Add new comment

İbn Hazm

            İBN HAZM                

Ebû Muhammed Ali b. Ahmed b. Saîd b. Hazm el-Endelüsî el-Kurtub

(ö. 456/1064)

Zahirî mezhebinin en büyük temsilcisi, usulcü, fakih, muhaddis, tarihçi, edip ve şair.

 

       Hayatı: İbn Hazm,[1] Endülüs Araplarından olup, birçok mevzuda geniş bilgi sahibi, ihatalı bir âlim, mâruf ilm-i kelâm,  tarih mütehassısı ve büyük bir şâirdir. 384 senesi Ramazanının son günü (7 Teşrin II/Kasım 994) Kurtuba’da (Cordoba)  doğmuştur.[2] Kendisinin aslen Endülüslü olup-olmadığı hakkında farklı değerlendirmeler yapıldığı gibi atalarının da ne zaman Müslüman olduğu tartışma konusu yapılmıştır. Ancak o, Endülüs’ün yetiştirdiği en önemli âlimlerden biridir.

       İbn Hazm’ın ailesi, Endülüs’ün sayılı zengin ve ileri ge­lenlerindendir. Babası Ahmed b. Saîd, II. Hakem el-Müstansır’ın ölümü üzerine küçük yaşta tahta geçen II. Hişâm’ın (Müeyyed) hâcibi Mansûr lakaplı İbn Ebû Âmir’e ve onun oğlu Abdülmelik el-Muzaffer’e vezirlik yapmıştır.[3]

       Hayatının ilk dönemi babasının devlet ricalinden olmasından dolayı aristokrat ve kültürlü bir çevrede geçmiştir. Daha sonra baş gösteren ve giderek şid­detlenen taht kavgalarının doğurduğu kargaşa ortamı, ailesinin de sıkıntılı bir dönem yaşamasına yol açmıştır.

       Veba salgınında ağabeyi Ebû Bekir Ömer’i (401/1010), bir yıl sonra da baba­sını kaybeden İbn Hazm, yaşadığı bu acı­lara ve kargaşa ortamına rağmen Kurtuba’da kalmayı tercih etti. Ancak Berberîlerin hâkimiyeti ele geçirip evlerini yağ­malaması üzerine Meriye’ye (Almaria) göç etmek[4] ve ömrünün geri kısmını göçlerle ve sıkıntılarla geçirmek zorunda kaldı. Oğlu tarafından yazılmış bir nottan hareketle onun 456 yılı Şaban ayının sonunda (Ağus­tos 1064) vefat ettiği bilinmektedir.

      
 Tahsili ve Yetiştiği Çevre:
 Tahsil hayatı, babasının sarayındaki mürebbiyelerden okuma yazma öğrenerek başlamıştır. Mûteber bir zâ­tın oğlu olması dolayısıyla İbn Hazm, mükemmel bir terbiye görmüştür.[5]Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiştir. Ebû Saîd el-Fetâ el-Caferî’nin Kurtuba Camii’ndeki şiir meclis­lerine katılmıştır. Kurtuba’da iken fıkıh, hadis ve kelâm dersleri almıştır. İlk hocası Ebû’l-Kâsım Abdurrahman b. Ebû Yezîd el-Ezdî’den hadis, kelâm, cedel ve dil öğrenmiş, Ebû Ali Hüseyin b. Ali el-Fâsf’den de istifade etmiştir. Ayrıca dil hocalarından Ebû Ubeyde Hassan b. Mâlik ile Ebû Ömer Ahmed b. Muhammed b. el-Cesur, İbn Başküvâl gibi zevatın hocaları olduğu bilgisi kaynaklarda yer alır.

        İbn Hazm, başlangıçta edebiyat, ta­rih, mantık ve kısmen felsefede oldukça iyi bir tahsil görmüştür.[6]Kendisi Endülüs’ün dinî yapısını dikkate alarak Dinler Tarihine ilgi duymuş, Yahudi çevrelerine girmiş ve bu konuda reddiye yazacak bir konuma gelmiştir. Bu esnada felsefî akımlara da ilgi duymuştur. Ayrıca fıkhî mezheplere ilgi göstermesi farklı mezheplere intisap etmesine ve son olarak da kendisini müctehid olma noktasına getirmiştir.

  İlmi Kişiliği: Kaynaklarda hafız, hadis ilimleri ve fıkhu’l-hadîs âlimi gibi vasıflarla anılan İbn Hazm, gerek zihnî kabiliyetleri gerekse dindarlığı bakımından çok seçkin bir âlim olarak tanıtılmakta; bütün İslâm ilimle­rinde derinleşmiş olduğu, hükümlerini doğrudan Kitab ve Sünnet’ten çıkardığı, edebiyat ve şiirde mahir, dil, siyer ve ta­rih konularında geniş birikime sahip ol­duğu belirtilmektedir. Tahsilini yaptığı İslamî ilimlerin hemen hepsinde eser vermiştir. Latince de dâhil olmak üzere birçok dil bildiği ileri sürülmüştür.

        İbn Hazm, Endülüs halkı arasında amelî ve ahlâkî bakımdan da seçkin bir kişi olarak tanınmıştır.[7]Fakat İbn Hazm, büyük edebî faaliyetini kelâm ve hadis âlimi sıfatı ile göstermiştir.[8] İslâmiyet ha­ricindeki itikatları ve bilhassa Yahudi ve Hristiyan akaidini tetkik ve tenkit etmiştir. Metinlerin tahrifine dair ithamlara istinat ederek bunların kitaplarında mevcut tezat ve manasızlıkları ortaya çıkarmıştır.[9]

       Yaptığı Görevler: Dönemin siyasî çekişmelerinin etkisiyle hapsedilmiş ve bulunduğu Meriye’den Hısnülkasr’a (Aznalcazar) sürgün edilmiştir.  Bura­da kaldığı birkaç aylık süre içinde yörenin hâkimi Ebû’l-Kâsım Abdullah et-Tücîbî’ den ilgi gördü. Daha son­ra Belensiye’ye (Valencia) gidip orada ikti­darı ele geçiren Abdurrahman el-Murtazâ’yı desteklediği için vezirlik gö­reviyle ödüllendirildi. Ancak Murtazâ’nın öldürülmesi üzerine yine baskılara mâ­ruz kaldı ve hapse atıldı. Kasım b. Hammûd’un hilâfeti sırasında Kurtuba’ya dön­dü (409/1018) ve (412/1021) yılına kadar burada kaldı.[10] İbn Hazm’ın bundan sonraki hayatı gözaltılar, bazı zamanda verilen vezirlik görevlerini ifa ile geçti.

        Berberîlerin Kurtuba’da ayaklanması üzerine kaça­rak Şâtıbe’ye (Javita) geçmiştir. Burada sevgi ve aşka dair olmakla birlikte otobi­yografik nitelik de taşıyan Tavku’l-Hamâme (Güvercin Gerdanlığı) adlı eserini yazdı (47/1026). Bundan sonra da önemli eserlerinden olan el-Ahlâk ve’s-Siyer’i yazdı. Bu ta­rihten sonra siyasetten büyük ölçüde el çekerek telif çalışmalarına ağırlık verdi­ği görülmektedir. Yaşanan olaylar onun sürekli yer değiştirmesine sebep olmuştur. Hayatının geri kalan kısmını tamamen ilim tedrisi ve kitap telifi ile geçirmiştir.

        Siyerciliği: İbn Hazm’e göre Rasûllah’ın (s.a.s) sireti, O’nun peygamberliğini kanıtlayan apaçık bir delildir.  İbn Hazm diğer eserlerinde de olduğu gibi “Cevâmiu’s-Sire” adlı siyerini her ilim öğrencisinin yararlanabileceği bir uslûb ile kaleme almıştır. Kendisinden önce yazılıp kaybolan siyer yazarlarından alıntılar yapmış, bu eserlerin içeriklerinden haberdar etmiştir. Bu manada kendisi de sonraki siyerciler tarafından güvenilir kaynak kabul edilmiş, referanslarda bulunulmuştur.

        Muasırları arasında da tarihleri hatasız kaydetmede gösterdiği hassasiyet ile bilinirdi. Siyerde özetleme yöntemini takip etmiş, siyeri kıssa ve şiirlerden arındırmıştır. Birçok siyer kitabında analiz ve açıklamaya çalışılan tarihî gerçeklerin nihayetinde varılan nokta, İbn Hazm’ın kısa ifadelerle özetlediği büyük gerçekleri hemen hemen aşmamaktadır. Bundan dolayı olmalıdır ki eserine “Cevâmiu’s-Sire” (Siretin Özü)adını vermiştir. İbn Hazm’e göre Rasûlullah’ın sîreti/hayat anlayışı sadece naklin bir parçası ile sınırlı değildir. Aynı zamanda insanlığın olgunlaşması için de en yüce örnektir.  Bunu da şöyle anlatır:

       “Kim âhiretin hayrını, dünyanın hikmetini, yaşam tarzının adaletini, güzel ahlakın tümünü kuşanmayı ve erdemlilikleri büsbütün kazanmayı dilerse Allah’ın elçisi Muhammed (s.a.s)’e uysun; mümkün olduğu kadar O’nun ahlakını ve hayat tarzını kendisine dayanak yapsın.”  Yine başka bir anlatımla: “Muhammed’in (s.a.s) sîreti, üzerinde düşünüp taşınan O’nu doğrulamayı kaçınılmaz kılar. O’nun gerçekten Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık eder. Şayet Rasûlullah’ın(s.a.s) sîreti dışında başka herhangi bir mucizesi olmasaydı sîret tek başına yeterli olurdu.”

       Tarihçilikteki Yöntemi: İbn Hazm tarihçilikte özetleme metodunu benimsemiştir.[11] Bu hususCevâmiu’s-sire’de açıkça görülür. İbn Hazm aynı zamanda iyi bir müdekkiktir.

       Kaleme aldığı eseri ile kendisinden önce yazılan eserleri büyük oranda incelemeye tabi tutmuştur (Fihristü İbnu Hayr, s. 230-237).[12] İyi bir nakilcidir. Kendisinden önce alan çalışması yapan müelliflerin yaptıklarından haber verir.[13] İbn Hazm, sahih hadisi, meğazi sahiplerinin diğer tüm rivayetlerine üstün tutması nedeniyle, konusunu ve zamanını göz önünde bulundurarak tarihsel problemlerin çözümünde kendisine belli bir metot edindiğini ortaya koymaktadır.[14] Bu yöntemle bir doktrin sahibi olmuştur. Tatlı sert yapısı ile dürüst ve insaflı bir tarihçi olma vasfına sahiptir.

       Hakkında Söylenenler: Polemikçi bir mizaç sahibi olan İbn Hazm, muhtelif temayüllerde bulunan Musevî, Hristiyan ve Müslümanlara hücum etmiştir. Çok sert bir muhâsım olduğundan bahseden İbn Hayyan: “Ona mukavemet eden bir taşa çarpmış gibi olurdu.” diyor. Yine hakkında; “İbn Hazm’ın kalemi el-Haccâc’ın kılıcı kadar keskindir.” tarzında meşhur bir söz vardır. Mamafih daima kendisiyle karşıt görüşlü olanların hakkını teslime gayret etmiştir. Bunlara haksız tarizlerde bulunmaktan nefret ederdi.[15]

       Eserleri: İbn Hazm, telifle başladığı çalışmalarına daha sonra çekilmiş olduğu köşesinde ders vermekle devam etmiştir. Oğlu Ebû Râfi’in verdiği malûmata nazaran, 80.000 varak tutan 400 eser vücuda getirmiş, fakat bunların çoğu Endülüs sınırları dışına çıkamamıştır. Ancak bu eserlerden yüz ellisinin isimleri kaynaklarda yer alır. Muvahhidlerden el-Mansur’un bir gün onun mezarının başında “Bütün âlimler İbn Hazm’ın eserlerine mürâcaata mecburdurlar.” demiş olduğu rivayet edilir.[16] İbn Hazm, mütehassısı olduğu birçok ilim dalında eser telifinde bulunmuştur. Eserlerini: Fıkıh ve Usûlu; Kelam ve Felsefe; Edebiyat ve diğerleri olmak üzere bu alanlarda telif etmiştir.

      Tarih ve Biyografi:

     1. Cevâmiu’s-Sire: İbn İshak’tan nakiller­de bulunduğu muhtasar bir siyer kitabı olup İhsan Abbas ve Nâsırüddin el-Esed tarafından müellifin beş risalesiyle birlik­te Cevâmiu’s-Sire ve Hamsü Resâile Uhrâ adıyla yayımlanmış (Kahi­re 1955, 1956, 1959), daha sonra müstakil baskısı da yapılmıştır (Kahire 1982; Bey­rut 1403/1983).

       Cevamiu’s-Sire, (İstanbul 2004) M. Salih Arı tarafından Türkçeye tercüme edilerek yayımlanmıştır. Ayrıca kitabın sonunda bulunan beş risale de tercüme edilmiştir. Bunlar; 1.Tevatür Yolu ile Rivayet Olunan Büyük Şehirlerdeki Meşhur Kıraatler, 2. Hadis Rivayet Eden Sahabenin Adları ve Her Birinin Rivayet Ettikleri, 3. Fetva Veren Sahabeler ve Verdikleri Fetvaların Çokluğu Sırasına Göre Onlardan Sonraki Neslin İsimleri, 4. Ana Hatları ile Rasûlullah’tan (s.a.s) Sonraki Fetihler, 5.Halife ve Yöneticilerin Adları ve Görev Süreleri.

        İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire’yi kaleme alırken, okunaklı, kolay anlaşılır, akıcı bir uslup ile öğrencilerin kolayca taşıyabileceği küçük hacimli bir kitap olmasını amaçlamıştır. Özellikle siyer öğretimi ile meşgul olanlara kolaylık sağlamayı hedeflemiştir.

2. Cemheretü Ensâbi’l-Arab: En kapsamlı ensâb ki­taplarından biri olup bu konuda daha son­ra yazılan eserlere kaynaklık etmiştir. Arapların Adnan, Kahtân ve Huzâa kol­larının kendi zamanına kadar gelen ne­sep silsilesine yer veren müellif, kişilerin ilmî seviyeleri konusunda ilginç değerlen­dirmeler yaparak birçoğunun ilmî ve ida­rî görevlerine de işaret etmiştir. Ayrıca tarihî, siyasî ve edebî bilgilerin de yer al­dığı eser Levi-Provençal (Kahire 1948) ve Abdüsselâm Muhammed Hârûn (Kahire I962, 1977) tarafından neşredilmiştir.

3. Haccetü’l-Vedâ’: Ve­da hutbesinin açıklaması mahiyetinde olan bu eseri Memdûh Hakki neşretmiş­tir (Dımaşk 1956).

4. Hulâsa fi Usûli’l-İslâm ve Târîhihî: Ebû Abdurrahman b. Akil ve Abdülhalim Üveys tarafından mü­ellifin Cümel mine’t-Târih ve Risâletü’l-Cami’i ile birlikte yayımlanmıştır.

5. Nukatü’l-Arûs fi Tavârih el-Hulâfâ: C.F Seybold tarafından Revista del Centro de Estudıos  hıstorıcos   de Granada y su Reino, I, 160,  v.dd, 237 v.dd., Gırnata, 1911 ‘de neşr ve İspanyolcaya  tercüme edilmiştir.[17]

6. Müdâvâtü’n-Nüfûs ve Tehzîbü’l-Ahlâk ve’z-Zühd fi’r-Rezâ’il: el-Ahlâk ve’s-Siyer adıyla da bilinen eserin birçok neşri yapıl­mıştır. Kitabü’l-Ahlâk ve’s-Siyer; zühdî hayata mukaddime olup peygamberi ahlakı idealin numunesi olarak gösteren bir eserdir. İbn Hazm’ın ahlak ilmine dair yazdığı bir eseridir. Müellifin olgun yaşının ve ısdıraplar ile dolu tecrübelerinin mahsulüdür. Bu kitap, H. Ritter tarafından İstanbul’da, Fâtih Camii Kütüphanesi yazma nr. 2704 içinde bulunmuştur.[18] Eser başta İspanyolca olmak üzere birçok dile çevrilmiştir. 

 


 


[1] İbn Hazm, ülkemizde akademik çalışmalara da konu olmuş, hakkında tezler yapılmış ve makaleler kaleme alınmıştır. Eserlerinden bazıları da Türkçeye çevrilmiştir. Bunun yanı sıra hakkında sempozyumlar düzenlenmiştir. 2006 yılında Bursa Müftülüğü ve Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesi işbirliği ile gerçekleştirilen çalışma kitaplaştırılmıştır (Ensar yayınları 2010). Tezler ve makaleler için Bkz. www.yok.gov.tr/www.isam.org.tr/ 

[2] C.Van Arendonk, İA, c.5, s. 748.

[3] İsmail Durmuş, DİA, c. 20, s. 40.

[4] İsmail Durmuş, DİA, c. 20, s. 40.

[5] C.Van Arendonk, İA, c.5, s. 748.

[6] İsmail Durmuş, DİA, c. 20, s. 40.

[7] İsmail Durmuş, DİA, c. 20, s. 40.

[8] C.Van Arendonk, İA, c.5, s. 749.

[9] C.Van Arendonk, İA, c.5, s. 750.

[10] İsmail Durmuş, DİA, c. 20, s. 40.

[11] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, (Tahkik edenlerin önsözü, İhsan Abbas-Nâsiruddin el-Esed), s. 25.

[12] Bkz. İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, (Mütercimin önsözü, M. Salih Arı), s. 20.

[13] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, (Mütercimin önsözü, M. Salih Arı), s. 20.

[14] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, (Tahkik edenlerin önsözü, İhsan Abbas-Nâsiruddin el-Esed), s. 23.

[15] C.Van Arendonk, İA, c.5, s. 752.

[16] C.Van Arendonk, İA, c.5, s. 752.

[17] C.Van Arendonk, İA, c.5, s. 749.

[18] C.Van Arendonk, İA, c.5, s. 751.

Yazar: 
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.