Neden Bu Kadar Affedicisin?

Ayşe KARAKOÇ –

Bir damla!

Bir damla düştü gökyüzünden yeryüzüne, Allah’ın indirdiği ve kendi rahmeti ile merhametlendirdiği bir rahmet damlası! Düştüğü yeri yeşerten, gönülleri ısıtan, bir kalbe sığmayıp, tüm kalplere, mevc mevc tüm kainata yayılan, nurlu bir damla!

“Ben Muhammed’im,siyeri nebi genç siyerciler ayşe karakoç peygamber hz.muhammed

Ben Ahmed’im,

Ben mukaffa (son peygamber),

Ben hâşirim,

Ben tevbe ve rahmet peygamberiyim.”

Affetmek; affa lâyık olmayanı, dostunu-düşmanını, akrabasını, tüm yaratılmışları, nedametten öne eğilmiş tüm başları… O’nun yüceliğine yücelik katan yüce bir özellik.

Efendimiz (sas) yüreği öylesine geniş bir insan ki, O’nun insanlara karşı bağışlayıcı olması, merhameti ve yumuşaklığı, herkesi kendine hayran bırakmıştır. Yüreğinin sıcaklığı, etrafındaki insanların kalplerine öylesine nüfuz etmiştir ki, insanlar önce teker teker Müslümanlığı seçmiş, sonra aralarındaki bağ, öz kardeşlikten de öte mümin kardeşliğine dönüşmüştür. “Eğer kaba, katı kalpli olsa idin muhakkak ki insanlar çevrenden dağılır giderlerdi.”(Âl-i İmran 3/159) Ama Sen, 14 asırdır gönüllerde yer bula bula söylene gelen, her gün, dünyanın dört bir yanında, 5 vakitte ismi zikredilen, en merhametli, en yumuşak kalpli, en kutlu nebisin!

İnsanoğluna yaradılış özelliği olarak düşmanını affetmek, dostunu affetmekten daha zor gelir. Düşmanlarına merhamet etmek ve onları bağışlamak, insanların ahlâk depolarında çok az olan ve nadir bulunan bir duygudur. O nadir duygu, O’nun yüreğini kendisine mesken edinmiş, bu sayede bu yürek, düşmanları tarafından da takdir edilmiştir. Bugün belki de ‘gönüllerin fethi’ olarak adlandırabileceğimiz Mekke’nin Fethi’nde, Efendimizin (sas) düşmanlarına karşı tavrı, daha doğrusu Efendimize (sas) düşman olanlara karşı Efendimizin tavrı, O’nun ve Rabbimizin merhamet etmedeki derecesini bizlere göstermektedir.

Ebû Süfyan ki Uhud ve Hendek’te müşriklerin başkumandanıdır. Eşi Hint ki o mübarek insanının, Hz. Hamza’nın (ra) ciğerini dişlemiş, organlarını parçalayıp boynuna kolye olarak asmıştır ve bu nasıl bir hikmettir ki bir tarafta insanlıktan ancak bu kadar nasipsiz kalabilmeyi becerebilmiş iki insan, bir tarafta da bu nasipsizlere her şeye rağmen kin tutmayıp, merhamet kollarını açabilmeyi başarabilmiş bir insan durmakta! O gün, kendin de yaralanmıştın ya, Hz. Hamza (ra) şehitlerin sultanı olmuştu, yer gök ağlamıştı ya o gün… Ta içinin acıdığını hissetmiştin ya hani! İşte gün bugündür, vakit intikam günüdür. Fakat Nebi, “Ebû Süfyan’ın evine kim girerse güvendedir.” emrini tüm Mekkelilere yaymakta. Düşman dost safına geçiyor, Müslüman oluyor. Hint Efendimiz (sas) tarafından yaptıkları hiç yüzüne vurulmaksızın affediliyor ve Efendimize (sas) artık kendisinin meclisinden daha sevimli bir meclis görmediğini itiraf ediyor.

Ya Vahşi’ye ne demeli? O da kendisi için en güvenli yeri Peygamberimizin (sas) yanında buluyor. Ama Peygamberimiz, ona -Hamza’nın katiline- bakamıyor. O kadar hisleniyor ki, hissettiği acıyı, yüreğindeki sızıyı bir nebze olsun dindirmek için gözlerinden mübarek merhamet damlalarını boşaltıyor. Kâinatın Efendisi ağlıyor. İstese kısas yapabilir, ama O affetmeyi seçiyor. Sadece bir daha gözüne gözükmemesini istiyor, yüreğindeki acıyı her zaman bu kadar bastıramayıp da ona karşı kırıcı bir söz söylemekten kaçınmak için.

Mekkeliler Efendimize (sas) ve Müslümanlara eziyette çok çok ileri giderek, 3 sene boyunca onları boykot etmiş, Kâbe’nin duvarına astıkları ahitname ile onlarla alış veriş yapmayı, kız alıp vermeyi yasaklamış, onların yakınlarından da yardım almalarını engellemişlerdir. Öyle bir duruma gelinmiştir ki Müslümanlar ağaç ve ot yiyerek karınlarını doyurmaya çalışmışlar, içerinden bazılarını da kaybetmişlerdir. Eziyet edenlerin başında da Ebû Cehil ve oğlu İkrime yer almaktadır. Onlar Peygamberimizin (sas) namaz esnasında başına deve işkembesi dökmüşler, O’nu boğmaya çalışmışlar, öldürmek için türlü türlü tuzaklar kurup durmuşlardır. Bir düşünelim… Bugün bırakın tüm bu işkencelere maruz kalmayı, yanlışlıkla ayakkabımıza basılmış olsa ve bundan ötürü de bizden af dilense, karşıdaki insanı mazur görmek nefsimize ağır gelir. Ama O, Rabbinin: “Kolaylık göster, affa sarıl, iyiliği tavsiye et, cahillerden de yüz çevir.” (Araf / 199) emri ile affetmenin büyüklüğünü tüm dünyaya şu sözleri ile inkişaf etmektedir: “Allah’ım, İkrime’nin bana yaptığı bütün kötülükleri, Senin nurunu söndürmek için attığı her adımı affet. Yüzüme karşı ve gıyabımda söylediği sözleri de affet.”  Fetih gününde de Yusuf misali affetmekte tüm Mekke halkını “Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”

Kızı Zeyneb’i (ra) hicret sırasında, devesinden iterek düşürüp, hem karnındaki bebeğinin, hem de Zeyneb’in ölümüne sebep olan Hebbar bin Esved de af dileyenler ve kabul edilenler arasında. Müslümanlığı kabul etmeyen bir kabilenin reisi olan Sümâme bin Asal da bu kervana katılmış. Müslümanların eline düşüp 3 gün boyunca esir edildikten sonra kendisinden beklentisinin ne olduğu soran Peygamberimize şöyle seslenmektedir: “ Muhammed! Beni öldürecek olursan ölmeyi hak etmiş bir insanı öldürmüş olursun. Fakat bana lütuf göstererek kendine minnettar bırakırsan, o zaman hayatım boyunca bu iyiliği unutmam. Eğer fidye istiyorsan onu da hemen vermeye hazırım.” Efendimiz bu pişman ve Müslümanlığı seçen adamı affediyor. Bunun üzerine Sümâme şöyle diyor: “ Ey Allah’ın Resûlü! Dünyada en nefret ettiğim insan Sendin. Fakat şu andan itibaren dünyada en sevdiğim insan Sensin. Eskiden nefret ettiğim din, Senin dinin idi. Şimdi canımdan fazla sevdiğim din, Senin dinindir. Eskiden hiç görmek istemediğim şehir bu şehirdi. Bugün ayrılmak istemediğim şehir bu şehirdir.

Dünya dünya olalı düşmanına karşı bu şekilde davranan başka bir fatih görmemiştir. Asırlar geçmiş, ama hiçbir zaman dilimi, onu hafızalardan yok etmeye güç yetirememiştir, yetiremeyecektir… Çünkü O,bizler için bugün de en mükemmel örnektir.

Duygularını, düşüncelerini, yaşayışlarını O’nun duygularına, düşüncelerine, yaşayışlarına benzetmede, şüphesiz ki bizim kat edemeyeceğimiz derecede yol kat etmiş sahabîlerin gibi;

Seni tanıdıktan sonra bu dini ve Seni, kendisine En Sevgili yapan Sümâme bin Asal gibi;

Kızın Fatıma, annemiz Âişe gibi;

Ömer ve Ebû Bekr’in gibi;

Senin için yapamadıklarımızdan ve kusurlarımızdan dolayı Senden,

Günahlarımızdan dolayı da Rabbimizden affımızı dileriz!

 

Add new comment

Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.