Şiirler Seni Söyler


Ruhum sana âşık, sana hayrandır efendim,

Bir ben değil, âlem sana kurbandır efendim.

Doğ kalbime bir lahzacık ey Nur-i dilara

Nurun ki gönül derdime dermandır efendim.

                                                    Ali Ulvi Kurucu

 

Ezelden sevdalı yaratılmışız sana; ruhumuz seni arıyor, seni özlüyor, seni bekliyor. Kalbimizi ancak senin nurun aydınlatıyor. Senin devrinde olmamak yakıyor, kavuruyor gönlümüzü.

 

Arınamadım parmaklarında
Ciğerime serin sebillerin değil
Ateşin düştü
Bir damla bile olamıyorum
Tatsız tuzsuz bir akşamüstüyüm
Kolsuz kanatsız bir yalnızlığım bu şehrin
Gül yakılan bulvarlarında

                                                    Ferman Karaçam

 

Adını duyunca yanmaya başlıyor kalbimiz; Ebû Leheb yollarına diken serdiğinde uzatıyoruz ellerimizi dikenleri temizleyebilmek arzusuyla. Uhud’da dişinin kırıldığını öğrenince sana bir şey olacak korkusuyla yüreğimiz ağzımıza geliyor. “Seni yetim bulup barındırmadık mı?” ayetini duyduğumuzda gözlerimiz yaşarıyor. Çektiğin onca çileden sonra zafer nasip olup da Mekke’ye girerken seninle, tekbirlerle, şükürlerle giriyoruz anavatanımıza.

 

İradem olduğu gündür senin iradene râm,
Bir an olsun yollarda durmak bana oldu haram.
Bütün hayakil-i hilkat ile hasbihal ettim,
Leyâle derdimi döktüm, cibali söylettim.
Yanıp tutuşmadan yummadım gözümü,

Nücuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü? 

                                                Mehmet Akif Ersoy

 

Bir bakışın, bir sözün yetiyor engelleri, putları yıkmaya. Sana râm oluyor, sende varlığımızı eritiyor, sende tükeniyoruz. Bu tükeniş yok oluş değil elbette, sonsuzluk yolunda atılmış bir adım. Geceye derdimizi döküp dağlarla söyleşerek, yanıp tutuşarak arıyoruz seni. Sonsuzluk, ebedilik seni aramakta, sana ulaşmakta saklı.

 

Mesafeler gül alırken gönülden

Neden böyle uzaksın ki sen gülden

Boşalt sadağından dikenlerini

Düşün binlerce yıl dağarcığında

Bu derdi kahırla çekenlerini

Düş yollara iki gözün aksa da

Kavuş güle, gül seni bıraksa da

                                          Nurullah Genç

 

Senden uzak olduğumuz her an, ruhumuzun arayışını daha da arttırıyor. Hangi parçanın eksik olduğunu, neden bir türlü kalbimizin mutmain olmadığını sana kavuştuğumuzda, seni arayıp bulduğumuzda anlıyoruz. Yola geç çıkmanın, sensiz yaşanan yılların acısıyla, hasret ateşi daha bir yakıyor gönlümüzü.

 

 

 Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,

Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,

Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,

Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,

Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,

Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.

                                                          Nurullah Genç

 

Gönlümüze yağıp tüm kiri pası alıp götürüyorsun. Aslında kalbimizin derinliklerinde gizlenmiş olduğunu, aradığımız sevdayı daima kalbimizde taşıdığımızı, arınmış kalbimizin derinliklerinden bizi çağıran sesini duyduğumuzda anlıyoruz ancak. Artık gözlerimiz her şeyde seni görmeye seni aramaya başlıyor.

 

Bir an kayboldun gibi yaşadım kıyameti,

Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti

Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma

Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma.

                                                           Erdem Beyazıt

 

Önce güllerde arıyoruz seni, sonra yağmur olup temizliyorsun kararan kalplerimizi. Su olup yürüyorsun yüreklerimize. Doyasıya bakamıyoruz mahcubiyetten, seni hatırlatıyor ayın güzelliği bizlere. Anlıyoruz ki ruhumuz ezelden sevdalı sana; Bütün şiirlerde söylediğimiz sensin, Suna dedikse sensin, Leyla dedikse sen.

             Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışız sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışız.

Yazar: