İftar Sofrası

 

 

 Mus’ab b. Umeyr radıyallahu anh Uhud’da şehit oldu ama onun aziz hatırası müminlerin yüreğinde daima canlı kaldı. Aradan geçen yıllar onu ve davasını unutturamadı. 

 Aşere-i Mübeşşere’den, zenginliği ve cömertliği ile meşhur olan Abdurrahman b. Avf radıyallahu anh oruçluydu. İftar vakti geldiğinde önüne çeşit çeşit yemeklerin bulunduğu bir sofra getirildi. Abdurrahman b. Avf, sofraya şöyle bir baktı ve bir süre daldı. İslam’ın ilk yıllarını hatırladı. Sonra şunları söyledi:

  “Mus’ab b. Umeyr, Uhud Savaşı’nda şehit edildi. O, benden daha hayırlıydı. Ama onu kefenlemek için bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. O hırkayla başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açıkta kalıyordu.

   Uhud günü Hz. Hamza da şehit edildi. O da benden hayırlı idi. Ona da bir hırkadan başka kefen bulunamadı. 

              Şimdi ise dünyalık ne varsa hepsine sahip olduk. Şundan korkuyorum: Acaba yaptığımız bütün iyiliklerin mükâfatı bize dünyadayken peşin olarak mı verildi?” Sonra ağlamaya başladı ve yemeği yiyemedi.[1]

              Kor ateşlere meydan okuyan yüce sahabi Habbâb bin Eret de aynı sahneyi anlatıyor:

              “Biz Efendimiz aleyhisselâm ile Medine’ye yalnız Allah rızası için hicret ettik. Mükâfatını Allah’tan bekleriz. Arkadaşlarımızdan bazıları bu dünyadan hiçbir şey görmedi. Dünya nimetlerinden tatmadan ahirete göç etti ki Mus’ab b. Umeyr onlardandır. O Uhud günü şehit olmuştu da onu kefenleyecek bir örtü bulamamıştık. Üzerindeki kaftanı başına örttüğümüzde ayakları, ayaklarını örttüğümüzde ise başı açıkta kalıyordu. Bu yoksulluk karşısında Allah Rasûlü bize şehidin başını örtmemizi, ayaklarının üstüne ise izhir denilen kokulu ottan koymamızı emretti.”[2]

                   Vücudunu saracak bir kefeni olmadı ama sevgisi Müminlerin yüreğini sardı. O bu dünyadan göçtüyse de davası ülkeleri, kıtaları aştı. Mus’ab’ın dalgalandırdığı sancağı bugün onun izinden yürüyen nice genç davetçi taşıyor. Mademki dava dimdik ayakta, davet devam ediyor, öyleyse Mus’ab b. Umeyr hala yaşıyor.

    “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.”[3]

 

 



[1] Buhârî, “Cenâiz”, 34, 35; İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, III, 479; Zehebî, A’lâmu’n-nübelâ, I, 146-147.

[2] Buhârî, “Cenâiz” 27; İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 121; İbn’ül Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 177.

[3] Bakara Sûresi 2/154.

Yazar: