Örneği Örnek Almak

Mescid-i Nebî inşaatı bitmiş, orası sadece ibadet mekânı olarak değil, devlet merkezi olarak da işleve başlamıştı. Bu güzel inşaatla beraber, mescide bitişik odalar da yapıldı. Bu odalar Rasûlüllah Aleyhisselâm’ın evi oluyordu. O güne kadar Hz. Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evinde kalan Peygamberimiz de, artık kendi evine taşınmıştı. [1]

Yine aynı şekilde Mescid-i Nebî’nin arka tarafına Ashâb-ı Suffa adı verilen eğitim ve öğretim kurumu da yapılmıştı.

Mescid-i Nebi bittikten sonra, Rasûlüllah Aleyhisselâm artık orada sohbet ve ders yapmaya başladı. Rasûlüllah’ın sohbetini dinlemek isteyen herkes, mescide geliyordu artık. Hanımıyla-erkeğiyle, yaşlısıyla-genciyle, çocuklara varıncaya kadar, bütün Müslümanlar burada eğitim görüyorlardı.

Yeni bir nesil-toplum, Asr-ı Saadet toplumu oluşuyordu. Bu nesil, Peygamberimiz Aleyhisselâm’ı örnek alıp İslâm insanı olarak, bütün insanlığa örnek olacaktı.

Sürekli nâzil olan Âyetleri ilk ağızdan, sıcağı sıcağına dinlemek ve hemen öğrenip hayatlarına geçirmek, en büyük zevkleri olmuştu.

Bu yeni nesil Kur’ân ve Sünnet ile şekilleniyordu... Yani Âyet ve Hadîslere göre bir hayat yaşama gayreti içine girmişlerdi…

Her geçen gün daha bir aşkla öğrenmeye ve öğrendiklerini de yine büyük bir aşkla yaşamaya çalışıyorlardı. 

Oturmasını, kalkmasını; konuşmasını, susmasını, her şeylerini, her şeyleri edindikleri Rasûlüllah Aleyhisselâm’dan görüp öğreniyorlardı.

Yesrib, Medine olur olmaz, şehrin ismiyle beraber bütün her şey değişmeye başlamıştı. Bu anlamlı değişim, sadece belli bir alanda olmuyordu. Dîni, siyasi, askeri, hukûki, sosyal, kültürel, ekonomik, eğitim-öğretim ve diğer bütün alanlarda çok büyük bir değişim başlamış, artan bir ivme ve kalitesiyle devam ediyordu.

Yapılanma çok ciddiydi. Bir alanda yapılan çalışma, diğer alanı ihmal ettirmiyordu. Her bir oluşum, yeni bir oluşuma kapı aralıyordu. Aynı zamanda da yapılan bütün değişiklikler, hem birbirlerini tamamlıyor ve hem de bütünüyle destekliyordu. İşte bundan dolayı her şey bir başka güzel işliyordu.

Yapılanmaların temelinde inanç yapılanması geliyordu tabi. İnancın öğrenilmesi ve hayata geçirilmesi onu takip etmişti. Mekke’den gelen muhâcirlerin karşılanıp uygun evlerde misafir edilmesi, muhacirlerle her şeyin paylaşılması çok üst düzey bir oluşumdu. İnanç yapılanması, amel yapılanması, sosyal yapılanma, siyasi yapılanma, ekonomik yapılanma… gibi çok çeşitli yapılanmalar sürüp gidiyordu.

İşte bu yapılanmalardan biri de Mescid-i Nebi inşaatı idi. Daha önce de geçtiği gibi Mescid yapımında, başta Peygamberimiz Aleyhisselâm olmak üzere, hanımıyla-erkeğiyle, yaşlısıyla-genciyle, sağlıklısıyla-özürlüsüyle, küçük çocuklara varıncaya kadar, Muhâcir-Ensâr bütün Sahâbîler canla başla çalışmışlar, Mescid kısa sürede bitirilmişti.

Çalışma esnasında Sahâbîler’in sergilemiş olduğu performans görülmeye değerdi. Şunu yap, bunu et; şunu götür, bunu getir gibi emirlere ve iş göstermelere meydan vermeden, neyin yapılması gerektiğini bilerek onu yapmaya çalıştıklarını görüyoruz.

Peygamberimiz Aleyhisselâm’ı o kadar çok seviyorlardı ki, bunu hiçbir şey ifade demezdi. İşte bundan dolayı O’nun bir tebessümü için canlarını bile vermeye hazırdılar. Bu engin sevgi ve muhabbetle çalışıyor, sevgi ve muhabbet iş görüyorlardı.

Rasûlüllah Aleyhisselâm’ı seven herkesin yapması gereken şeydi bu. Seven, sevdiğine severek itaat eder çünkü.

Sadece mescidde değil, her yerde ve her zaman hep O’nunla olmaya çalışan Sahâbîler, O’na yakın olmanın yanında, mübarek nurlu yüzüne bakmanın da zevkini tadıyorlardı.

Mescid-i Nebi’de sohbet ve dersler, her gün aynı günde veya aynı saatte olmuyordu. Şartlara göre gün ve saatleri değişiyordu. Genç-yaşlı, kadın-erkek, çalışan-işveren, tüccar-esnaf, köylü-çiftçi… Bütün halkın her kesiminin katılacağı zamanlar dikkate alınıyor, böylece okumak-öğrenmek isteyen herkese fırsat verilmiş oluyordu.

Şu gün ve şu saatte şu ders ver, şu gün ve şu saatte bu sohbet var, şu günü gel gibi bir teklif, hatırlatma ve bilgilendirme olmadan, o takip ediyor ve hiçbir dersi de kaçırmıyorlardı. Yani sürekli arananlardan değil, sürekli arayanlardandılar.

Oysa bugün öyle insanlar vardı ki, ders veya sohbet gününü ve saatini birisi haber vermese, hiç oralı bile olmuyorlardı. Kim neye önem verirse onu takip ederdi. Ders ve sohbetleri bu şekilde takip etmeyenler, bu ciddi olayı tam anlamıyla kavramış olmuyorlardı.

Dinin, sadece insanla Allah arasında bir ilişki olduğuna, yalnızca mescidlerde, kiliselerde ve havralarda mahsur bulunduğunu iddia edenlere karşı, Medine’de bir İslâm devletinin kurulmuş olması, özellikle günümüz Müslümanı için üzerinde ciddiyetle durması gereken yaşanmış bir hakikattir. Zira din, onların iddia ettikleri gibi olsaydı, Peygamberimiz Aleyhisselâm, hicret etmez, Mekke’de kalmaya razı olur müşriklerden, inançlarına ilişmemelerini istemekle yetinir ve kendisi de onların inançlarına ilişmezdi. Müşrikler de belki bu hale razı olurlardı. Zaten onlar, Peygamberimiz Aleyhisselâm’ın iyi bir ahlaka, doğruluğa, şerefe ve yüksek bir nesebe- sahip olduğunu biliyorlardı. Ama Rasûlüllah’ın Risâleti’nin etkisi, bundan daha büyük ve pratiği bundan daha kapsamlıydı.

Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah bu devlet için, aileden cemaate, savaşta ve barışta insani ilişkilere kadar bütün detaylarıyla işi ele alan bir toplum oluşturmanın temellerini atmıştı. Bu arada kısaca İslâm devletinin sosyal ve uluslararası hedeflerine işaret etmek istiyorum. Bu hedeflerin ilki, fertleri eğitmektir. Bu fertlerden, İslâm’a uygun gruplar oluşturulacak, bu gruplardan da bir toplum meydana gelecektir. Toplumu kötülüklerden arındırmak için ibadetler farz kılınmış hükümleri infaz edilmiştir. Amaç, iyi kimseleri, kötülerin şerlerinden korumaktır.

İslamiyet, erdemli bir aileyi oluşturmayı hedeflemiştir. Çünkü aile, sosyal yapının çekirdeğidir. Sosyal yapıyı kurmak için dikilen ilk sütundur. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm, aileyle ilgili hükümleri açıklamış karı-koca, baba-evlat arasındaki hak ve yükümlülükleri izah etmiştir.

İbadet ve muamelelerle ilgili şer’i hükümler özet olarak geldikleri halde, o hükümleri Peygamberimiz Aleyhisselâm sadece sözle değil, aynı zamanda uygulamayla da açıklamıştır. Ama aileyle ilgili hükümler Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Allah tarafından konulmuştur. Eşlerin birbirine karşı yükümlülüklerini, ailevi ilişkileri, bir afete uğramaları halinde bu ilişkileri tedavi etmenin yollarını beyan buyurmuştur. [2]

Peygamberimiz Aleyhisselâm, hem örnek bir nesil yetiştirmiş ve hem de örnek bir devlet kurmuştu. Müslümanlar olarak bize düşen de Peygamber Efendimiz’i örnek almaktır.

Sallallahu aleyhi ve sellem…



[1] İbn İshâk - İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, c. 2, s. 141.

[2] Muhammed Ebû Zehra, Son Peygamber Hz. Muhammed, c. 2, s. 141-143.

Yazar: