Pehlivanı Yenen Peygamber

Ezgi ALTINTAŞ / 11. Sınıf Öğrencisi

Peygamberimiz, insanların kalplerini İslam’a ısındırmak için nice çileler çekmiş, eziyetlere katlanmıştı. Uzun uğraşlar sonunda pek çok kimsenin kurtuluşuna vesile olmuşancak bazılarını inadından vazgeçirememişti. Mekke ve Kureyş’in ileri gelenlerinin körü körüne olan bağlılıklarını kırmak epey zordu.

İnanmayanlarne yaparsa yapsın Peygamberimiz (s.a.s) sabırla “Onlar ne yaptıklarının farkında değiller.” diyerek hiçbir çıkar gözetmeden İslam davetine devam ediyordu. Ancak onlar ısrarla direniyorlardı. Peygamberimiz tebliğine en yakınlarından başlamış ve davetini halka halka genişletmişti. Davetinin en önemli muhatabı, kendi kabilesi olan Kureyş’ti.

Rükâne bin Abdi Yezid,Kureyş’in en meşhur ve en güçlü pehlivanıydı. Fakat aynı zamandaPeygamber’e kin besleyen müşriklerden biriydi. Acaba bu güçlü pehlivan, ileride iman edecek ve gerçek bir pehlivan olabilecek miydi?

Peygamberimiz bir gün Mekke dağlarında Rükâne’yerastladı. Rasûl-İ Ekrem (s.a.s) ‘Ey Rükâne, sen hâlâ davet ettiğim şeye yaklaşmamaya ve Allah’tan korkmamaya kararlı mısın?’ dedi. Rükâne ‘Eğer davet ettiğin şeyin gerçek olduğuna inansaydım, sana tâbi olurdum.’ cevabını verdi ve ekledi ‘Ey Muhammed, beni güreşte yenebilirsen sana ve davet ettiğin şeye iman ederim.’ Peygamberimiz, güreşi bir şartla kabul etti: ‘Ben seni mağlup edersem, söylediklerimi kabul edip Allah’a inanacak mısın?’

Rükâneyenilemez olduğuna inancı tam bir hâlde: ‘Evet, beni yenersen sana iman edeceğim yahut koyunlarımı sana vereceğim. Ama eğer ben seni yenecek olursam bu anlattıklarından vazgeçecek misin?’dedi. Peygamberimiz, 50 yaşına yaklaşmış olmasına rağmen Rükâne’nin teklifini kabul etti ve bu ünlü pehlivanı ilk tutuşunda yere serdi. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış ya; Rükâne, Peygamberimize ‘Haydi bir daha güreşelim.’ dedi. Peygamber Efendimiz, pehlivanı yine mağlup etti. Rükâne’nin ısrarı giderek artıyordu. “Haydi, be amcaoğlu bir daha!” Peygamberimiz, yenilgiye doymayan pehlivanı yine mağlup etti.

Rükâneneye uğradığını şaşırmış bir hâldeydi. Gökten haber aldığını söyleyen bir adam çıkagelmiş, sadece kendisine inansın diye onunla güreşe tutuşmuştu. Asıl şaşkınlık verici olan ise nice pehlivanlar Rükâne’yi yenememişken, bu adam ilk tutuşunda onu nasıl mağlup etmişti! Bu uğraşlar ne içindi? Savunduğu şeyler bu kadar mı önemliydi ki uğruna bunca şeyi göze alıyordu? Dahası bu nasıl bir güçtü? Rükâne aklından geçenleri Hz. Muhammed’e iletti, “Ey Muhammed çok şaşırdım doğrusu, nasıl olur da beni yenersin?”

 Rasûl-i Ekrem, kendisine, “Şaşıracağın başka bir şey daha var. Şuradaki semure ağacının nasıl yürüdüğüne bak.” dedi. Ve Peygamberimizin emriyle ağaç,yeri yara yara ilerledi. “Sen gördüğüm en iyi sihirbazsın.” diye fısıldadı Rükâne. Şaşkınlığını ve korkusunu dışa vurarak ağacın yerine gönderilmesi için Efendimizden ricada bulundu. Peygamberimiz ağaca Allah’ın izniyle dönmesini emretti ve ağaç yerine döndü. Bunca şeyden sonra Rükâne’ye Müslüman olup olmadığını sordu. Rükâne’nin “Müslüman olmam.”cevabı üzerineEfendimiz: “O zaman anlaşmada kararlaştırıldığı gibi ben de senin koyunlarını alırım.” buyurdu. Rükâne’nin bu durumdan hoşlanmadığı açıktı.Ama asıl önemli olan,Muhammed’in koyunları aldıktan sonra halka

 söyleyecekleriydi!..

Rükâne merakla sordu: “Ey Muhammed koyunlarımı alırsan insanlara ne diyeceksin?” Efendimiz “Rükâneyle güreştik, ben onu mağlup ettim ve anlaşmamızda olduğu gibi koyunlarını aldım, diyeceğim.” deyince Rükâne endişelendi. “Olmaz! Benim şöhretim ne olacak? Bunca zamandır kimseye yenilmedim. Bunu duyarlarsa rezil olurum.” dedi. Rasûlullah “Peki, ne söylememi istersin?” diye sordu. Rükâne şu cevabı verdi:  “Rükâne’yle bahse girdik ve bu kumar oyununu ben kazandım diyeceksin.” Onun bu cevabını duyan Peygamberimiz “Hayır, böyle olursa ben yalan söylemiş olurum.” dedi. İşte o anda yenilen pehlivanın söylediği cümle Efendimizi derinden yaraladı. Rükâne, Efendimize (s.a.s) “Sen zaten gün doğumundan geceye kadar hep yalan söylemiyor musun? Şimdi de söyle ne olur ki?” dedi. Hayatı boyunca hiç yalan söylememiş el-Emin lakabına sahip olan Allah’ın Elçisi’ni bu sözler çok üzdü. Ve derdinin koyunlar olmadığını ifade ederek “Al şu koyunlarını nereye istiyorsan git!” dedi. Aslında tek istediği Rükâne’yi cehenneme yuvarlanmaktan kurtarmaktı.

Sözde güçlü olan bu pehlivan, hiç düşünmeden karşı durduğu Rasûlullah’ın, onu düşündüğü için bunlara katlandığını fark etmeye başlamıştı. Rükâne bu anlamlı tavır karşısında âdeta eridi.

Asıl yiğit olan Peygamber Efendimizdi!

Rükâne’nin dilinden “Sen benden daha hayırlısın.” sözleri dökülüverdi. Efendimiz “Evet, bu mevkiye ben senden daha layığım.” cevabını verdi.

Elbetteki öyleydi. Hz. Peygamber her zaman duruşuyla, sabrıyla, gösterdiği erdemle en yüksek mevkilere layıktı.Rükâne herhalde tüm bu yaptıklarının ve söylediklerinin yeterli olmadığını düşündü ki onurunu ve unvanını kurtarmak adına, kavminin yanına gidip “Ey kavmim ben böyle bir sihir görmedim.” dedi ve Efendimizin gösterdiği mucizeleri anlattı.

Fakat iman öyle bir şeydi ki kalpte ne zaman yeşereceği belli olmazdı. Rasûlullah’ın İslam’a insanları tek tek davet ettiği bu zor zamanda O’na karşı çıkan, kin besleyen,mucizelerine şahit olduğu halde bu durumu gururuna yediremeyen Rükâne, Mekke fethedilince Müslüman oldu. Böylece asıl yenilmeyenlerin, Allah ve Rasûlü olduğuna şehadet ederek tarih kitaplarındaki yerini aldı.

Salât ve selam Muhammed aleyhisselâm’a ve ashabına olsun.

  

Yeni yorum ekle

Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.