Abbâd b. Bişr - Bir Destan Kahramanı

 

Karanlığı Aydınlatan Nurlu Asalar


Medineli Müslümanların yıldızı, cihad meydanlarının şanlı askeri, Peygamber fedâîsi Abbâd b. Bişr 589 yılında Medine’de doğdu. O, Medine’yi Kur’ân’la fetheden İslam’ın ilk öğretmeni Musab b. Umeyr’in davetiyle Müslüman oldu. Mus’ab’ın sıcacık sesiyle okuduğu Kur’ân, Abbâd’ın yüreğine işlemiş ve hiç tereddüt etmeden iman etmişti.[1] Genç yaşta Müslüman olan Abbâd, takvası ve cihad meydanlarındaki cesaretiyle Efendimizin en seçkin arkadaşları arasında yer aldı. Allah’ın Sevgili Elçisi onu ilk Müslümanlardan Ebu Huzeyfe b. Utbe ile kardeş ilan etti.[2]

Hz. Âişe, onu şu sözlerle anlatırdı: “Medineli Müslümanlar arasında üç kimse vardır ki hiç kimse onlardan daha faziletli değildir. Onlar: Sa’d b. Muâz, Üseyd b. Hudayr ve Abbâd b. Bişr’dir.[3]

Abbâd ve Üseyd bir gece Allah Rasûlüyle birlikte mescitte otururlar. Sohbetlerini bitirip Efendimizden ayrıldıklarında vakit hayli ilerlemiştir. Göz gözü görmez bir karanlıkta yola çıkarlar. Ellerinde bir değnek vardır. Birden değneğin ucunda bir ışık belirir. Bu ışık sayesinde yolları aydınlanır. Birbirlerinden ayrılmaları gerektiğinde diğerinin değneğinde de bir ışık belirir. Onlar bu nurlu asalarla evlerine kadar giderler.[4]

Bir başka gece bu mübarek insan yine mescittedir ve bu sefer Kur’ân-ı Kerim okumaktadır. Efendimiz onun sesini işittiğinde sorar: “Âişe, bu Abbâd’ın sesi değil mi?” “Evet, bu Abbâd’ın sesidir.” Allah Rasûlü şöyle buyurur: “Allah’ım, Abbâd’a merhamet et!”[5] Bu dua bir şehadet müjdesidir. Rasûl-i Ekrem’in bu şekilde dua buyurduğu bütün arkadaşları şehitlik rütbesine mazhar olmuştur.

En önemli ve en tehlikeli görevlerde Abbâd’ın adı vardır. Meşhur Yahudi âlimi ve şair Ka'b b. Eşref  bütün gücüyle Efendimize, İslâm’a ve Müslüman kadınlara dil uzatarak Arap Yarımadası’nı Müslümanlara karşı kışkırttığında, Allah ve Rasûlüne eliyle ve diliyle savaş açtığında karşısına Abbâd ve arkadaşları çıkar. Yahudi mahallesinin en güvenli yerinde kale gibi bir evde yaşayan Ka'b b. Eşref’in öldürülmesi, İslâm’ın azılı bir düşmanının yok edilmesi Muhammed aleyhisselâm’ı ziyadesiyle memnun eder.[6]

O, Bedir’deki muhteşem zaferin kahramanlarından, Uhud’daki çetin imtihanı başarı ile geçen ve Peygamberini hiç terk etmeyen yiğitlerden birisidir.

 

Namaz Böyle Kılınır


Zatürrika Gazvesi’nden dönüş esnasında İslâm ordusu bir vadide mola verir. Ordu, gece bu vadide konaklayacaktır. Efendimiz sorar: “Bu gece bizi kim bekleyecek, gece nöbetini kim tutacak?” Muhacirlerden Ammâr b. Yâsir, ensardan ise Abbâd b. Bişr ayağa kalkar ve nöbet görevini üstlenirler. Peygamberimiz onlara vadinin ağzına gitmelerini ve gece boyunca güvenliği sağlamalarını emreder. Nöbet yerlerine vardıklarında Abbâd, Ammâr’a sorar: “Ne zaman uyumak istersin; şimdi mi, sonra mı?” Ammâr şimdi uyuyacağını söyleyerek ilk nöbeti Abbâd’ın tutmasını ister ve uyumak için biraz uzağa gider. Abbâd ise kıbleye yönelir ve namaza durur. O güzel sesiyle Kehf Sûresi’ni okumaya başlar. Gökteki yıldızlar, çevredeki ağaçlar, kuşlar ve bütün canlılar onun zikrine ortak olur. Bu sırada onu fark eden bir düşmanın attığı ok, Abbâd’ın vücuduna isabet eder. Ancak Abbâd’ın, namazını bozmaya hiç de niyeti yoktur. Oku vücudundan çıkarır ve namazına devam eder. Adam bir ok daha atar, bu ikinci ok da hedefini bulur. Ancak bu ok da Abbâd’ı namazından vazgeçirmez. Adamın attığı üçüncü ok Abbâd’ı oldukça bitkin bir hale getirir. Abbâd selamını verip namazını bitirdiğinde Ammâr’ı uyandırır. Ammâr arkadaşının vücudundan akan kanları dehşetle görür ve şaşkın bir hâlde sorar: “Sübhânallah, adam sana ilk oku attığında neden beni uyandırmadın?”

Abbâd şöyle cevap verir: “Kehf Sûresi’ni okuyordum. O kadar güzeldi ki yarıda bırakmak istemedim. Rasûlullah’ın verdiği nöbet görevini yerine getiremeyeceğimden korkmasaydım, okumaya devam ederdim.”[7]

Ashâb-ı Kirâm namazını işte böyle bir huşû içerisinde kılar. Onlar rahatta değil, cihadda dahi namazlarını terk etmezler. Ve teheccüd namazı işte böyle kılınır. Onlar ertesi gün insanlara duyurmak için ya da gösteriş için değil Allah rızası için gece namazını kılar ve bunu oldukça gizli tutarlar. Öyle ki nöbet arkadaşları bile bunu ancak onlar kana boyandıklarında fark edebilir. Ve elbette Kur’ân böyle okunur. Allah’ın âyetlerini okuduğunda imanı artan, Allah dendiğinde yüreği titreyen bir kimse okların açtığı yaraları, yaraların verdiği ıstırabı hissetmez. Acaba bizim okuyup geçtiğimiz Kehf Sûresi ile Abbâd’ın okuduğu arasında bir fark mı vardır? Yoksa fark okunanda değil okuyucuların imanında mıdır? Allah Celle, Abbâd ve arkadaşlarının Kur’ân’a olan saygısını ve sevgisini hepimize nasip eylesin.

 

Muhammed aleyhisselâm’ın Şanlı Askeri


İslam düşmanları tek vücut olup Medine’ye saldırdıklarında Abbâd, Muhammed aleyhisselâm’ın hemen yanı başında, düşmanlarının karşısındadır. Günlerce süren Hendek Savaşı’nda açlık ve susuzluğa, şiddetli soğuğa rağmen her gece Efendimizin çadırı başında nöbet tutmuş,  Peygamberinin güvenliğini sağlamıştır.[8] Müminlerin annesi Ümmü Seleme bu durumu şu sözleriyle anlatır:

“Allah, Abbâd b. Bişr’e rahmet etsin. O her zaman Allah Rasûlünün çadırının önünde nöbet tutan sahâbîlerdendi.[9]

Efendimiz aleyhisselâm Hicret’in altıncı yılında umre için Mekke’ye doğru yola çıktığında, Kureyş Kabilesi’nin durumunu öğrenmek üzere gönderdiği yirmi kişilik öncü birliğin başında Abbâd b. Bişr vardır.[10] Halid b. Velîd iki yüz süvarisiyle Hudeybiye’de Efendimize saldırmaya kalktığında Muhammed aleyhisselâm’ın emriyle Halid ve adamlarının karşısına çıkan yine Abbâd olmuştur.[11] Hudeybiye Antlaşması sırasında Allah Rasûlünün huzurunda sesini yükselten Süheyl b. Amr’ı Peygamberin huzurunda nasıl konuşabileceği hususunda uyaran ve Efendimizin başucunda bekleyen mücahit yine odur.[12]  Gün olur Rasûlullah onu zekât toplamaya Müzeyne ve Süleym kabilesine gönderir.[13] Gün olur Mustalikoğullarının zekâtlarını toplamaya gider. Orada hem zekât toplar, hem de İslâm’ı ve Kur'ân’ı öğretir.[14] Yiğit sahâbî, Rasûlullah’ın verdiği her türlü vazifeyi layıkıyla yerine getirir. Hayber’e gönderilen öncü birliğin kumandanı olan[15] Abbâd b. Bişr,  Tebük Gazvesi sırasında da Efendimizi koruma görevini üstlenmiştir. [16]

 

Yemame Savaşı 


Yemame Savaşı bir ölüm kalım mücadelesidir. Allah Rasûlü vefat etmiş, Arap kabilelerinden pek çoğu İslâm’ı terk etmiş, İslâm Medine’ye sıkışıp kalmıştır. Dinden dönenlerin, zekât vermeyeceğiz diyerek İslâm devletine isyan edenlerin ve sahte peygamberlerin karşısında Halife Ebû Bekir’in komutanı, Allah’ın çekilmiş kılıcı Halid b. Velîd vardır.

Allah’ın adını yüceltmek üzere yola çıkan mukaddes ordu, önündeki engelleri yok etmiş, isyanları bastırmış ve en büyük düşmanın, Müseylimetü’l-Kezzâb’ın karşısına çıkmıştır. Daha önce kendisiyle savaşan Müslümanları bozguna uğratan Müseylime’nin ordusu, İslâm ordusundan hem daha kalabalık hem daha güçlüdür. Savaş başladığında isyan ordusu, Müslümanları bozguna uğratır. Sahte peygamber Müseylime’nin askerleri, Halid b. Velîd’in çadırına kadar girerler. Umutların tükendiği, ağır bir yenilginin yaklaşmakta olduğu sırada Efendimiz aleyhisselâm’ın en yakın arkadaşları, ensar ve muhacirin önde gelenleri tarihin en muhteşem direnişlerinden biriyle sahte peygamberin karşısında dururlar.

Erkam’ın evinde yetişenler; Akabe’de biat edenler; Rıdvan Ağacı’nın altında Peygamberlerine söz verenler; direnişe, mücadeleye, en Sevgili’ye bağlılıklarını göstermeye ve Onun davası için şehadet şerbetini içmeye azmederler. Vefa sahibi Peygambere vefa gösterirler.

 

Zafer İslam’ın


Savaşın öncesindeki gece Abbâd bir rüya görür. Rüyasında gökyüzü kendisi için açılmış ve üzerine kapanmıştır. Bu rüyayı şehadetin müjdesi olarak yorumlar.[17]  Savaş meydanında haykırır, ensarı ölüme davet eder: “Ey Ensar topluluğu, kılıçlarımızın kınlarını kıralım, bizim yüzümüzden İslâm’a zarar gelmesin!”[18] Onun liderliğinde ensardan dört yüz mücahit düşmanın içine dalar, toparlanan İslâm ordusu sahte peygamberin ordusunu geri püskürtür. Ensar İslam’ın özüdür.[19] İlk gün Peygambere kucak açan, sonuna kadar yanında duran ve işte bugün de Muhammed aleyhisselâm’ın davasını omuzlayan onlar olmuştur. Allah Rasûlünün şanlı sahâbileri, ensar ve muhacir Yemame’de güçlü düşman ordusu karşısında destan yazmışlardır.

Savaşı kazanamayacağını anlayan Müseylime, askerleriyle birlikte yüksek duvarlarla çevrili bir bahçeye sığınır. Ancak onun için kurtuluş yoktur. Yaşamak için değil ölmek için savaşan kahramanları o duvar nasıl engelleyebilir? Duvardan atlayan ve kapıyı açan sonra da şehit olan mücahidler, akan kanlarıyla Medine’de yatan Nebiye ve Onun sıddîk halifesine selam verirler. Akşam olduğunda yalancı Müseylime öldürülmüş, zafer İslâm’ın olmuştur.

Ölüm duvarının dibinde bir yiğit yatar. Kılıçlar ve mızraklar yüzünü parçalamış, vücudu tanınamayacak bir hale gelmiştir.[20] Hicret’in on ikinci yılında[21] kırk beş yaşında[22] şehit olan şanlı sahâbî ve kardeşi Ebû Huzeyfe’nin cesetleri duvarın dibinde, ruhları Rasûlullah ve Mus'ab b. Umeyr ile birlikte cennettedir.

 



[1] Hâkim, el-Müstedrek, III, 254; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 440; İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, III, 149; Raşit Küçük, “Abbâd b. Bişr”, DİA, I,12; Onun Müslüman oluşu Sa’d b. Muaz ve Üseyd b. Hudayr’ın Müslüman oluşundan öncedir.

[2] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 440; Zehebî, A’lâmü’n-nübelâ, I, 338.

[3] İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, III,149; İbn Abdülber, el-İsti’âb, II, 802.

[4] Buhârî, “Salât”, 78; Menâkıb 28; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 190-191; İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, III, 149.

[5] Buhârî, “Şehâdât”, 11; Zehebî, A’lâmü’n-nübelâ, I, 338; Ebû Nuaym,  Mârifetu’s-Sahâbe, IV, 1927.

[6] Buhâri, “Meğâzi” 15; Hâkim, el-Müstedrek, III, 255; İbn Hişâm, es-Sîre, III, 58; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 440; Vâkıdî, el-Meğâzi, I,187;  Ka’b b. Eşref’i öldüren sahabiler; Muhammed b. Mesleme, Abbâd b. Bişr, Ebû Nâile, Ebû Abs b. Cebr, Hâris b. Evs’tir. Bkz: Mehmet Ali Kapar, “Ka’b b. Eşref”, DİA, XXIV, 104.

[7] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 343-344; İbn Hişâm, es-Sîre, III, 219; Vâkıdî, el-Meğâzi, I, 397.

[8] Vâkıdî, el-Meğâzi, II, 466-467.

[9] Vâkıdî, el-Meğâzi, II, 464.

[10] Vâkıdî, el-Meğâzi, II, 574;Raşit Küçük,“Abbâd b. Bişr”, DİA, I, 12; Muhammed Hamidullah, Hudeybiye Antlaşması, DİA,  XVIII, 298.

[11] Vâkıdî, el-Meğâzi, II, 582; Mustafa Fayda, Halid b. Velid, 109.

[12] Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 606; M. Asım Köksal, İslam Tarihi, V, 305.

[13] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 440; Vâkıdî, Meğâzi, III, 973; Raşit Küçük, Abbâd b. Bişr, DİA, I, 12

[14] Vâkıdî, el-Meğâzi, III, 981; İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 161-162.

[15]Vâkıdî, el-Meğâzi, II, 640-641; Elşad Mahmudov, Hz. Peygamberin Savaşları, 149-150.

[16] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 441; Vâkıdî, el-Meğâzi, III, 1034; M. Asım Köksal, İslam Tarihi, VII, 310.

[17] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 441; Zehebi, A’lâmü’n-nübelâ, I, 38.

[18] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 441; Zehebi, A’lâmü’n-nübelâ, I, 338.

[19] İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, III, 150; ibn Abdülber, el-İsti’ab, II, 804; Zehebi, A’lâmü’n-nübelâ, I, 338.

[20] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 441.

[21] Hâkim, el-Müstedrek, III, 255; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 441.

[22] Hâkim, el- Müstedrek, III, 255; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 441; Zehebi, A’lâmü’n-nübelâ, I, 337; İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, III,150.

 

 

Yazar: