Yol... Yolcu... Yol Arkadaşlığı...

 

Hepimiz birer yolcu olarak gönderilmişiz dünyaya. Sırat köprüsü dünyanın kendisiymiş. Köprüyü geçebilenler ulaşacaklarmış cennete. Kıldan ince kılıçtan keskin bu köprüden geçerken ayağımız kayarsa cehenneme düşmemek elde değilmiş. Bu köprü o kadar büyük zorluklarla donatılmış ki onu geçmek tek başına neredeyse imkânsızmış. Unuttuğunda hatırlatacak, düştüğünde kaldıracak, uyukladığında, gaflete düştüğünde uyandıracak, yoldan ayrılmaya izin vermeyecek yol arkadaşlarına ihtiyaç varmış ve bu yolda böyle arkadaşlar bulabilmek ancak öyle bir arkadaş olabilmekle mümkünmüş.

Yolculuğumuzun sonuna kadar sırat-ı müstakim üzere olabilmek, yollar bölük bölük ayrıldığında, daima sağdan, Allah rızasının olduğu yoldan gidebilmek için; eşlerimiz, çocuklarımız, hakkı ve sabrı tavsiye eden Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar birer yol arkadaşı tayin edilmiş bize.

Ancak ne yaparsak yapalım kurtulamadığımız, imanımız ve ibadetlerimiz arttıkça bizi kandırmak için daha da büyüyen, büyüklüğü cisminde değil sorduğu sorularda gizli bir yol arkadaşımız varmış ki onunla mücadele etmeden, onun bir adım önünde yürümeden bu yolculuğu hakkıyla tamamlamak imkânsızmış. Onun yolunun sonu ilk günden belli olduğu halde kendine arkadaşlar çağırır, gördüğü ilk günden itibaren düşman ilan ettiği insanları kandırmak için güzeli çirkin, çirkini güzel gösterir, ona inanıp arkasından gidenleri cehennem çukurlarından bir çukura yuvarlayıverirmiş.

“Ben ödevlerini tam yapmış, kalbi mutmain, dini kemale ermiş Müslüman'ım.” demek dünyanın en büyük iddiasıymış, iman arttıkça imtihan da artarmış ve Allah insanı iddiasından vururmuş.

“Ben bu yolculuğa koşarak başladım, diğerleri çok gerideler, menzile ulaşmama da az kaldı, oradaki tüm nimetler benim olacak.” zannına kapılmadan gaflete, kibre düşmeden, emin adımlarla, tövbe istiğfar ve tevazu ile bitirmeliymişiz yolculuğumuzu. Emaneti sahibine hakkıyla teslim etmeden zafer sarhoşluğuna kapılanlar, helak olup gitmiş bu yolda.

Bunca zorluğun yanında kolaylıklar da varmış tabii ki; Allah bize şah damarımızdan daha yakınmış, seslendiğimizde yardımımıza koşar, dualarımıza cevap verir, sabır ve namazla yardım dileyenlerin yolculuğunu kolaylaştırır, bize bizden daha yakın bir yol arkadaşı olurmuş.

Bildik... Gördük... İman ettik...

Yolculuğumuzun; karanlıklardan aydınlığa, haramlardan helallere, dünyadan cennete olabilmesi dileği her daim kalbimizde:

“Ey kalplerimizi evirip çeviren Allah'ım, kalplerimizi senin yoluna çevir ve o yolda sonuna kadar sabit kıl!

Yazar: