İslam'da Bayram Telâkkisi

Bayramlar sevinç ve eğlencenin demidir. Coşku ve mutluluğun doyasıya hissedildiği anlardır. İnsanların bir araya gelerek hoşça vakit geçirdikleri zamanlardır. Bu günlerin en iyi şekilde değerlendirilmesi, gayesine binaen idrak edilmesi Efendimizin(s.a.s) sünnetine uymak ile mümkündür. Zira O’nun (s.a.s)   uygulamalarında bayramlar, sadece eğlenerek geçirilecek bir tatil müddeti olarak algılanmamaktadır. Aksine yeme-içme ve eğlencenin yanında zikrullahın da önemli bir yer teşkil ettiği günlerdir. “Teşrik günleri yeme-içme ve Allah’a zikretme günleridir.” (Müslim, Sıyam 144,1141) Yine; Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm, İbnu Huzafe’yi bayramda insanlara “Bu günler yeme içme ve Allah’ı anma (zikrullah) günleridir.” diye ilan etmek üzere görevlendirmiştir.

Bayramlar arefelerinden itibaren af ve mağfiretin bir vesilesi bilinmelidir. Zira Efendimiz (s.a.s) “Kim her iki bayramın da gecesini, Allah’tan sevap umarak ibadetle geçirirse kalplerin öldüğü günde kalbi ölmez.” buyurarak bizlere hidayet ekseninde geçirilecek dünya ve ahiret hayatının anahtarını vermiştir. Dünyanın süslü cazibelerine aldanmayacak bir kalp ya da kıyametin dehşetinde selamet içerisinde bulunacak bir gönül hepimizin arzusudur.

Bayramlar Zikir Günleridir

Bayramın mutad olan sabah namazının dışında bu günlere has bir namaz ile başlaması ve topluca ibadet edilmesi bu günlerin dinî atmosferden uzak tutulmaması gerektiğini bizlere işaret eder.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.s) bir kurban bayramı hutbesinde şu ifadelerde bulunmuştur: “Bugün bayramdır. Bayramımıza önce namaz kılarak başlıyoruz. Sonra evlerimize dönüp kurbanlarımızı keseceğiz. Kim bu şekilde hareket ederse bayramı sünnetimize uygun olarak kutlamış olur.” (İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, c. 4, s. 527.)

Allah’ı anmanın ve O’na şükretmenin belki de en güzel zamanları olan bayramları, bu minval üzere geçirmek, ebedi saadetin kapılarını açmak hususunda önemli bir vesile teşkil edecektir.

Mübarek Ramazan ayının hemen ardından gelen Ramazan bayramı müminler için, hem oruç gibi eşsiz bir ibadeti eda etmenin sevincini tatma hem de ibadetlerimizin kabulü adına topluca dualaşma anlamı taşır. Bu sebeple Ashab-ı Kiram efendilerimizin bayram tebrikleşmesi “Allah bizden de sizden de kabul etsin.” anlamında niyaz ifadesi ile gerçekleşirdi.

Bayramlarda Yeme ve İçme Teşvik Edilmiştir

Bayram günlerinde oruç tutmak kesinlikle yasaklanmıştır. Müminlerin bayramı niteliğinde olan Cuma günlerinde dahi oruç tutmak hoş görülmemiştir. Bu günler Allah’ın nimetlerini tatma ve şükretme zamanlarıdır.

Yeme ve içmenin israfa kaçmadan helal dairede tutulması da diğer bir mecburiyettir. Müslümanca yaşamanın ve kutlamalarda bulunmanın idrakinde olmak,  aşırıya gitmemeyi ve Allah’ın rızası ekseninden ayrılmamayı gerektirir.

Eğlenmek ve Sevinç Tezahürlerinde Bulunmak Bayramın Gereğidir

Efendimizin uygulamalarından bayramlarda eğlenmenin caiz olduğunu anlıyoruz. Âlimlerimiz, dinin özüne ters düşmeyen eğlenceler vasıtası ile neşelenip mutlu olmanın bayramın bir gereği olduğunu ifade etmişlerdir. Müminlere Rablerinden birer hediye mahiyetinde bahşedilen bayramlar sebebi ile sevinç duymak ve mutluluğu açıkça ortaya koymak, Allah’a şükretmenin bir göstergesi olacaktır.

Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın bayram günlerinde davula vurarak şarkı söyleyen kız çocuklarını dinlediğini, hem çalıp hem de çeşitli oyunlar sergileyen Habeşîleri seyrettiğini ve zevcelerine de seyretmeleri için müsaade ettiğini ifade eden rivayetler mevcuttur.

Hz. Aişe’den (r. anha) gelen rivayetlerden bir tanesi şöyledir: “Bir bayram günü, kulağımıza gürültü ve çocukların bağrışmaları gelmişti. Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm kalkıp kapıdan dışarı baktı. Meğer bu gelenler çalıp oynayan bir Habeşli gruptu. Küçük kılıç kalkanları ile oynuyorlardı. Çocuklar da etraflarında halka olmuş onları seyrediyorlardı. Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm bana “Ey Aişe, sen de gel, seyret.” dedi.” Başka rivayetlerde de Hz. Aişe’nin kendi isteği ile çekilene dek seyretmeye devam ettiği yer alır.

Bayram gününde musiki dinlenmesine de izin veren rivayetler mevcuttur. Hz. Aişe’den gelen bir rivayette; iki kız çocuğu veya iki köle kadının def çalıp Buas Harbi üzerine türküler söylemesine Efendimizin (s.a.s) müsaade ettiği yer alır. O esnada Ebû Bekr’in (r.anh) içeri girmesi ve onları azarlaması üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle cevap verir: “Ey Ebû Bekir, bırak onları söylesinler, her milletin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır.”

Bayramların Kıymetini Bilmeli, Onları Gereği Gibi Değerlendirmeliyiz.

Bayramlar bizler için şehrin kalabalığından uzaklaşıp bir köşede kendimize ayıracağımız zaman dilimleri değil bilakis sıla-ı rahim yaparak sevaplarımızı artıracağımız kıymetli kazanç vesileleri olmalıdır.

Eş, dost, akraba ile görüşülmeli ve onların durumları hakkında bilgi sahibi olunmalıdır. Çevremizde maddi imkânları sınırlı olan insanları araştırmalı ve onların da bayramı bayram gibi yaşamaları için elimizden geleni yapmalıyız. Bayramın sevinç ve mutluluğunu yaşayıp yaşatma konusunda gayret sahibi olmalıyız.

Kin, nefret duygularının unutulduğu af ve merhamet duygularının yoğunlaştığı bu iklimde bizler de kalplerimizi yumuşatmalı, küskünlük ve dargınlıklarımızı ortadan kaldırmalıyız. Atalarımızın “Müminin dargınlığı bir tülbentin kuruması kadardır.” ifadesine uymak, bizleri Allah katında olduğumuzdan daha hayırlı hale getirecektir.

Rabbim, tutacağımız oruçları kabul buyursun ve bizleri bayrama hak kazanan kullarından eylesin…  Âmin…

 

Yazar: