekler bu ayda ve hadislere açılmalı. Hayatımız Kur’an’a ve Sünnete arz edilmeli âdeta. Evlerimizde Kur’an iklimi teneffüs edilmeli. Hatimlerle, mukabelelerle Kur’an’ın neşesi ve ruhu taşınmalı gönlümüze, dilimize ve simamıza. Ayetler aklımıza, kalbimize ve hayatımıza şifa olmalı.

Maneviyata aç olan gönüllerimiz, zikirle ve tefekkürle doyuma ulaşmalı. İnsanı ve zamanı dirilten o ilahi çağrıya yeniden ve daha derinden kulak vermeli ki Kur’an, kalbimize ve hayatımıza baharı getirebilsin, Ramazanda aldığımız diriliş aşısı, bütün bir sene bize can suyu olabilsin.  

 

Oruçtur Ramazan ve Oruç Kendini Tutmaktır.

Oruç, tutmaktır, kendini tutmak; nefsini, elini, dilini, belini tutmak.

Oruç; sadece yemeden, içmeden ve cinsel arzulardan kendini alıkoymakla sınırlı olmayıp yalandan, hasetten, gıybetten, çirkin sözlerden, haksızlık yapmaktan, zulmetmekten, incitmekten ve yanlışa yönlendirmekten sakınmaktır.

Günahlardan sakınmadan sadece mideyi aç bırakmak insana fayda sağlamadığı gibi böylesi bir oruçtan insanın yanına sadece açlık ve susuzluk kalacaktır. 

 

Oruç sakınmaktır.

Oruç, manevi beklentilerle tüm yasaklananlardan, meşru ve helal de olsa bazı eylemlerden belirli bir vakit içerisinde sakınmak, sevap umarak kaçınmaktır. Takvaya götüren yollar da kendini tutmaktan ve sakınarak hassas yaşamaktan geçer.

Tüm ibadetlerde olduğu gibi oruçta da niyet duruluğu ve ihlas esastır. İhlas, niyetine ve amacına Allah’ın rızasından başka bir dünyevî beklentiyi katık etmemektir. O’nun vereceği karşılıktan başka bir karşılık beklemeden emr-i ilahiyi tatbik etmek, müttaki olmaya ve annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından temiz hâle gelmeye vesile olacaktır.

Oruç bir irade terbiyesidir. Duyguları yönetme kabiliyetini geliştirerek iç kontrol sistemimizi güçlendirir. “Oruç sayesinde nefsine ve şehvetine hâkim olma alışkanlığı elde ederek günahlardan, tehlikelerden sakınıp takva mertebesine erişilebilir.” diyor merhum Elmalılı Hamdi Yazır ve orucun özgürleştiren boyutuna işaret ederek ekliyor:

“Oruç; şehveti kırar, nefsin heveslerini mağlup eder. Azgınlıktan, kötülükten meneder. Dünyanın adi lezzetlerini, makam ve yükselme davalarını küçük gösterir, hayatın lezzetini tattırır, kalbin Allah’a bağlılığını artırır, ona bir meleklik zevki ve saflığı bahşeder.”

 

Oruç bize der ki:

Sabret ey insan!

Kendini tut! Açlığa, susuzluğa sabret, haram lokma girmesin hiçbir zaman

boğazından, helal ve temiz rızıklara talip ol ki arınsın bedenin.

Tut kendini, arzu ve heveslerine gem vur, masiyetlere meylini kontrol et ve

musibetler karşısında sabret.

Duygularını tut ki; kibirden, nifaktan ve hasetten arınsın yüreğin, karamsar ve kötümser

olma, kaba ve katı yürekli olmaktan da sakın, öfkene hâkim ol: " … Gerçek pehlivan, öfkelendiği zaman öfkesini yenendir.”

Düşüncelerini tut ki; inkardan, şirkten, tüm batıl düşünce virüslerinden arınsın zihnin,

daim hayır ve iyilik yönünde düşün, hayallerini hayra yönlendir. 

Oruç bize der ki:

Dilini tut, ey insan! Gıybetten, yalandan, iftiradan, kul hakkı yemekten sakın ve tüm çirkinliklerden arındır sözlerini.

Gerektiğinde yum gözünü ve bir burhan ile sığın Rabbine; Yusufça ve Meryemce bir iffeti kuşan.”

Oruç bize der ki:

Elinden ve dilinden kimse zarar görmesin,
Kem gözden ve kem sözden kimseler incinmesin.

         Oruç bize der ki:

         Kıymetini bil nimetlerin, her daim şükür hâlinde yaşa. Hâlden anlayan ol,

fakirlerle, kimsesizlerle hemhâl ol. Maddenin esaretinden ve her tür bağımlılıktan kurtar kendini, özgür ol.

 

Paylaşmaktır Ramazan.

Cömert olmak; ikramla, infakla, sadakayla ve zekâtla Allah’ın üzerimizdeki nimetlerinin şükrünü ödemektir. Yakınındakileri gözetmek, akrabaya yardım etmek, komşuya ikramda bulunmaktır.

Vermenin çarpan etkisini idrak edip iman matematiğine göre hesap yapmak, verdikçe çoğalan ve bereketlenen bir kazanca talip olmaktır.

Her şeyin reklam konusu haline getirilip içinin boşaltıldığı bir zamanda, yaptığı hayrı sadece Allah için yaparak sağ elinin verdiğinden sol elinin haberdar olmayacağı bir olgunluğa ulaşmak için gayret etmektir.

Evinden, yurdundan ayrılmak durumunda kalıp da bize misafir olarak gelen mazlum muhacirlere gönlünü ve sofrasını açarak ensar olmak ve vatansızlığın açtığı yaralara merhem olmaktır.

Başı okşanmamış bir yetim, hayır duası alınmamış bir ihtiyar bırakmamaktır Ramazan.

 

Biz olmaktır Ramazan.
   Benlikten sıyrılıp “Biz” olmanın sırrına ermek, en yakınlarından başlayarak aile ve

akrabalık bağlarını güçlendirmek, ‘Önce ben değil Biz’ diyebilmektir Ramazan.

‘Biz aynı vücudun azaları, aynı binanın tuğlaları, aynı teknenin hamuruyuz.’

bakışıyla deryada bir damla olduğunu bilmek, önce milletle ve ümmetle sonra da bütün insanlık ailesiyle birlikte var olacağının bilincine yükselmek, yürek genişliğine talip olmak ve biz olmanın ve birlik olmanın önündeki zorlu yokuşu ve engelleri aşmak için duaya sarılmak ve inşirahla ferahlamaktır.

İnşirah mevsimidir Ramazan. Kalbe, ruha, akla inşirah; fakire, garibe, mazluma inşirah.

Dünyanın bir ucunda, tırnağına halel gelse bir kardeşinin ya da ayağına bir diken batsa acısını yüreğinde hissetmektir. Şam’dan, Doğu Türkistan’dan, Arakan’dan yükselen feryada cevap vermek;  Kudüs’ten, Moro’dan, Keşmir’den gelen sese kulak kesilmektir. Balkanlardan Kafkasya’ya, Endülüs’ten Avrupa’ya, Hicaz’dan Buhara’ya, Afrika’dan Asya’ya, Yedi Tepe’den Yedi Kıta’ya ilim, irfan, hikmet ve muhabbetle kardeşlik köprüleri kurmaktır. Biz olmak, geniş ve engin bir yürekle sınırları aşıp yüreklere dokunmaktır.

 

Hayır ve berekettir Ramazan.

Bütün bir yıl boyunca hayırlara, iyilik ve güzelliklere açık olabilmek; gecesinde ve gündüzünde yapılacak ibadetlerle Ramazan-ı şerifi ihyâ etmekle mümkün olabilir.

İmam-ı Rabbani (rh.a) bu ayın önemine işaret ederek şöyle demiştir: Mübarek Ramazan ayı, bütün hayırları ve bereketleri içinde toplamıştır. Kim Ramazan ayını çok iyi değerlendirip hayır ve bereketinden nasiplenirse, bütün senesini o birikimle geçirmeye muvaffak olur.”

Zaman bereketlenir Ramazanla ve en bereketli gece Ramazanda gizlidir. Bin ayın hayrı, bereketi, sevabı bir gecede toplanmıştır, bu farkındalıkla geceyi ihya edebilenlere de müjdeler vardır: “Kim ki Kadir Gecesini, faziletine inanarak ve alacağı sevabı Allah’tan bekleyerek ibadet ve taatla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” Bu gecede ve tüm ay boyunca müminlere tavsiye edilen en güzel dua şudur:   "Allahım! Sen affedicisin, cömertsin, affetmeyi seversin; Beni de affet!"

 

İtikâftır Ramazan, akif olmaktır.

İtikâf, durmaktır, durup düşünmek ve daha ileri atılmak için geri çekilmektir.

İtikâf, yavaşlamaktır, hızlı yaşanan hayatın unutturan etkisini yavaşlayarak azaltmak ve

geçmişi, kendini, kimliğini, aidiyetini hatırlamaktır.

İtikâf, uzlete çekilmek, toplumdan belli bir süreliğine soyutlanmak, tefekkür ve muhasebe ile hayatın anlamını kavramak, önceliklerimizi ve önem verdiklerimizi gözden geçirmektir. Bir saat tefekkürün bir yıllık nafile ibadetten daha hayırlı olduğu bilinciyle nitelikli düşünmeye vakit ayırmaktır.

İtikâf, dünyalık beklenti ve kaygılardan kurtularak gündem ve söylemlerden, mesaj ve paylaşımlardan azade olup ruhumuzu özgürleştirmektir.

İtikâf, namazla ve duayla, zikirle ve tilavetle, tevbe ve istiğfarla ahirete odaklanmaktır.

İtikâf, özlediğimiz kulluğu ve ibadetleri heyecanla aramak, en güzel namazı ve en hakiki duayı bulmak için uğraşmaktır.

İtikâf, zamanın hakkını vermek, geçmişten ibret alarak geleceğin imkân ve fırsatlarına odaklanmaktır.
 

Yanlış yolları terk edip Allah’a kaçıştır Ramazan.
“Allah’a kaçın.” (Zâriyât-50) emr-i ilahisi gereğince batıl ve aldatıcı

uğraşlardan ve tüm baskılardan kaçıp kurtulmak ve özgürleşmek için Hakk’a ve hakikate, ahlak ve maneviyata yönelmektir. Batıldan Hakk’a, zulümden adalete, gösterişten ihlasa, cimrilikten infaka, yalancılıktan doğruluğa, tüm güzel hasletlere, erdem ve faziletlere doğru ahlakî bir yükseliştir.
            Bir iç yürüyüştür Ramazan, içe doğru derinleşmektir. İçe doğru derinleşmeyenin dışında görülen, yalancı bir aldatmacadan ibarettir.
            Gerçek hicretlerin muhaciri olmaktır Ramazan; tercihe bağlı bir terk ediştir, haram, münker ve çirkin olan her şeyden vazgeçiş; helal, maruf ve güzel olan her şeye yöneliştir.  

 

Fıtrat ayarlarına dönmektir Ramazan.

Hakkımızdaki muradı korumak için yönümüzü arzın kalbi olan Kabe’ye, gönlümüzü hakikatin dili olan Kur’an’a çevirmekle ve başkasına faydası dokunacak salih amellere niyetlenmekle birr’e ermek ve istikameti bulmaktır.

Aklını Kur’an’a ve Sünnete rapteylemek, teslimiyeti artırmaktır. Sahte gündemlerin istilâsından kurtulup özünü ve sözünü ilahi gündeme bağlı tutmaktır. Yaradılışı ve ölümü tefekkürle masivadan sıyrılıp maveraya kanatlanmaktır.  

 

Teravihle geceleri ihyâ etmektir Ramazan.

Ramazanda gecelerin ihyâsı teravihle mümkündür. Teravih rahatlamak, dinlendirmek manasına gelen “terviha”dan gelir; acele edilmesin, namaz iliklere kadar hissedilsin ve dinlendirsin için teravih denmiştir.

Teravihleri, muhabbetle ve aşkla ikame etmek, uzun kıyamlarla ve doyumsuz secdelerle

namazın hakkını vermek gerekir. Teravihi hızlı ve tadil-i erkâna riayet etmeden kılmak ise hayırdan ve sevaptan mahrum eder, ondan yanımıza sadece yorgunluk ve uykusuzluk kalır.

Teravihle, teheccütle, nafilelerle Rabbimize kulluğumuzu ve bağlılığımızı

göstermektir Ramazan. Sahurla bedenimizi doyurup oruca hazırlanırken sabah mukabelesiyle ruhumuzu doyurarak yükselmek, secdenin ve duanın hakkını vererek günahlardan arınmanın yolunu aramaktır.

Ramazan gecelerini ihya etmenin bir yolu da teravihlerin hatimle kılınabilmesidir. Peygamberimizin rahle-i tedrisinde yetişen güzide sahabiler teravihi genellikle hatimle kılmaya özen göstermişlerdir.

Hatimle teravih kılmakla hem bir sünnetin ihyâsına vesile olunmakta hem de kıyamda Kur’an’ı baştan sona okumuş olmakla büyük bir sevaba nail olunmaktadır.

 

Fırsattır Ramazan ve fırsatların kazası yoktur.

Af ve mağfiret kapılarının açıldığı, şeytanların zincire vurulduğu Ramazan ayı, çirkin davranışları ve kötü alışkanlıkları terk edip güzel davranışlara alışmak ve salih amelleri çoğaltmak için bir fırsattır. Bir ömürde ancak kazanılabilecek sevabın bu sayılı günlerde kazanılıverecek olması büyük bir lütuftur. Müminler bu fırsatı kaçırmasın ve bu lütuftan mahrum kalmasın diye Peygamberimiz şiddetli bir şekilde şu ikazı hatırlatmıştır: Ramazan'a erişip de ondan günahları bağışlanmış olarak çıkamayanın burnu sürtülsün.”

Gök sofrası olarak gelen Ramazan ayında manevi açıdan rızıklanma fırsatını kaçırmayanlar, bu ilahi ikramlar ve bu sofra karşısında Hz. İsa’nın diliyle şöyle diyeceklerdir: “Bu sofra bizim için bayram, öncemiz için bayram ve sonramız için bayram olsun!” (Maide-114)     Kur’an’ın ve Ramazan ayının bizden şikâyetçi olmasını istemiyorsak; bu Ramazanı ömrümüzün son Ramazanıymış gibi düşünüp hakkıyla idrak etmeliyiz ki bu kutlu yolculuğun menzili bayram ve son durağı cennet olabilsin.

Gelin bu ayda Kur’an, kalplere bahar olsun.

Kıldığımız namazlar, yücelten miraç olsun.

Tutsun bizi oruçlar, görünmez kalkan olsun.

Dualar ve niyazlar, bilcümle kabul olsun.

Hemen şimdi tevbeler, yeni bir hayat sunsun.

Ömür bize Ramazan, ölümse bayram olsun.

 

Mayıs/2020

İstanbul

Yazar: 

Yeni yorum ekle

Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.