Hz. Es’ad b. Zürâre Radıyallahu Anh

Es’ad b. Zürâre (r.anh) Medineli olup Hazrec kabilesinden Neccâroğullarının lideriydi.  İslam’dan önce Yesrib adını taşıyan Medine’de Evs ve Hazrec adlı iki Arap kabilesi ile Benî Kaynuka, Benî Nadîr ve Benî Kurayza Yahudileri yaşamaktaydı. İki kardeş kabile olan Evs ve Hazrec arasında yıllarca devam eden bir kan davası vardı. Yahudi kabilelerinin de etkisiyle aralarındaçetin savaşlar yaşanmış, iki taraftan da pek çok insan hayatını kaybetmişti.

Kardeş kabileler arasında meydana gelen en şiddetli savaşlardan birisi Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden birkaç yıl önce vuku bulan Buas harbiydi (617). Bu savaşta Kurayzaoğulları ve Nadîroğullarıyla ittifak yapan Evsliler, Hazreclileri ağır bir yenilgiye uğrattılar. Bununla birlikte her iki taraf da çok ağır kayıplar verdi. Buasharbinden hemen sonra Es’ad b. Zürâre’nin de aralarında bulunduğu Hazrec kabilesinden altı kişilik[1] bir grup Evs kabilesine karşıKureyşlilerin desteğini almak amacıyla Mekke’ye, Kureyş liderlerinden Utbe b. Rebîa ile görüşmeye gitti.

Nübüvvetin on birinci yılıydı.Hz. Peygamber Mekke’ye gelen insanlara İslâm’ı tebliğ ediyor, ilahi vahyin daha çok kişiye ulaşması için kabilelerle tek tek görüşme yapıyordu. Evslilere karşı destek aramak için Mekke’ye giden ve aralarında Es’ad b. Zürâre’nin de bulunduğu altı kişiMina’da Hz. Peygamber ile karşılaştı. Rasûl-i Ekrem (s.a.s) kendilerine Kur’ân-ı Kerim’den bir bölüm[2] okudu ve İslâm hakkında bilgiler verdi. Allah Rasûlünün anlattıkları onlara Yahudilerin şu sözlerini hatırlattı:

“Beklenen son peygamber gelmek üzeredir. Gelince biz ona tabi olacak, İrem ve Âd kavimleri gibi kökünüzü kazıyacağız.”

Yahudiler Medineli Araplarlatartıştıklarında böyle derlerdi. Allah Rasûlünü dinleyen altı kişi aralarında konuşmaya başladı:

“Vallahi bu, Yahudilerin bize geleceğini haber verdikleri peygamberdir. Aman Yahudiler ona inanmakta bizi geçmesinler!”

Es’ad b. Zürâre okunan ayetlerden o kadar etkilenmişti ki, ne Buas savaşını, ne Kureyş’in ittifakını ne de Yahudilerle olan rekabeti düşünebiliyordu. O, İslâm’ın Medine’ye getireceği baharı şimdiden hissedebiliyordu.

Hz. Peygamber, hasımlarına karşı müttefik aramak için gelen bu bir avuç insana İslâm’ın şefkatli elini uzatıp onları Allah’ın birliğine davet ediyordu. Bu yolda eşsiz bir saadet vardı ve bunun sıcaklığını daha ilk dakikalarda kalplerinde duymaya başlamışlardı. Nihayet Es’ad b. Zürâre grubun lideri olarak öne çıktı ve içlerinde iman eden ilk kişi oldu.[3] Onunla beraber diğerleri de kelime-i şehadet getirerek oracıkta müslüman oldular. 

Hz. Peygamber’in (s.a.s) tebliği onlar için büyük bir ümit kaynağı olmuştu. Zira Yahudilerin fitneleri ve iki kabile arasındaki nefret Yesrib’i yaşanmaz hale getirmişti. Belki de bu yeni din onları kaynaştırır, böylece aralarındaki düşmanlık ortadan kalkar, şehirhuzura kavuşurdu. İçinde bulundukları durumu ve ümitlerini şöyle dile getirdiler:

“Biz geride öyle bir kavim bıraktık ki onların arasındaki düşmanlık başka hiçbir kavimde yoktur. Belki Allah onları senin sayende birleştirir. Biz anlattığın şeylere onları da davet edeceğiz. Eğer Allah, onları bu din üzerinde bir araya getirir ve birleştirirse, artık senden daha aziz ve şerefli bir kimse olamaz.”[4]

Yesribli Müslümanlar, bir yıl sonra Akabe’de buluşmak üzere Hz. Peygamberle sözleşti ve Utbe b. Rebîa ile görüşmeden Medine’ye döndüler.

[5]

Yesrib, Medine Oluyor

Es’ad b. Zürâre ve arkadaşları Peygamber Efendimiz’i sadece bir kere görmüş ve dinlemişlerdi. Ancak O’nu (s.a.s) ve yüce Allah’tan getirdiği mesajı akıllarına yazmış, gönüllerine işlemişlerdi. Acılarını dindirecek manevi bir iklime kavuşmuşlardı artık.

Bu bir avuç seçkin insan Yesrib’e döndüğünde büyük bir azim ve heyecanla İslâm’ı anlatmaya başladı. Öyle ki, İslâm ve Peygamberinin duyulmadığı tek bir ev bile kalmadı.[6] Sadece evlerde değil; Yesrib’in sokaklarında, çarşı-pazarda, hurmalıklarda, her yerde İslâm Peygamberi konuşulur oldu.


Birinci Akabe Biatı

Es’ad b. Zürâre önderliğindeki on iki kişi bir yıl sonra(Temmuz 621) Akabe mevkiinde Hz. Peygamberle tekrar buluştu.Bu defa aralarında iki de Evsli bulunuyordu. Tarihe Birinci Akabe Biatı şeklinde geçen bu ikinci görüşmede Medineliler, “Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaklarına, hırsızlık yapmayacaklarına, çocuklarını açlık korkusuyla öldürmeyeceklerine, kimseye iftirada bulunmayacaklarına, asla yalan söylemeyeceklerine ve hayra muhalefet etmeyeceklerine” dair Hz. Peygamber’e biat ettiler. Bu biat cihadın farz kılınmasından önce gerçekleştiği ve savaşla ilgili hususları içermediği için Beyatu’n-Nisâ (kadınlar biati) olarak da adlandırılmıştır.[7]

Es’ad b. Zürâregörüşme sırasında Peygamber Efendimizden Medine’de kendilerine Kur’ân okuyup İslâm’ı anlatacak birini göndermesini talep etti. Zira Allah Rasûlü ile yaptıkları bu sınırlı görüşmelerde bütün ayet-i kerimelerden haberdar olamamışlar, İslâm’ı sadece temel hatlarıyla öğrenebilmişlerdi. Bu haklı talep karşısında Peygamber Efendimiz gözde sahabilerinden Mus’ab b. Umeyr’i muallim ve mürşid olarak Medine’ye gönderdi.[8]Mus’ab b. Umeyr, okuma-yazma bilen, güler yüzlü, samimi ve hitabeti güçlü olan bir sahabiydi. Üstelik o güne kadar nazil olan ayetlerin tamamını ezbere biliyordu.

 

Dâru’l-Es’ad

Mus’ab b. Umeyr Medine’de Es’ad b. Zürâreve arkadaşları tarafından büyük bir muhabbetle karşılandı. Es’ad b. Zürâre (r.anh) , Allah Rasûlü’nün elçisini kendi evinde misafir etti. Mus’ab b. Umeyr, insanları burada İslam’a davet ediyor, onlara Kur’ân okuyor ve namaz kıldırıyordu.[9]Bundan evvel Medine’de herhangi bir ev olan Es’ad b. Zürâre’nin evi artık Medine’nin davet merkeziydi. Mekke’de Dâru’l-Erkam ne ise Medine’de deDâru’l-Es’ad o idi.

Es’ad b. Zürâre’nin kabilesi içinde hatırı sayılır bir konumda olması ve arkadaşlarıyla beraber Medine’yi önceden İslâm’la buluşturması Mus’ab b. Umeyr’in işini daha da kolaylaştırdı.İslâm’ın ilk muallimiMusab b. Umeyr ve büyük İslâm mücahidi Es’ad b. Zürâre birlikte kapı kapı dolaşıyor, toplantılar düzenliyor, büyük bir azim ve gayretle İslâm’ı anlatıyorlardı. Bütün bu gayretler sonucunda İslâm Yesrib’te meyvelerini verdi.Saʻd b. Muʻâz ve Üseyd b. Hudayr gibi şehrin ileri gelenleri İslâm’a girdi. Onların Müslüman olması İslâm’ın hızla yayılmasını sağladı.  Öyle ki, Sa’d b. Muâz’ın Müslüman olduğu gün, lideri olduğu Abdüeşheloğullarının tamamı iman etti.[10]Böylecedört ev dışında bütün evler İslâm’la buluştu,[11]Yesrib Medine oldu!

 

İlk Cuma Namazı

Medine’de İslâm’a girenlerin sayısı artınca Müslümanlar, Ehl-i Kitab gibihaftanın belli bir günü toplanıp ibadet etmek istediler. Bu amaçla Arûbe denilen Cuma gününde yine Es’ad b. Zürâre’nin evinde toplanma kararı aldılar. Böylece İslâm’da toplu ibadet günü olarak cuma seçilmiş oldu.[12]

Es’ad b. Zürâre (r.anh) Medine’de bir hurma kurutma yerinin etrafını duvarla çevirerek burayı mescid haline getirmişti.[13] Bundan sonra Es’ad b. Zürâre (r.anh) beş vakit namazla birlikte Cuma namazlarını da buradakıldırmaya başladı.[14]

İlk Cuma namazını kimin kıldırıldığı hususundafarklı rivayetler vardır. Bir kısım eserlerde İlk Cuma namazını Mus’ab b. Umeyr’in kıldırdığı belirtilmekle birlikte rivayetlerdeEs’ad b. Zürâre’ninismi daha sık geçmektedir. Bu rivayetlere göre Medine’de ilk Cuma namazını Es’ad b. Zürâre (r.anh) kıldırmış ve bu namazda kırk kişi hazır bulunmuştur. İbnKesir’de yer alan Abdurrahman b. Ka’b b. Mâlik’in şu rivayeti de bunu desteklemektedir: “Babam Ka’bihtiyarlamış ve artık göremez olmuştu. Ben ona yardım ediyordum. Onu Cuma namazına götürdüğümde ezanı duyunca EbûUmâmeEs’ad b. Zürâre’ye rahmet okur, onun için bağışlanma dilerdi. Bir gün; “Babacığım, niçin her Cuma ezanını duyduğunda EbûUmâme’ye[15] dua ediyorsun?” diye sordum. O da; “Oğulcuğum, Medine’nin Hezmu’n-Nebit dağının yanında Benî Beyada mahallesinde bizlere Cuma namazını ilk kıldıran kişi o idi” şeklinde cevap verdi. “O zaman kaç kişiydiniz?” diye sordum. “Kırk kişiydik” dedi.[16]

 

İkinci Akabe Biatı

Medineli Müslümanlar bir yandan tebliğ faaliyetlerini sürdürüyor, bir yandan da Mekke’de zulüm gören Allah Rasûlünü ve Müslümanları düşünüyorlardı. Onların Mekke’de işkenceye tabi tutulup ezilmelerine ve İslamî tebliğin müşriklerin inatçı ve müstehzi tavırlarıyla engellenmesine tahammül edemiyorlardı. Onları daha ne zamana kadar orada Kureyş’in zulmü altında mahzun bırakacaklardı? Allah Rasûlü’nün biran evvel Medine’ye gelmesini arzuluyor, onu canları pahasına koruyacaklarını söylüyorlardı.

Nihayet nübüvvetin 13. yılı (m. 622) hac mevsiminde ikisi kadın yetmiş beş Medinelikalabalık bir hac kafilesiyle birlikte yola çıktı. Esas gayeleri Hz. Peygamber’le görüşmek ve onu Yesrib’e davet etmek olan grubun, müşrik bir hac kafilesiyle yola çıkması ve maksatlarını gizlemesi fark edilmelerini engelledi. Medineli Müslümanlar Mekke’ye varınca Hz. Peygambere gizlice haber gönderdiler. Gece yarısı olup Medine kafilesi ağır bir uykuya daldığında Müslümanlar ikişer üçer kişilik gruplar halinde Akabe’ye geçtiler. Hz. Peygamber de o sırada Müslüman olmayan amcası Abbas b. Abdulmuttalib ile birlikte Akabe’ye geldi. Abbas, gizli yapılan bu görüşmede bir konuşma yaparak yeğeninin kendi kabilesi tarafından himaye edildiğini, ancak Yesriblilerin daveti üzerine oraya gitmek istediğini belirtti. Şayet her türlü sıkıntıya göğüs gerip düşmanlarına karşı koruyacaklarsa onu memleketlerine götürmelerini, aksi takdirde bu işten hemen vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.[17]

Medineli Müslümanlar ise Allah Rasûlünü koruyup kollama konusunda son derece kararlıydılar. Onlar, hâkimanlayışa ters düşen bu kutlu çağrıyı sahiplenmiş ve bu uğurda savaşmayı göze almışlardı. Onların bu kararlı duruşlarının arkasında kuşkusuz Es’ad b. Zürâre ile Mus’ab b. Umeyr’in (r.anhuma) yürüttükleri etkili faaliyetler vardı.

Abbas b. Abdulmuttalib’in, Medineli Müslümanların Hz. Peygambere karşı samimiyet ve sadakatlerini sorgular şekilde konuşması Es’ad b. Zürâre’yirahatsız etti. Allah Rasûlü’nden söz hakkı isteyen Es’ad:

“Ya Rasûlallah! Biz kendimizi, oğullarımızı ve kadınlarımızı koruduğumuz şeylerden seni de savunacak ve koruyacağız. Eğer ahdimizi bozarsak, Allah’ın ahdini bozmuş bedbaht, yaramaz kimseler olmuş oluruz. Ya Rasûlallah! Bu sana karşı sadakat yeminimizdir. Yardımına sığınılacak, ancak Allah’tır” dedi. Sonra da Abbas b. Abdulmuttalib’e hitaben;

“Sana gelince, Peygamber’in (s.a.s) önünde bize söz dokunduran kişi! Biz uzak-yakın bütün akrabalarımızı karşımıza alma pahasına şehadet etmişiz ki, bu zat Allah’ın Rasûlü’dür. Allah onu, beraberindeki Kur’ân ile göndermiştir. Kendisi asla yalancı değildir. Getirmiş olduğu Kur’ân da insan sözüne benzemez. Rasûlullah hakkında bizim ne söylememizi istiyorsan onu bize belirt!” dedi ve Allah Rasûlü’ne dönerek; “Ey Allah’ın Rasûlü! Bizden kendin için dilediğin sözü al. Rabbin için de istediğini şart koş!”dedi.[18]

Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara Kur’ân’dan bazı ayetler okudu ve tebliğini yineleyerek; “Sizden kadınlarınızı ve çocuklarınızı koruduğunuz gibi beni de korumanız şartıyla biat alıyorum”buyurdu.

 

Medine’nin Temsilcisi

Hz. Peygamber konuşmasının sonunda Medineli Müslümanlardan kendi aralarında birer temsilci (nakîb) seçmelerini istedi. Bunun üzerine aralarında Es’ad b. Zürâre’nin de bulunduğu dokuzu Hazrec’den, üçü de Evs’ten on iki temsilci seçtiler.[19] Bunlar hem Allah Rasûlü ile Medineliler arasında irtibatı sağlayacak hem de kendi kabilelerindeİslâm davetini organize edeceklerdi. Hz. Peygamber daha sonra Es’ad b. Zürâre’den bu temsilcilerin başkanı (nakîbu’n-nukebâ) olmasını istedi. Böylece Es’ad, bütün Medineli müslümanların temsilcisi oldu.[20]

Temsilcilerin belirlenmesinden sonra Es’ad b. Zürâre(r.anh) hemşerilerine dönerek yapılacak olan işin anlamını ve önemini belirten son bir konuşma yaptı. Biate geçildiğinde de ilk biat eden yine o oldu.[21]

II. Akabe Biatı olarak anılan bu hadise İslâm Tarihinin en önemli olaylarından birisi olan Hicret'in kapısını ve İslâm'ın zafer yolunu açtı.Bu görüşmeden sonra Hz. Peygamber Müslümanlara yeni İslâm yurduna hicret etmeleri için izin verdi. Kendisi de daha sonra Hz. Ebû Bekir ile birlikte Medine’ye hicret etti.

 

Hicretten Sonra Es’ad b. Zürâre (r.anh)

Peygamber Efendimiz Medine’ye geldiğinde ilk olarak bir mescid yapmaya karar verdi. Bu amaçla Es’ad b. Zürare’nin himayesinde bulunan Sehl ve Süheyl adlı iki yetimin arsasını onlardan satın aldı. Mescid-i Nebevî bu iki yetimin arsası üzerine inşa edildi.[22]

Mescidin inşası yaklaşık yedi ay sürdü. Bu süre zarfında EbûEyyûb el-Ensârî’nin evinde kalan Allah Rasûlü’nünkendisi için bir serir (sedir, divan) sorduğunu duyan Hz. Es’ad bin Zürâre (r.ahn) hemen harekete geçti ve üzeri keten ve hurma lifleriyle örülü, hasırla kaplı bir serir hazırlayıp Hz. Peygamber’in yanınageldi.

“Anam-babam Sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü! Senin için bir seriryapıp getirdim. Uygun görürsen üzerinde oturur, akşamları da yine bunun üzerinde yatıp uyursun” diyerek seriri takdim etti. Efendimiz aleyhiselâmda Es’ad b. Zürâre’nin hediyesini kabul ederek ona duada bulundu ve vefatına kadar onun üzerinde uyudu.[23]

 

Es’ad b. Zürâre’nin (r.anh) Vefatı

Büyük İslâm mücahidi Es’ad b. Zürâre (r.anh), Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra çok yaşamadı. Mescid-i Nebevî inşaatının sürdüğü sırada rahatsızlandı. Difteri (zebha, zibha) veya kızıl (şevke) hastalığına yakalanan Es’ad b. Zürâre,  hastalığına rağmen Mescid-i Nebevî inşaatından geri durmadı. Gücü yettiği kadar Allah Rasûlü ve ashabıyla birlikte omuz omuza çalıştı.

Artık takatten düşen Es’ad b. Zürâre’nin tedavisiyle bizzat Hz. Peygamber ilgilendi. Ancak çeşitli tedâvî şekilleri uygulanmasına rağmen hastalığı düzelmedi. Bunu fırsat bilen Yahudiler; “Eğer Muhammed peygamberse arkadaşını iyileştirir” diye fitne çıkarmaya çalıştılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber, ona doğrudan fayda veya zarar veremeyeceğini, kendisinde insanüstü bir güç bulunmadığını, görevinin sadece risâlet olduğunu belirten bir konuşma yaptı.[24]

Es’ad b. Zürâre (r.anh), hicretin 1. yılı Şevval ayında (Nisan 622) Mescid-i Nebevî inşaatı tamamlanmadan vefat etti. Vefatı sırasında yanında bulunan Hz. Peygamber, cenaze işlemleriyle bizzat ilgilendi. Cenazesini yıkayıp kefenledi, namazını kıldırdı ve cenazesinin önünde kabre kadar yürüdü.[25]

 

İlklerin Adamı

Es’ad b. Zürâre (r.anh), Medine’yi İslâmiyet ile buluşturan ilk Müslümanlardandı.[26]Akabe’de biat için uzanan ilk el onundu. Medine İslam devletinin temelleri onun evinde atıldı. İlk Cuma namazı onun önderliğinde kılındı. Akabe biatlerinin hazırlanmasında, Medine’nin İslâm ile kucaklaşmasında ve şehrin Efendimizin hicreti için uygun bir hâle gelişinde Es’ad b. Zürâre’nin büyük emeği vardı. O Medine’nin öncüsü, İslâm’ın genç davetçisiydi.

Kısacık ömründe büyük işlere imza atan ve ilklerin adamı olanEs’ad, vefatıyla da ilk oldu. Hicretten sonra vefat eden, cenaze namazı Allah Rasûlü tarafından kıldırılan ve Ensâr’dan Bakî’ mezarlığına defnedilen ilk sahabî o oldu.[27]

 

Neccâoğullarının Temsilcisi Benim

Es’ad b. Zürâre (r.anh) ikinci Akabe Biati’nden sonra Neccâroğullarının temsilcisi seçilmişti.  Vefatının ardındanNeccâroğullarından bir grupRasûlullah’a(s.a.s) gelerek kendilerine yeni bir temsilci tayin etmesini istediler. Rasûl-i Ekrem Efendimiz: "Sizler benim dayılarımsınız. Bundan dolayı sizin nakîbiniz, temsilciniz benim!”[28]buyurarak onları sevindirdi. Rasûlullah’ın (s.a.s), Neccâroğullarına böyle iltifat etmesi, onlar için büyük bir şeref oldu.

 

Emanetin Emanetimdir

Erkek çocuğu olmayan Es’ad b. Zürâre’nin (r.anh) Kebşe, Habîbe ve Fürey’a adlarında üç kızı vardı. Hastalığı iyice artan Es’ad, Hz. Peygamberle konuşarak kızlarını O’na (s.a.s) emanet etti. Allah RasûlüEs’ad b. Zürare’nin emanetlerine sahip çıktı. Onları kendi ailesinden ayırmadı. İhtiyaçlarıyla bizzat ilgilendi ve daha sonra onları evlendirdi.



[1]Birinci Akabe Biatı’nakatılanlar: Es’ad b. Zürâre, Avf b. Hâris, Râfi’ b. Mâlik, Kutbe b. Âmir, Ukbe b. Âmir, Câbir b. Abdullah Bkz. İbnSa’d, et-Tabakât, I, 219.

[2] İbrahim Suresi 14/35-52.

[3]İbnSa’d, et-Tabakât, I, 185.

[4]İbnHişâm, es-Sîre,  II, 79; İbnKesîr, el-Bidâye,  II, 176.

[5]İbnHişâm, II, 79; İbn İshak Es’ad b. Zürâre’nin hicretten 3 yıl önce Akabe’de Hz. Peygamber’le buluşan altı kişilik grup ile birlikte Müslüman olduğunu kaydetmektedir. Bkz. İbn Hacer, el-İsâbe, I, 113; Ünal, İsmail Hakkı, “Es’ad b. Zürâre” DİA, XI, 352.

[6]İbnHişâm, II, 80; İbnSa’d, I, 187.

[7]İbnHişâm, II, 83.

[8]İbnHişâm, II, 84. Bir başka rivayete göre Akabe’de biat eden on iki Medineli, yurtlarına döndükten sonra Efendimiz aleyhisselâm’a bir mektup yazarak kendilerine İslâm’ı öğretecek, namaz kıldıracak ve insanları İslâm’a davet edecek bir öğretmen göndermesini istediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber Mus’ab b. Umeyr’i Medine’ye gönderdi. Bkz. İbnSa’d, et-Tabakât, III, 187; İbn Hacer, el-İsâbe, X, 184.

[9]İbnHişâm, II, 84; İbnSa’d, III, 187.

[10]İbnHişam, II, 83-86; Zehebi, A’lamu’n-nübelâ, I, 241-246.

[11]İbnHişam, II, 87;İbnKesîr, , III, 237; İbnSa’d, III, 110.

[12]Beyhakî, Delâil, III, 243.

[13]İbnSa’d, I, 205.

[14]Kaynaklar bu kararın ictihada dayandığını ve kılınan namazın da nâfile ibadet türünden olduğunu kaydetmektedir. Bkz. İbn Hacer, el-İsâbe, V, 6; Karaman, Hayreddin, “Cum’a”, DİA, VIII, 85.

[15] Esâd b. Zürâre, Ebû Umâme künyesiyle tanınırdı. Bkz. İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 561; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 113.

[16]EbûDâvûd, Salât 210; İbnHişâm, II, 85; İbnKesîr, III, 234;İbnAbdülber, el-İstî’âb, I, 82; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 114.

[17]İbnHişâm, II, 92; Taberî, II, 362; İbn Sa’d, I, 189.

[18]İbnHişâm, II, 92; İbnSa’d, et-Tabakât, III, 563; Köksal, Asım, II, 268-269.

[19]İbnHişâm, II, 92; İbnSa’d, I, 189; İbnAbdülber, el-İstî’âb, I, 80.

[20]Belâzûrî, Ensâb, I, 254.

[21]İbnHişâm, II, 93, 97; Belâzûrî, Ensâb, I, 253; İbnAbdülber, el-İstî’âb, I, 81; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 113.

[22]İbnHişâm, II, 150, 151; İbnSa’d, I, 205.

[23]Belâzurî, Ensâb, I, 525; Zehebî, Tecrîd-u Esmâi’s-Sahâbe, II, 313.

[24]EbûDâvûd, Salât, 210; İbnHanbel, el-Müsned, IV, 138; İbnHişâm, II, 162-163; İbnü'l-Esîr, Üsdül-ğâbe, II, 7; İbnSa’d, et-Tabakât, III, 564.

[25]İbnSa’d, et-Tabakât, III, 565; İbnAbdülber, el-İstî’âb, I, 81; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 114.

[26]İbnSa’d, et-Tabakât, III, 562.

[27]İbnSa’d, et-Tabakât, III, 565;İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, I, 86-87; İbnAbdülber, el-İstî’âb, I, 81; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 114. Bakî' Mezarlığı'na muhacirlerden ilk gömülen sahabîOsman b. Maz'ûn’dur.

[28]İbnSa’d, III, 565; İbnHişâm, II, 163;İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, I, 72; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 114.

Yazar: