Add new comment

Umre Hatıraları

Beyza DEMİRCİ – 11. SINIF ÖĞRENCİSİ -

 UÇUYORUM !

 14.06.2013   /Cuma

   Artık uçaktayım. Rabbimin evine doğru adım adım yaklaşıyorum. Bu o kadar anlatılmaz bir duygu ki, kelimelere dökmek imkânsız. İçimde AŞK’a yolculuğun tarifsiz mutluluğu var.

   Kâbe’m! Seni öyle özlemle bekledim ki, şimdi seni görünce ne yapacağımı bilemiyorum. Daha iki ay önce dualarımda sana kavuşmayı diliyordum Rabbimden. Ya şimdi! Sana doğru adeta UÇUYORUM!

   Kâbe’ye; müminlerin gözünün nuruna, kâinatın merkezine, dünyanın TEK harikasına kavuşma ümidiyle yüreğim yanıp tutuşurken şu dizeler geliyor aklıma:

   Her kime Kâbe nasip olsa Huda rahmet eder.

   Kişi sevdiğini hanesine davet eder.

   ELHAMDÜLİLLAH! Cenab-ı Hak beni de layık görmüş bu mübarek yolculuğa, beni de davet etmiş huzuruna. Şimdi tek arzum bu kutsal davete en güzel şekilde icabet edebilmek…

BEYTULLAH'I İLK GÖRÜŞ        

15.06.2013  / Cumartesi

Hala rüyadayım sanki… Rabbimin evine  -Beytullah’a- geldim.

Otelimize yerleştik.  Şimdi odamın camından baktığımda Cebel-i Nur Dağı’nı görüyorum. Efendimizin Arap halkının çirkinliklerinden sıyrılıp itikâfa çekildiği Cebel-i Nur Dağı’nı, O’na yeryüzünün en yüce vazifesinin verildiği Cebel-i Nur Dağı’nı, Cibril-i Emin aracılığı ile ilk vahyin getirildiği Cebel-i Nur Dağı’nı.

Burada, Mekke’de her yerde Rabbi anmak, her yerde Resul’ü hatırlamak ve her yerde Kur’an’la buluşmak… O kadar tarifsiz bir duygu ki… Daha Kâbe’yi görmeden böyle duygular sarıyorsa insanı, o anı; BULUŞMA anını hayal bile edemiyorum. Az önce Kâbe’den canlı yayını izledik. Evde de izlerdim ama o zaman bu kadar yakın değildim O’na.

Yatsı namazı vaktinin yaklaşmasıyla otelimizden ayrıldık. Birazdan ben de o müminlerin arasında olacağım Allah kısmet ederse…

Harem-i Şerif’in kapısına geldiğimizde hocalarımız yere bakarak yürümemiz gerektiğini, Kâbe’yi gördüğümüz ilk anda yapacağımız duaların kabul olacağını söyledi. Gözlerimizi yerden ayırmadan, koşar adımlarla ilerliyorduk Rabbin huzuruna doğru. Kâbe’ye varıncaya kadar geçen süre bir ömür gibi geliyordu bana. Bir türlü geçmek bilmiyordu. Artık son adımlarımızı atıyorduk. Yavaşça durduk ve gözlerimi hafifçe kaldırdım yerden. İşte o BULUŞMA anı! Beytullah tüm ihtişamıyla karşımda duruyordu. Bir an kalbimin yerinden çıkacakmış gibi attığını hissettim. Sevinçten yaşlar süzülüyor gözlerimden, yüreğim hamd ediyordu Rabbine. 

İlk TAVAF!

Etraf mahşer yeri gibi kalabalıktı. Hacerü’l-Esved’e ilk selamımı vererek başladım tavafıma. Gözlerimi O’ndan alamıyor, tekbirlerle, dualarla dönüyordum etrafında. 

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاَةِ وَمِن ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاء

“ Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!”(14 / 40)

Rabbimin huzurunda olmanın vermiş olduğu duygular bütün bedenimi kuşatmıştı. Yüce Mevla’nın rahmetini umarak bitirdim ilk tavafımı.

Bir köşeye seccademi serip tavaf namazıma başladım. Yıllarca Kâbe’yi görmeden, yüreğimle O’na yönelerek kılıyordum namazımı. Fakat şimdi tüm benliğimle Hakk’a yönelerek, gözlerimle O’na dokunarak kılıyorum. Bu duyguların yüreğimi dolup taşıran huzuruyla namazımı eda ettikten sonra açtım ellerimi Rabbime. Dualar, hamdüsenalar kendiliğinden döküldü dudaklarımdan. Sonra bir köşeye oturup bana göre dünyanın tek harikasını  -Kâbe’yi- uzun bir süre seyre daldım…

   İLK SÂ’Y! 

Sâ’y ibadetimizi yapmak üzere Safâ tepesine gelmiştik. Hacer validemizin susuzluktan kıvranan oğlu İsmail’i kurtaracak suyu arayışı gibi bizler de manevi kurtuluşun arayışı içerisinde koşuşturuyorduk Safâ ile Merve arasında. İlahi rahmete kavuşma arzusuyla Safâ’dan Merve’ye 3 defa gidip, Merve’den Safâ’ya 4 defa geldikten sonra bitirdik sâ’yımızı.

Sâ’yımızın bitmesiyle birlikte ilk umremizi tamamlamış olduk. Artık ihramdan çıkmamızın vakti gelmişti. İhramla birlikte ruhumuza giydirdiğimiz “ takva elbisesi” Rabbimize olan kulluğumuzun bir göstergesiydi. Başı açık, yalın ayak görüntüsü içerisinde insan, gücü ve kudreti elinde tutan Rabbine karşı makam ve mevkiinin hiçbir şey ifade etmeyeceğini ortaya koyarak Cenab-ı Hakka olan muhtaçlığını dile getiriyordu.

Ruhumuzu en güzel şekilde terbiye eden bu takva elbisesini çıkarırken Rabbimiz bizden bu davranışları bir ömür boyu devam ettirmemizi istiyordu.

Hayatımızın her anını ihram bilinciyle yaşayabilmek duası ile…

YENİDEN UMRE

17.06.2013 / Pazartesi

Bugün ziyaretimizin 2. umresini yapacaktık. İhrama girmek için bir yolculuk yaparak mikat sınırlarına gitmemiz gerekiyordu. Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmak için önce kendimize çekidüzen vermeli, kendimizi o manevi atmosfere girmek için hazırlamalıydık. Gönlümüzü, duygularımızı ve niyetimizi Allah’ın kıyamete kadar koruyacağı o kutsal mekâna uyacak hale getirip, ruhen ve manen Rabbin misafiri olmaya kendimizi hazırlamalıydık.

Bu manevi hazırlığı yapmak için Harem-i Şerif’e 6 km uzaklıkta olan Tenim Mescidi’ne bir diğer ismiyle Hz. Aişe Mescidi’ne gitmek üzere yola çıktık.

Kısa bir sürenin ardından mescide ulaştık. Mescide girip iki rekât ihram namazı kılıp ardından umremize niyet ettik. Daha sonra telbiyeler eşliğinde mescitten ayrıldık…

“Lebbeyk Allahumme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n ni’mete leke ve’l mülk. La şerike lek.”

Harem-i Şerif’in kapısına geldiğimde ilk umremdeki duygularımı tekrar yaşayabilmek için başımı önüme eğerek yürümeye başladım. Sanki ilk defa umre yapacak ve ilk defa     Kâbe’yi görecekmiş gibi heyecanlıydım. Mescidin içerisine girdiğimde başımı yukarı doğru kaldırdım ve sütunların arasından Kâbe görünmeye başladı. Artık kalbime ve gözlerime hükmedemiyordum. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor, gözlerimden yaşlar sel olup akıyordu…

Merdivenlerden indim ve Hacerü’l Esved’e selam vererek başladım tavafıma. Kâbe’nin etrafında tavaf eden on binlerce Müslümanın oluşturduğu tablo, bir galaksinin milyonlarca yıldızıyla dönüşünü andıran bir manzara gibiydi. Ben de o yıldızlardan sadece birisiydim…

 Tekrar tekrar, bıkmadan, usanmadan dönüyordum Kâbe’nin etrafında. Yaptığım her dönüş benim için bir başlangıçtı. Her dönüşüm Rabbime olan bağlılığımı, O’na karşı   duyduğum aşkı daha da artırıyordu.

 Bana, ömrümün bir anını yaratılmış en güzel mekân ve zamanda geçirebilmeyi nasip eden Rabbime şükürler olsun…

. 

20.06.2013  /  Perşembe

CEBEL-İ NUR DAĞI

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte otelimizden ayrıldık. Bugünkü yolculuğumuz Cebel-i Nur Dağı’naydı… 

Cebel-i Nur Dağı, Efendimizin Mekke’nin şirk, ahlaksızlık, haksızlık vezulümle dolu havasından sıyrılarak gelip inzivaya çekildiği, Alâk Suresi’nin ilk ayetlerinin yeryüzüne indiği mekân… Cebel-i Nur Dağı, Cebrail (a.s)’in Peygamberimize ilk tebliğ yeri…

Dağın eteklerine vardığımızda başımızı yukarı doğru kaldırdık. Nur Dağı tüm heybetiyle bizleri selamlıyordu… 

Derme çatma yapılmış merdivenlere ilk adımımızı attık. Yavaş yavaş tırmanmaya başladık bu kutlu dağa. Yaklaşık bir saat geçmesinin ardından dağın zirvesine yaklaştığımızın farkına vardım. Ama artık ne dizlerimizde derman kalmıştı ne de bir adım atacak halimiz. Yorgunluğumu az da olsa giderebilmek için bir köşeye oturdum. Ve Efendimizi düşündüm. O nasıl tırmanmıştı bu dağa? Bizler rahatlık içerisinde merdivenden çıkarken bile böylesine zorlanıyorsak, O nasıl zorlanmamıştı? O’nu Cebrail (a.s) ile buluştuğu bu dağa koşarak çıkartan nasıl bir iman gücüydü? Ya Hz. Hatice! O, Peygamberimize nasıl yemek taşırdı?

Zihnimin bir köşesinde bu düşüncelerle boğuşurken son gücümle “ALLAHU EKBER” dedim ve beni zirveye ulaştıracak son adımlarımı atmaya başladım.

Artık zirvedeydim! Vahiy nurunun dünyayı aydınlattığı o kutlu mekânın -Hira Mağarası’nın-  birkaç adım uzağındaydım…

İki-üç kayalığın etrafını çevrelediği Hira Mağarası, Efendimizin kokusunu hissedebilmek, O’nu anlayabilmek için içerisini dolup taşıran insanlarla doluydu. Bizler de Efendimizin hissettiği duyguları biraz olsun anlayabilmek için Hira’ya girmek isteyen insanlar arasında yerimizi almıştık.

Fakat uzun bir süre geçmesine rağmen mağaranın önündeki insan seli bir nebze olsun azalmıyordu. Güneş’in kızgın sıcaklığının etrafımızı çevrelemesiyle, gitme vaktinin geldiğini anladık.

Hira Mağarası’nın yanına kadar gelmiş ama içerisine girememiş olmanın verdiği hayal kırıklığı ve üzüntü içerisinde son bir kez baktık ona. Rasûl’e ev sahipliği yapan o mübarek mağaradan üzülerek, ağır adımlarla uzaklaştık…

Bugün yaptığımız bu ziyaret, vahyi anlamamız için bizlere sunulmuş bir imkândı. Çünkü Hira’yı anlamak, vahyi anlamaktı…

                                                    

VEDA VAKTİ

25.06.2013   /Salı

Gözlerim bir farklı bakıyordu bu sefer Kâbe’ye. Çünkü vakit AYRILIK vaktiydi. Son tavafımı, VEDA tavafımı yapıyordum. Son kez Hacerü’l-Esved’e selam veriyor, son kez dokunuyordum O’na. Ama bu bir “veda” değil, bir  “başlangıç” olmalıydı. Rabbimin evine yaptığım ilk ziyaretti, veda olmamalıydı bu. Daha doyamamışken O’nun Cennet kokusuna, nasıl ayrılırdım buralardan? Yıllarca hasretini çektiğim bu diyardan nasıl ayrılırdım ben? Ama anladım ki, Kâbe’ye gitmekten zormuş O’na veda etmek. Bir kez olsun O’na bakarak namaz kılınca, bir kez olsun O’nun Cennet kokusunu içine çekince kolay kolay ayrılamıyormuş insan. Ama elimde olsa ayrılır mıydım O’ndan? Her dakika, her saniye hasretiyle yanıp tutuşacağım bu aşk diyarından ayrılabilir miydim? Ne kadar üzülsem de ne kadar ağlasam da gitmek zorundaydım.

Yüzüm Kâbe’ye dönük bir şekilde, gözlerimden süzülen yaşlarla, ağır adımlarla ayrılıyordum Rabbimin evinden. Öyle acıyordu ki kalbim, sanki bir parça kopuyordu yüreğimden. Son kez doyasıya baktım Kâbe’me. Gönlüm Kâbe’de gözlerim gerilerde kalmıştı artık. 

Sadece bedenimi götürüyordum bu kutsal topraklardan. Ayrılmak için değil, en kısa zamanda buluşma arzusuyla gidiyordum buralardan.

Beytullah’ı tekrar tavaf edebilmek, Hacerü’l-Esved’e tekrar selam verebilmek, Kâbe’ye bakarak tekrar namaz kılabilmek, O’nun Cennet kokusunu tekrar içime çekebilmek, Safâ ile Merve’yi tekrar Sâ’y edebilmek ve ait olduğum yere, asıl EVİME tekrar kavuşabilmek duası ile ayrılıyorum.

Tek tesellim, buradan Rasûl’ün huzuruna gidecek oluşumuz…

GÜLLER DİYARINA YOLCULUK

26.06.2013  /Çarşamba

Rasûlullah’ın kabrini ziyaret etmek, mescidinde namaz kılmak, O’nun ve ashabının yaşadığı yerleri görmek üzere Medine’ye -güller diyarına- doğru huzur dolu bir yolculuğa çıktık. Bir an bile düşünmeden Rasûl ile beraber hicret eden ashabın geçtiği yollardan geçebilmek, Efendimizin gözünün nurunun iliştiği yerleri görebilmek mutlu ediyordu yüreğimi.

“ Beni görmedikleri halde, bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim.”   buyurarak ümmetine olan sevgisini asırlar öncesinden dile getiren Rasûl’e kavuşma ümidiyle yolculuk ederken Medine göründü uzaklardan.

Medine, gül kokulu şehir… Medine, Peygamber Efendimize ev sahipliği yapan güzel şehir…

ELHAMDÜLİLLAH!  Medine’deyim…

    

27.06.2013  /Perşembe

           RAVZA-İ MUTAHHARA

Rasûl’ün gül kokulu bahçesindeyim. Kapılar açıldı. Rasûl’ün Cennet mekânına yüreğimden taşan sevgiyle, koşar adımlarla ilerliyorum. Hani sahabiler Efendimizin adını duyduklarında kalpleri yerinden fırlayacakmış gibi hissederlerdi de elleriyle göğüslerine bastırırlardı ya, işte şu an bir nebze de olsa onların duygularını kalbimin derinliklerinde hissediyorum. Bu duygularla kalbim güvercin gibi titrerken beşerin en yücesinin yanına varıyorum. Varıyorum varmasına ama nasıl çıkarım Rasûl’ün karşısına? O’na layık bir ümmet olabildim mi ben? Bu utanç içerisinde ilk selamımı veriyorum gül yüzlü Peygamberime.

Es-salâtu ve’s-selâmu aleyke yâ Rasûlallah, es-salâtu ve’s-selâmu aleyke yâ habiballah, es-salâtu ve’s-selâmu aleyke rahmeten li’l- âlemîn…                      

 Ardından gözlerimden akan yaşlar ile salâtlar, selamlar, dualar dökülüyor dudaklarımdan.

 “ Allah’ım! Uğruna kâinatı yarattığın habibin Hz. Muhammed (s.a.s) hürmetine affeyle beni ya Rabbim. Sen affedicisin, affetmeyi seversin affeyle beni Allah’ım… ” 

Daha sonra Peygamberimizin “Kabrimle minberim arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir.” buyurduğu o cennet bahçesinde namazımı kılarak içim buruk bir şekilde ayrılıyorum Rasûl’ün huzurundan…”

Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.