Abdullah b. Ebû Bekir - Yaşı Küçük Ama Yaptığı İş Büyük

Hicretten önce, Hz. Ebû Bekir’in iki hanımından dört çocuğu vardı. Bunlardan Âişe ve Abdurrahman’ın annesi Ümmü Rûmân, Esmâ ve Abdullah’ın annesi de Kuteyle idi. Abdullah, bu çocukların en küçüğü idi. Bilindiği gibi Hz. Peygamber, Hz. Âişe ile evliydi. Hz. Peygamber ile Hz. Âişe’nin nişanları hicretten önce Mekke’de, düğünleri de hicretten sonra Medîne’de yapılmıştı. Yaş itibariyle Âişe’den büyük olan Esmâ ise, Hz. Peygamber’in Safiyye halasının oğlu Zübeyir ile evliydi.

Hz. Ebû Bekir’in âilesi, hicret esnasında Hz. Peygamber’i yalnız bırakmadı. Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinde, oğulları ve kızlarıyla bu harekete destek verdi. Müşrikler, bir Perşembe günü sabahleyin Dâru’n-Nedve’de toplanıp akşama Hz. Peygamber’i öldüreceklerine karar verince, onların bu kararını Cebrâil’den öğrenen Hz. Peygamber, konuyu görüşmek ve hicret planını yapmak için Hz. Ebû Bekir’in evine gitti. Perşembe günü herkesin öğle uykusuna yattığı, öğle ile ikindi arasındaki vakitte, Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir, yapacakları hicret yolculuğunun planını görüştüler. İnsanlar uykularından uyanmadan Hz. Peygamber kendi evine geldi ve ikindiden sonra kendi evinden çıkarak insanlar arasına karıştı. Yapılan plana göre, hava kararıp müşrikler Hz. Peygamber’in evini kuşattıktan sonra Rasûlullah (s.a.s), evden çıkacak ve Ebû Bekir’in evine gelecek, oradan da gündüzün birlikte tespit ettikleri Sevr dağına çıkacaklar. Üç gün üç gece, bu dağdaki mağarada kalacaklar. Pazartesi sabah erkenden buradan çıkıp develerine binecekler ve kimsenin bilmediği yollardan Medine’ye ulaşacaklar.

Hz. Peygamber’in ve Hz. Ebû Bekir’in birlikte yaptıkları plana göre bu üç gün zarfında Hz. Ebû Bekir’in evinde hazırlanan yiyecekleri mağaraya Abdullah getirecek. Bu göreve ek olarak, Mekke’de olup bitenleri izleyecek ve bu haberleri mağaraya getirecek. Yani, önemli bir görev olan istihbârât işini de yerine getirecek. Hz. Ebû Bekir’in koyunlarını güden çobanı Âmir b. Füheyre de, koyunları bu çevrede otlatacak. Bu sûretle, hem Abdullah’ın izleri kaybolacak hem de mağaraya süt ulaştırılacak. Kendisi henüz bir müşrik olan ve parayla tutulan Abdullah b.Uraykıt ise, Hz. Ebû Bekir’in Perşembe günü kendisine teslim ettiği develeri, Pazartesi sabah erkenden Sevr dağının dibine getirecek ve kafileyi, kimsenin bilmediği yollardan Medine’ye götürecek. Bu harekette görevlendirilenler içerisinde sâdece bu şahıs müşriktir. Bu da, parayla tutulmuş, ağzına sağlam, işini yapıp parasını almaya bakan bir kişidir.

Bu görevliler içerisinde, Hz. Ebû Bekir’in kızları Âişe ve Esmâ gençtiler. Onlar, üç gün boyunca kardeşleri Abdullah ile mağaraya yemek gönderdiler. Esmâ, Cuma günü sabah erkenden evlerine baskına gelen Ebû Cehil’den bir de tokat yemişti. Ebû Cehil’in, onun suratına attığı tokatın şiddetinden kulağındaki küpe yere fırlamıştı. Hz. Ebû Bekir’in oğlu Abdullah ise, o sırada, çocukluk çağı ile gençlik çağı arasında bir yaştaydı. Hz. Peygamber, Abdullah’a istihbârât görevi gibi önemli bir görevi verirken, kimsenin onu önemsemeyeceğini ve izlemeyeceğini düşünmüştü. Hz. Âişe’nin ifadesiyle cesur, akıllı ve becerikli bir genç olan Abdullah, üç gün boyunca her akşam evlerinde hazırlanan yiyeceği alıp mağaraya götürür ve Mekke’de olup bitenleri Hz. Peygamber’e ve babasına aktarırdı. Daha çocuk denecek yaştaki bir genci, istihbârât gibi önemli bir görevle görevlendiren Hz. Peygamber, hayatı boyunca gençlere önem vermiş, onları güzel vazifelerle vazifelendirerek şereflendirmiştir.

Sevgili gençler! Hz. Peygamber’in, taze bir genç olan Abdullah’ı, cemaatten devlete geçiş hareketi olan hicret gibi önemli bir olayda, istihbârât gibi çok ciddî bir görevle görevlendirmesinden alacağımız çok dersler vardır. Bir kere şunu hatırlatalım ki, Hz. Peygamber, insanlara gelişigüzel görev vermezdi. Yapılması gereken göreve uygun şahıslar bulur, onları görevlendirirdi. Hz. Peygamber tarafından görevlendirilen şahıslar da bunu bildikleri için, kendilerine verilen görevi en güzel şekilde yerine getirmek için gayret gösterirlerdi.

Sevgili gençler! Halk arasında “çocuktan al haberi” diye bir söz vardır. Bu söz, insanların, çocukları pek önemsemediklerini ve onların yanında her şeyi söylediklerini, çocukların da bu sözlere kulak verip dinlediklerini ve gereken yerlere ilettiklerini ifade etmek için söylenmiş bir sözdür. Bunun böyle olduğu tecrübelerle sâbittir. Hz. Peygamber de, işte bu sebepten dolayı Abdullah’ı istihbârât işinde görevlendirmiştir. Abdullah da, kendisine verilen görevi en güzel şekilde yerine getirerek, hem kendi yüzünü ak etmiş hem de Hz. Peygamber’in,  çevresindeki insanlara görev verirken ne kadar isâbetli kararlar aldığını göstermiştir. Hz. Âişe’nin verdiği bilgiye göre Abdullah, bu üç gün boyunca karanlık iyice bastırdıktan sonra hazırlanan yiyecekleri alır üç kilometre uzaklıktaki mağaraya gider, geceyi mağarada geçirdikten sonra seher vakti mağaradan çıkar, evine gelirdi. İnsanlar uykularından uyanıp, evlerinden çıktıktan sonra o da geceyi evinde geçirmiş gibi insanlarla aynı zamanda evinden dışarı çıkardı. Taze bir genç olduğu için, kimse onu önemsemez ve nereye gidip-geliyor diye de takip etmezlerdi. Zâten kendisi de, bu zaman içinde müşrikleri şüpheye sevk edecek yanlış bir hareket yapmadı. (Bakınız: Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr, 44)

Sevgili gençler! Hz. Peygamber, genç Abdullah’a görev vererek onu işin içine çekti. Yani, kendilerini İslâm dâvâsına vakfetmiş bir âilenin küçük çocuklarını da bu işin içine kattı. Bugün, İslâm ümmetinin önünde bulunan kişilerin, Hz. Peygamber’in bu sünnetini yaşatarak ümmetin çocuklarını, daha küçükken bu dâvâya kazandırmaları gerekir.

Sevgili gençler! Hz. Peygamber, gençlere sorumluluk yüklüyor ve onları, bu sorumluluk şuuru içinde yetiştiriyordu. Bilinmelidir ki, insanı, dar günler ve zor zamanlar yetiştirir. Bu sebepten dolayı, siz de evlenip çocuk sahibi olduktan sonra, çocuklarınızı daha küçükken sosyal hayatın içine katın ve yetiştirin. Ramazan gecelerinde, onlarla birlikte yoksulların evine gidin! Siz, arabanızda oturun, gıda maddelerini onlar dağıtsın. Onlar, çocukken bu zevki yaşasın ve işi öğrensinler. Büyüdükten sonra da kendi çocuklarına: “Biz, babamla böyle böyle yapardık!” diye anlatsınlar hâtıralarını. Şimdiki çocukların, kendi çocuklarına anlatacak çocukluk hâtıraları da yok. Aman Allah’ım! Bu ne yoksulluk böyle!

Sevgili çocuklar! Biliyor musunuz, bu yoksulluğu çıkaran da bizleriz. Çocuklarımızı okullarla dershaneler arasında koşuşturan yarış atları haline getirdik. Sâdece, test çözüyorlar. Kitap okumuyorlar, şiir ve edebiyât zevkleri yok, kendilerini ifade edemiyorlar. Kendi işlerini, kendileri göremiyor. Her işlerini anneleri, babaları veya bir yakınları görüyor. Üniversiteyi kazanan bir öğrenci, gelip kaydını yaptıramıyor, kalacağı evi veya yurdu bulamıyor. Bunun için de, babası ile veya tüm âile birlikte geliyorlar. Böyle yapmak çocuklarımız için destek değil, köstektir. Üniversiteyi kazanan bir öğrenci, kendi işini kendisi yapabilmelidir. Kendisinin yapabileceği işi siz yaparsanız, çocuğun kendine güvenini öldürürsünüz.

Sevgili gençler! Elektrikler kesildiği zaman, kendi evindeki bir odadan diğer odaya gidemeyen çocuklarımızın ve geçlerimizin var olduğunu hepimiz biliriz. Peki, bu çocuklarımız, yarın savaşa nasıl gidecekler? İşte bütün bunları düşünen ve gençleri gelecek için yetiştiren Hz. Peygamber, küçük Abdullah’a zor bir görev veriyor ve en yakın dostu Hz. Ebû Bekir’in oğlunu geleceğe hazırlıyor. Zâten gerçek liderler, gelecek için yatırım yapan liderlerdir.

Sevgili gençler! Abdullah da “Bu iş benim boyumu aşar!” demiyor. Görevine dört elle sarılıyor ve görevini akıllara durgunluk verecek şekilde başarıyor. Taze bir genç olan Abdullah, hava iyice karardıktan ve herkes evine çekildikten sonra Mekke’nin dışına çıkıyor ve üç kilometre yolu gidip tırmanarak mağaraya çıkıyor. Seher vakti de, daha kimse yatağından kalkmadan yine karanlıkta evine dönüyor. Ne karanlıktan korkuyor, ne de yakalanmaktan çekiniyor.

Sevgili gençler! İşte böyle olun. Korkuyu, endîşeyi, çekingenliği atın üzerinizden. “Ben bunu yapamam, ben bunu başaramam!” demeyin. Biliniz ki, bazı görevler vardır ki, siz gençler, bu görevleri yaşlılardan daha iyi yaparsınız. Sizin yapamadığınız kimi işleri de onlar sizden iyi yaparlar.