Osman b. Affân (r.anh)

Hz. Osman, Fil Vak’asından 6 sene sonra Tâif’te doğdu. Rasûl-i Ekrem’den 6 yaş küçüktür.  Hz. Osman’ın soyu Abdümenaf b. Kusay’da Rasûlullah’ın soyu ile birleşir. Mekke’nin meşhur tüccarlarından olan babası Affân b. Ebi’l-Âs, cahiliye devrindeyken öldü. Annesi Ervâ b. Kurayz, Rasûlullah’ın halası Ümmü Hakîm Beyzâ bint Abdulmuttalib’in kızıdır. Hz. Osman daha genç yaşta babası gibi ticaretle uğraşarak Mekke’nin önemli tüccarları arasında yerini aldı.  

Gizli davet sürecinde Hz. Ebû Bekir aracılığıyla İslâmiyet’i seçen Hz. Osman, ailesinin şiddetli muhalefetiyle karşılaştı ancak hiçbir güç onu dininden döndüremedi.

Hz. Peygamber’in kızı Rukiyye ile evlenen Hz. Osman, hanımıyla beraber Habeşistan’a hicret eden ilk kafilede yer aldı (615). Habeşistan’da bir yıl kaldıktan sonra Mekke’ye döndü ve ardından Medine’ye hicret etti.

Ensar ile muhacir arasında kardeşlik bağını kuran Rasûl-i Ekrem Hz. Osman’ı Evs b. Sabit ile kardeş ilan edildi. Hanımı Rukıyye hasta olduğu için Rasûlullah Hz. Osman’ın Bedir Gazvesine katılmasına izin vermedi. Onu Medine’de bırakarak hanımına refakat etmesini söyledi. Bedir zaferinin müjdesi Medine’ye ulaştığı gün Rukıyye öldü. Hz. Peygamber, Hz. Osman’ı Bedir ashabından saydı ve ganimetten ona da pay ayırdı. Daha sonra onu diğer kızı Ümmü Gülsûm ile evlendirdi. O da 630 yılında vefat etti.

Hz. Osman, Hudeybiye anlaşması öncesinde Rasûlullah tarafından Mekke’ye elçi olarak gönderildi. Dönüşü gecikince can sağlığından endişe edilerek onun adına biat edildi. Bu biata Rıdvân Biatı denir. Tebük seferi öncesi ordunun techizi için büyük katkıları oldu.

Hz. Osman Rasûlullah’ın vahiy katipleri arasında yer alıyordu. Daha sonra Hz. Ebû Bekir’in kâtipliğini ve müşavirliğini, Hz. Ömer’in de danışmanlığını yaptı. Hz.Ömer, suikast sonucu ağır bir şekilde yaralanınca aşere-i mübeşşereden hayatta olan (Zeyd b. Saîd hariç) altı kişiyi üç gün içinde aralarından birini halife seçmek üzere görevlendirdi. Üç günlük görüşmenin ardından Hz. Osman halifeliğe getirildi.

Hz. Osman’ın hilafetinin ilk dönemlerinde fetihler tüm hızıyla devam etti. İran’ın toprakları İslam hâkimiyetine girdi. Afganistan, Gürcistan, Azerbaycan, Kıbrıs fethedildi.  Kuzey Afrika fetihlerine devam edildi. Bizans’tan kalma tersanelerden yararlanılarak önemli deniz zaferleri kazanıldı.  Zatu’s-Savârî savşıyla Bizans’ın Akdeniz’deki hâkimiyetine son verildi.

Hz. Osman’nın hilafet dönemi, fetihlerle birlikte zenginleşmenin görüldüğü “sukunet devri”  (644-649) ve fitnelerin baş gösterdiği “karışıklık devri” (650-659) şeklinde ikiye ayrılır. İlk yıllarda halk tarafından oldukça sevilen Hz. Osman, daha sonraki yıllarda yönetimle ilgili şikayetlerin artması ve fitne hareketlerin baş göstermesiyle kanlı bir hareketin kurbanı oldu. Fitne hareketleri Hz. Osman’ın öldürülmesi ile Cemel ve Sıffîn savaşlarına kadar devam etmiştir. Hz. Osman’ın veya valilerinin bazı uygulamaları çeşitli grupların şikayetlerine sebep olmuş, bu şikayetler halifeliğinin ikinci yarısında daha da artmış ve bilhassa fetihlerle birlikte âni zenginleşmenin ardından ekonomik krizden en fazla etkilenen garnizon şehirleri Kûfe, Basra ve Fustat’ta uygun ortam bulmuştur.  Şikayetlerin başında Hz. Osman’ın önemli devlet görevlerine akrabalarını tayin etmesi geliyordu. Bunu idarede birlik ve bereberliği sağlama arzusuyla önemli valiliklere ve devlet katipliğine yakın akrabalarını tayin etmişti.

Hz. Osman’ın yönetimine karşı ilk ciddi muhalefet Kûfe’de görüldü. Abdullah b. Sebe’nin Mısır’a gelmesiyle muhalefetin birinci merkezi Fustat oldu. İbn Sebe’nin organize etmesiyle Kûfe, Basra ve Mısır’daki muhalifler Hz. Osman ve velilerini ağır şekilde eleştiren mektuplar yazıp halka okuduktan sonra Medine’ye gönderdiler. Mektuplar kısa sürede etkisini gösterdi ve Medine’deki muhalif sayısı arttı. Hz. Osman’ı halifelikten indirmeye kararlı olan muhalif gruplar, ani bir baskınla şehri ele geçirmek için plan yaptılar. Şevval ayının son günlerinde (Nisan sonları) üç farklı grup şeklinde Medine’ye girerek Hz. Osman’ın evini kuşattılar. 20 veya 2 ay sürdüğü söylenen bu kuşatmanın son on gününe kadar Hz. Osman’ın mescide çıkıp imamlık yapmasına izin verdiler. Ancak son on günde evinden çıkmasına izin vermediler. Evine su gönderilmesini yasakladılar. Kuşatmanın son gününde genç sahabilerin koruduğu evin kapısını yaktılar ve akşam saatlerinde yan evden içeri girerek Kur’an okumakta olan Hz. Osman’ı şehit ettiler. Halifenin cenazesinin kaldırılmasına engel oldularsa da eşi Nâile’nin gayretleriyle cenaze akşam vakti çok az kişi tarafından gizlice kaldırıldı ve Cennetu’l-Bakî bitişiğindeki Haşükevkeb denilen yere defnedildi. Burası daha sonra Muâviye tarafından Cennetu’l-Bakî’ye dahil edildi.

Hz. Osman, Rasûlullah’ın iki kızıyla evlenmiş olduğu için “Zü’n-Nûreyn” (iki nur sahibi) diye lakablandı. Rasûl-i Ekrem’in kızı  Ümmü Gülsüm’ün vefatından sonra altı evlilik yaptı. Bu evliliklerden  dokuz oğlu, altı veya yedi kızı oldu. Hz. Osman engin bir haya duygusuna sahipti. Hz. Peygamber onun için “ Kendisinden meleklerin haya ettiği kimseden ben haya etmeyeyim mi?”, “Her peygamberin cennette bir refiki vardır. Benim cennetteki refikim de Osman’dır” (Tirmizî,Menâkıb, 19) buyurmuştur.

İbadete düşkünlüğüyle bilinen Hz. Osman, gündüzleri oruçla, geceleri ise ibadetle geçirirdi. Engin bir hayanın yanı sıra oldukça cömert bir tabiatı da vardı. 35.000 dirheme aldığı Rûme kuyusunu vakfetmesi, Tebük seferi için büyük yardımlarda bulunması, kıtlığın hüküm sürdüğü bir dönemde yüklü bir kervandaki malın tamamını satın alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtması ve bunun gibi daha birçok örnek Hz. Osman’ın cömertlik ve hayır duygusunu ortaya koymaktadır.

Hz. Osman ilmi bakımdan da önemli bir konumda idi. Kur’an’ın tamamını ezbere bilen ve Hz. Peygamber’in sağlığında fetva veren birkaç sahabiden biriydi. Ayrıca kıraat farklılıklarını önlemek için Hz. Ebû Bekir tarafından Mushaf halinde toplanan Kur’ân-ı Kerim’i çoğaltarak çevre vilayetlere gönderdi. Hadis rivayetinde de oldukça titiz davranır, hadisleri tam olarak rivayet ederdi. Rasûlullah’tan naklettiği 146 tane hadis rivayeti vardır. 

Yazar: