Kardeşlik Destanı

Kardeşlik Destanı

Peygamberimiz Aleyhisselâm’ın öncülüğünde büyük bir özveri ile çalışan Sahâbîler, melekleri bile imrendirecek kadar güzel işler yapıyorlardı. Bu yoğun çalışmalardan biri ve en önemlisi de Mescid-i Nebi inşaatı idi. Hanımıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle, özürlüsüyle sağlıklısıyla ve hatta çocuklara varıncaya kadar, bütün Sahâbîler seferber olmuşlardı…

Mescid-i Nebî inşaatı sürerken, başka icraatlar da sürüp gidiyordu. Bunların en önemlilerinden biri de uhuvvet dediğimiz Muhâcirler ile Ensâr arasındaki kardeşliktir. Bu öyle bir kardeşlikti ki, dünya tarihinde bunun başka bir örneği yoktur! İşte bundan dolayı biz bu meşhur uhuvvet olayına kardeşlik destanı dedik!

Bu destan, aslında daha hicretin ilk günlerinde başlamıştı… 

Medineli Müslümanlar (Ensar), Mekkeli Müslümanları (Muhâcirleri), Medine’ye daha ilk geldikleri gün evlerinde ağırlamak için, birbirleriyle yarışa girmişlerdi. Hem öyle ki, “ben misafir edeceğim”, “yok ben misafir edeceğim”, “hayır, ben”, “biz ne diye duruyoruz burada”, “muhâcir kardeşlerimizi biz misafir edeceğiz” diyerek, her biri sadece kendi başlarına değil, ailece ileri atılmışlardı! Bu kıymetli misafirleri aralarında paylaşamadıkları zaman da kura çekmişlerdi! Günümüz tabiriyle Ensâr-ı Kirâm, Muhâcir kardeşlerini kapışmışlardı âdeta! 1

İslâm ile beraber yeni bir kalıba dökülen Ensâr, bu kadarla da kalmadılar! Rasûlullah Aleyhisselâm Efendimiz’e teklif üzerine teklif sundular.

- Yâ Rasûlallah! Hurmalıklarımızı da, Muhacir kardeşlerimizle aramızda bölüştür!

- “Hayır!”

- Ama onlar her şeylerini terk ederek geldiler buraya!

- “Hurmalıklarınızı bölüştürmek olmaz!”

- Öyle olmazsa, hurmalıklarımızın bakım ve sulama zahmetini muhâcir kardeşlerimiz üstlensinler, biz de bu kardeşlerimizi hurma mahsulüne ortak yapalım!

- “En uygunu budur!”

Ensâr’ın teklifi ve Rasûlullah Aleyhisselâm’ın böyle buyurması üzerine, Muhâcir-Ensâr hep beraber haykırdılar…

- İşittik ve itaat ettik!

Bunu da az gören Ensâr, yeni bir teklif ile o temiz gönüllerini dile getirdiler…

- Yâ Rasûlallah! Hurmalıklarımızla yetinmeyiniz! Hem kendiniz için ve hem de muhâcir kardeşlerimiz için, evlerimizi de alıp, aramızda bölüştürünüz!

- “Allah Teâlâ malınızı mülkünüzü ve ehlinizi bereketli kılsın! Bu kadarı olmaz!”

- Hiç olmazsa arazilerimizi bölüştür!

- “Arazilerinizin de hepsi olmaz! Birazını bölüştürelim öyleyse!” 2

- İşittik ve itaat ettik!

- Allah ve Rasûlü’ne canımız kurban!

Ensâr-ı Kirâm’ın bu içten ısrarları üzerine, Rasûlullah Aleyhisselâm onların arazilerinden bir kısmını da muhâcirler arasında taksim etti.

Bütün bunlar hicret ile başlayan güzelliklerdi. Her geçen gün yeni bir güzellik ile güzel insanlar, güzelliğin zirvesinde cevelan ediyorlardı.

Hicretin üzerinden beş ay geçmişti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, sevgili Ashâbı ile sürekli yeni icraatlardaydı. Hicret sonrasında hiçbir muhâcir ortalıkta kalmamıştı. Aç ve açıkta kalmamıştı. Medine Müslümanları olan Ensâr, büyük bir muhabbetle muhâcir kardeşlerine sahip çıkmışlardı.

Buna rağmen yeni bir destanın işaretleri görülmeye başlandı. Rasûlullah Aleyhisselâm ilk günden bu yana sürekli yanında olan Ensâr çocuklarından Hz. Enes bin Mâlik ile onun üvey babası Hz. Ebû Talha’ya baktı. Baba-oğul büyük bir muhabbetle atıldılar:

- Yâ Rasûlallah! Canımızla beraber her şeyimiz Allah ve Rasûlü’ne feda olsun! Bir arzunuz mu vardı?

Rasûlullah Aleyhisselâm güneşi bile gölgede bırakan bir tebessümle buyurdular:

- “Muhâcir ve Ensâr sizin evinizde toplansın!” 3

- İşittik ve itaat ettik! Hemen yâ Rasûlallah!

Hz. Ebû Talha, yaşı küçük fakat anlayışı oldukça büyük olan oğulluğu Hz. Enes ile beraber hemen evlerine döndüler. Medine’nin ilk Müslümanlarından ve en önde gelenlerinden biri olan Hz. Ümmü Süleym Rumeysâ, kocası ile oğlunu her zamanki gibi yine muhabbetle karşıladı.

- Müjdeli bir haberle gelmiş gibisiniz!

- Rasûlullah’ın selâmını getirdik sevgili annem!

- Rasûlullah’ın selâmına ve aleykum selâm sevgili yavrum!

- Rasûlullah Aleyhisselâm, Muhâcirler ile Ensâr kardeşlerimizi bizim evde toplamamızı istedi ey Rumeysâ!

- Rasûlullah Aleyhisselâm’ın isteği başım üstüne ey Ebû Talha!

- Biz de Enes ile beraber dolaşarak Muhâcir-Ensâr kardeşlerimizi davet ettik. İşte bak, gelmeye başladılar bile.

- Hoş safa geldiler.

Muhâcir-Ensâr gelip yerleşince, Rasûlullah Aleyhisselâm’a haber vermek için koşan Hz. Enes radıyallahu anhu yine çok heyecanlıydı. Hicretin ilk günlerinden beri Rasûlullah’ın yanında olup, O’nun hizmetini gördüğü halde, O’na doyamıyordu bir türlü. İşte yine bu birliktelik için koşuyordu.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de gelince, ev bir başka nurlandı. Hem nurlandı ve hem de onurlandı!

Rasûlullah Aleyhisselâm, bizzat kendisi yanına bir Ensâr ile bir Muhâcir çağırıyor, onları birbirine kardeş yaparak gönderiyordu. Bu şekilde hem evi hem de evin avlusu ile bahçesini dolduran Ashâb-ı Kirâm, Ensâr-Muhâcir kardeş oldular. Ev sahipleri de bu oluşuma hem şahit olmuşlar hem de böylesine kıymetli misafirleri evlerinde ağırlamanın onurunu yaşamışlardı. Bununla da yetinmeyen ev sahipleri, bahçeye açtıkları upuzun sofralarla, mükemmel bir de ziyafet çekmişlerdi. Rasûlullah Aleyhisselâm’ın duâsına da mazhar

olmuşlardı tabi…

- “Allah Teâlâ Hazretleri, evinizi bereketlendirsin! Aile halkınıza da sağlık ve âfiyet versin! Allah hepimizi merhametiyle kuşatsın!” 4

- Her şeyimiz Allah ve Rasûlü’ne feda olsun!

İslâm Târihi sayfalarına altın harflerle yazılan bu olaya uhuvvet denmektedir. Muhâcir ile Ensâr arasındaki kardeşlik! Yemek ikramından sonra, her bir kardeş kendisine kardeş yapılan kardeşini alıp evine götürdü. İhvan ihvanıyla beraberdi artık! Kardeş kardeşiyle beraberdi yani!

Uhuvvet ya da ihvan denen bu sahnede kaç Sahâbî vardı sorusu, kaynaklarımızda farklı rivâyetlerle cevabını bulmuştur.

Hz. Enes bin Malik’in evinde ikişer ikişer kardeş yapılan Müslümanların sayısı 45’i Mekkeli Muhâcirler’den, 45’i Medineli Ensâr’dan olmak üzere 90 kişiydi.5 Onların 50’si Muhâcirler’den, 50’si de Ensâr’dan olmak üzere, 100 kişi olduklarını söyleyenler de vardır.6 22’şerden 44 kişinin7, 41’erden 82 kişinin8, 56’şardan 112 kişinin ismini tesbit etmişlerdir.9 Bu durumda kaynaklarda isimleri açıklananların sayısının 124’ü bulduğu görülür.10 Her zaman ifade ettiğimiz gibi en doğrusunu Allah bilir.

Bu kardeşlik, maddî ve manevî yardımlaşma ve birbirlerine çoluk-çocuklarından önce varis olma esasına dayanıyordu. Destansı kardeşlikten doğan varis olma hükmü Enfâl Sûresi’nin Bedir savaşından sonra inen 75. âyeti ile kaldırılmış; bu kardeşlik yardıma, yedirip içirmeye, bir de öğüde münhasır kılınmıştır.

Evet, bilindiği gibi “kardeş”; aynı anne ve babadan doğan ve ortak değerlere sahip olan kimselere denir. Kardeş denildiği zaman genellikle akla ilk gelen budur ve doğrudur. Bu kardeşlik türüne “soy-sop kardeşliği” denir. Ancak bunun üstünde bir de “din-inanç kardeşliği” vardır ki, bu da anlatmaya çalıştığımız meşhur kardeşlik destanıdır.

“İslâm kardeşliği” her şeyden önce bütün ilkeleriyle “akîde” yani “inanç” temeli üzerine kurulmuştur. Bunun en büyük delillerinden biri “Mü’minler ancak kardeştirler” bir diğer anlamda “Ancak mü’minler kardeştir” Âyet-i Kerîme’sidir. 11 Görüldüğü gibi burada açıkça “ancak îmân bağı” ile bir araya gelenler kardeş olarak kabul edilmektedirler. Memleketi, milliyeti, ırkı, rengi, cinsiyeti ne olursa olsun, hangi dili konuşuyor olursa olsunlar, Müslüman oldukları sürece, bunların hepsi birbirleriyle kardeştirler. İşte bundan dolayı inanan insanları birbirlerine bağlayan en öncelikli bağ, hiç şüphesiz ki inanç bağıdır ve bu bağ, bütün bağların üstündedir.

Başka hiçbir şey olmasa bile şu Hadîs-i Şerîfler, kardeşliği ne güzel anlatıyor bize…

“Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz kanaat, itham), sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının (özel) konuştuklarını dinlemeyin, ayıplarını araştırmayın, birbirinize karşı öğünüp böbürlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın, kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Allah’ın size emrettiği gibi kardeş olun!”

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir: Ona haksızlık etmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçük görmez. (Rasûlullah Aleyhisselâm mübarek göğsüne işaret ederek buyuruyor) Takvâ buradadır, takvâ buradadır!”

“Kişiye, Müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter. Müslüman’ın her şeyi, kanı, namusu ve malı Müslüman’a haramdır!”

“Şüphesiz ki Allah, sizin bedenlerinize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalplerinize kıymet verir.”

“Birbirinize haset etmeyin. Başkalarının ayıplarını araştırmayın, (özel) konuştuklarını dinlemeyin, müşteri kızıştırmayın. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!”

“Birbirinizle alâkayı kesmeyin! Birbirinize sırt dönmeyin! Birbirinize kin tutmayın! Birbirinize haset etmeyin! Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!” 12

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir” Kardeş ile kardeş olmak! Kardeşi kardeş bilmek! Kardeşi candan arkadaş ve sadık dost bilmek! Kardeşlerle her şeyi paylaşarak, “paylaşım kardeşi” olmak! Bollukta ve darlıkta, sevinçte ve kederde, sağlıkta ve hastalıkta, her zaman ve her yerde kardeşle kardeş olmak! Kardeş ile kardeşçe geçinmek! Kardeşi kardeş gibi sevip sayarak kollamak! Kardeş ile kardeşlik için her şeyi göze almak! Sadece konuşmak ya da dinlemek değil, kardeşliğin gereğini bilfiil yaşamak! Bütün bunlar olmadan kardeşlik iddiası boş laftan öte geçmez.

Kur’ân ve Sünnet çerçeveli kardeşlik, kardeşin her şeyi ile ilgilenmekten öte, hayatı paylaşmayı ister. Kısaca ifade etmek gerekirse, İslâm kardeşliği, bütün hayatımıza yansıması gereken bir hayat biçimidir.

Her şeyimizde olduğu gibi, İslâm kardeşliğinde de, sözden fiiliyata geçişte en güzel örnek Peygamberimiz Aleyhisselâm ve Sahâbe-i Kirâm’dır. “Peygamberimiz ve Ashâb’ı en güzel örnektir” demek başka, “en güzel örneği örnek almak” ise başkadır.

İslâm kardeşliği soy-sop kardeşliğinden daha önde geldiği için, ırk, ülke ve sınır tanımaz bir muhtevaya sahiptir. Çerçevesi bütün Müslümanları içine alır. Kardeşlerin kardeşliklerini sözden öte, fiiliyatta isteyen bir kardeşliktir bu. Kardeş, kardeşini gerçekten kardeş bilirse, kardeş, kardeşine kardeşçe davranır. Kardeşin kardeşe kardeşçe davranmadığı yerde, kardeşlikten söz edilemez!

Dünyanın neresinde olursak olalım bir Müslüman olarak, Müslüman kardeşlerimizin dertleriyle dertlenmeli, onları görüp gözetmeliyiz. Ne olursa olsun, kardeşlerimizden asla kopmamalıyız. Peygamberimiz Aleyhisselâm’ın buyruklarına dikkat etmeliyiz…

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona (Müslüman Müslüman’a) zulmetmez; onu haksızlık edenin eline bırakmaz (tehlikede bırakmaz, düşmana teslim etmez)! Bir kimse, Müslüman kardeşinin ihtiyacını yerine getirirse (görürse), Allah da ona yardım eder (onun ihtiyacını görür). Bir kimse bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse (sıkıntısından kurtarırsa), Allah da ona mukabil kıyamet gününün sıkıntılarından birini giderir! Bir kimse bir Müslüman’ın ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter!” 13

Sadece bu Hadîs değil, kardeşlik konusunda çokça Hadîs-i Şerîf vardır. Kur’ân ve Sünnet, İslâm kardeşliği üzerine çok ciddi talimatlar veriyor bize. Biz bunca Âyet ve Hadîsler’i ezberlesek bile, İslâm ahkâmına göre yaşamadığımız sürece bir şey ifade etmez ki! Öyleyse hem okuyup öğreneceğiz hem de hükmünce amel edeceğiz!

Her şey bir yana, bize “kardeşlerim” 14 diyen ve bizi gerçekten “kardeş” bilen bir Peygamberimiz var bizim. O’nun, bu içten hitabına ve kardeşlik çağrısına karşı, bizim kardeşlik durumumuzu yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor!

Çok önemli olduğu için altını çizerek tekrarlayalım ki, hangi memleket ve milletten olursa olsun, Müslüman olduğu sürece, onlar bizim kardeşlerimizdir. Kardeşlerimize karşı kardeşlik görevlerimiz vardır. Bu görevleri de elimizden geldiğince yapmaya çalışmalıyız.

İslâm kardeşliğinin bir yönü daha var ki, çok önemli olduğu halde, her nedense genellikle gözden kaçar. Başka memleket ve milletler, Müslüman oldukları sürece bizim kardeşimiz oluyorsa; anne ve babamız, anne baba bir kardeşlerimiz, eşimiz, çocuklarımız ve yakınlarımız bu kardeşlikte, diğer kardeşlere nazaran iki defa daha fazla hak sahibidirler. Yani

hem anne babamız hem de Müslüman kardeşimiz, hem eşimiz ve çocuklarımız, hem de Müslüman kardeşlerimiz!

Lütfen dikkat edelim! Müslüman Müslüman’a dargın olmayacaksa, yakın akrabalarımız arasındaki dargınlıkları nasıl anlayacağız? Anne ve baba çocuklarına dargın, çocuklar anne ve babalarına dargın, eşler birbirlerine dargın olurlarsa, bunların İslâm kardeşliğini yeniden gözden geçirmeleri gerekmiyor mu? Duyuyor musunuz beni ey Müslüman kardeşlerim! Kendi anne ve babasıyla, kendi çocuklarıyla, kendi eşiyle dargın olup, bunu sürdürenler, kıyamet günü Allah’a nasıl hesap verecekler? Rasûlullah Aleyhisselâm’ın mübarek yüzlerine ne yüzle bakacaklar? 15

Öyleyse dargınlık ve kırgınlık putlarını kıralım artık! Her birimiz birer İslâm kardeşi isek, kardeşlerimizle kardeş olalım! Kardeşliği, kardeşlik ilkesini koyan Allah ve Rasûlü buyruğu çerçevesinde yaşayalım!

Peygamber Efendimiz bizden bunu istiyor çünkü!

Sallallahu aleyhi ve sellem…

.

.

.

.


1 İbn İshâk - İbn Hişâm, es-Sîre, c. 2, s. 121.

2 Süheylî, er-Ravdu’l-Unuf fî Şerhi’s-Sîretü’n-Nebeviyye li’bni Hişâm, c. 4, s. 296.

3 İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe, c. 4, s. 363, 364.

4 Diyarbekrî, Târihu’l-Hâmis fî Ahvâl-i Enfüsî Nafis, c. 1, s. 343.

5 Mustafa Âsım Köksal, İslâm Tarihi, c. 3, s. 80-82.

6 İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, c. 1, s. 238.

7 Belâzürî, Ensâbu’l-Eşrâf, c. 1, s. 270-271.

8 İbn Seyyidü’n-Nâs, Uyûnü’l-Eser fî Fünûni’l-Megazi ve’s-Siyer, c. 1, s. 201-202.

9 İbn Habîb, el-Muhabber, s. 71, 75.

10 İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, c. 2, s. 151, 152, İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, c. 3, s. 23, 600; Belâzürî, Ensâbu’l-Eşrâf, c. 1, s. 270, 271.

11 Kur’ân-ı Kerim, Hucurât, 49/10.

12 Müslim, Birr 28-34.

13 Buhârî, Edeb 57, 58, 62, Mezâlim ve’l-Gasb, 3; Müslim, Birr 23, 24, 28, 30-32.

14 Müslim, Taharet 39. 15 Âdem Saraç, Kardeşlerin Kardeşlikleri; Tomurcuk Dergisi, Aralık 2014, Sayı 2, s. 19-20.

Yazar: