İkinin İkincisi Ümmetin Birincisi

        

عَنْ اَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّي اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْماً: مَنْ أَصْبَحَ الْيَوْمَ مِنْكُمْ صَائِماً؟ قَالَ أَبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ: أَنَا. قَالَ: فَمَنْ تَبِعَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ جَنَازَةً؟ قَالَ أَبُو بَكْرٍ: أَنَا قَالَ: فَمَنْ أَطْعَمَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ مِسْكِيناً؟ قَالَ أَبُو بَكْرٍ: أنَا قَالَ: فَمَنْ عَادَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ مَرِيضاً؟ قَالَ أَبُو بَكْرٍ: أَنَا قَالَ صَلَّي اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا اجْتَمَعْنَ فِي رَجُلٍ إِﻻَّ دَخَلَ الْجَنَّةَ .

 

Hz. Ebû Hureyre (r.a) anlatıyor: “Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir gün: “Bugün sizden kim oruçlu olarak sabahladı?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir(r.a): “Ben” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Bugün kim bir cenazeye katıldı?” buyurdu. Yine Hz. Ebû Bekir (r.a): “Ben” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Bugün kim bir fakiri doyurdu?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir(r.a): “Ben” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Bugün kim bir hastayı ziyaret etti?” buyurdu. Bu sefer de Hz. Ebû Bekir: “Ben” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Bunlar, bir kimsede bir araya geldi mi, o kimse mutlaka cennete girer!” buyurdu.” (Müslim, Zekât 87, Fedailü’s-Sahabe 12.)

O, İslâm mesajını çağlara taşıyan öncüler kervanının en önünde, Rasûl-i Ekrem’in(s.a.s) hemen yanı başında yürüyendi. En hayırlı ümmetin en hayırlı ferdiydi. Hz. Ebû Bekir(r.a), mıknatısın metalleri çekmesi ya da süngerin sıvıları emmesi gibi bütün hayırları kendinde toplamıştı. Birçok Müslüman’ın aylar hatta yıllar içinde bir araya getiremediği iyilikleri o, bir gün içinde sergileyebilecek yüceliğe sahipti. İşte bu yüzden cennet kapılarının herhangi birinden çağrılmak ümmet-i Muhammed’in(s.a.s) hayallerini süslerken Hz. Ebû Bekir(r.a), cennetin bütün kapılarından çağrılmakla müjdelenmişti.[1]

İkinin İkincisi Ümmetin Birincisi

Hz. Ebû Bekir(r.a), Allah’a kulluk yarışında Rasûlullah’ın ve diğer peygamberlerin hemen arkasında, Sevgili Peygamberimize (s.a.s) tabi olmada ise ümmetin en önünde yer almıştı. Müslümanlığın ateşten bir gömlek sayıldığı günlerde Hz. Ebû Bekir(r.a), hiç duraksamadan İslâm’ı kuşanan yegâne kişiydi. Efendimiz aleyhisselâm bununla ilgili olarak, “Ebû Bekir dışında İslâm’ı kime arz ettimse mutlaka bir duraksama yaşadı. Ancak o hiç tereddüt etmedi.” buyurmuştu.[2]

Hz. Ebû Bekir’in(r.a) öncü tavrı Mekke cihadı boyunca devam etti. O, bütün varlığıyla inanıp zafere ulaşmasını arzuladığı dini için hiç durmadan çalışıyor; Sevgili Efendisiyle birlikte insanları İslâm’a çağırıyordu. Onun vesilesiyle birçok kişi hidayete kavuşup Müslüman oldu. Bu günlerde Hz. Ebû Bekir(r.a), yıldızlara yol gösteren bir yıldız gibiydi. Hayatı boyunca da bu konumunu sürdürdü.[3]

Hz. Ebû Bekir(r.a), insanların kurtuluşu için canla başla çalışırken Müslüman kölelerin de baskı ve zulümden azat olması için çırpınıyordu. O, bu yolda servetinin erimesine aldırmamış ve başta Hz. Bilâl(r.a) olmak üzere yedi köleyi kurtarıp azat etmişti.[4] Hz. Ömer(r.a) onun bu hizmetini hayırla yâd ederken, “Ebû Bekir, efendimizdir. Efendimizi (yani Bilâl’i) azat etmiştir.” demişti.”[5] Hz. Ebû Bekir’in  (r.a) bu fedakârlığı Allah katında da çok beğenilmiş ve rivâyete göre LeylSûresi’nin 5,6 ve 7. ayetleri onun hakkında nâzil olmuştu.[6]

Hz. Ebû Bekir (r.a), davet ve cihâd yolunda hep Sevgili Rasûl’ün(s.a.s) yanı başındaydı ve O’nun çektiği eziyet ve işkencelerden o da nasibini alıyordu. Bir defasında müşrikler, Peygamber Efendimizi (s.a.s) bayıltıncaya kadar dövmüşlerdi. Hz. Ebû Bekir hemen koşup karşılarına dikildi ve “Bir adamı, ‘Rabbim Allah’tır.’ dediği için öldürecek misiniz? Yazıklar olsun size!” diye haykırdı. “Kimdir bu bağıran kişi?” dediler. “Şu mecnun Ebu Bekir.” denilince Peygamber aleyhisselâmı bırakıp Hz. Ebû Bekir’e hücum ettiler.[7] Başka bir seferinde de, Kâbe’de namaz kılarken saldırıya uğrayan Rasûlullah aleyhisselâm’ı kurtarayım derken öldüresiye dövülüp komaya girmişti.

Hicret Arkadaşı

Hz. Ebû Bekir(r.a) zor günlerin adamıydı. Rasûlullah aleyhisselâm zorlu hicret arkadaşlığı için onu seçtiğinde sevincinden ağlamıştı.[8]Hicret yolculuğu boyuncaEfendimiz aleyhisselâm için endişelenip durdu. Yol boyunca bazen Peygamber’in arkasında, bazen önünde gidiyordu. Çünkü o, bir tehlike karşısında Sevgili Rasûl(s.a.s) için kendini feda edebilecekti. Yine Sevr Mağarası’na ilk önce kendisi girmiş ve bütün zararlı haşere deliklerini kapatıp daha sonra Efendisini (s.a.s) buyur etmişti.[9]Müşrikler, izlerini sürüp Sevr Mağarası’nın ağzına kadar geldiklerinde ise öyle bir konumdaydılar ki, kâfirler birazcık eğilseler onları görebileceklerdi. İşte bu esnada Hz. Ebû Bekir (r.a) çok telaşlanmıştı. Rasûl-i Ekrem (s.a.s) ise onu teselli ederek, “Üzülme! Allah bizimle beraberdir.”[10] “Sen, üçüncüleri Allah olan iki kişiyi ne sanıyorsun?”[11]buyurdu. Yüce Allah(c.c) olanları şöyle anlatmaktadır: “Bunun üzerine Allah O’na emniyetini indirdi. O’nu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi. Kâfirlerin sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.”[12]

Önde Hep Önde

Hz. Ebû Bekir (r.a) hicretten sonra da Efendimizin(s.a.s) yanından hiç ayrılmadı. En hayatî anlarda canıyla malıyla hep en önde Allah’ın dinini ve Rasûlullah aleyhisselâm’ı destekledi. Medine’de mescit yapımı için bir arsa tespit edilip sıra, arsa sahibi yetim kardeşlere –bağış yapma istekleri kabul edilmeyip- arazi bedelini ödemeye gelince bu ödemeyi kim yaptı dersiniz? Elbette ki Hz. Ebû Bekir (r.a).

Güzel dost (r.a), savaşlar boyunca da büyük yararlılıklar gösterip öncü tavrını korudu. Hz. Ali (r.a), Hz. Ebû Bekir’in (r.a) Bedir Savaşı’nda, Hz. Peygamber (s.a.s) için kurulan çadırın önünde nöbet tutmayı hiç kimsenin göze alamadığı bir ortamda kılıcını sıyırıp nöbete durmasını ve çadıra yaklaşan her müşriği tepelemesini anlatarak, “En kahramanımız odur.” demişti.[13]

Vefa Sultanı Efendimiz aleyhisselâm Hz. Ebû Bekir’in (r.a) candan dostluğunu ve eşsiz hizmetlerini hiç unutmadı. Hayatı boyunca onu hep başkalarından ayrı, müstesna bir konumda tuttu. Rasûlullah aleyhisselâm’ın bu sevgisinin çok önemli bir sebebi de ashâbı içinde ahlâk bakımından kendisine en çok benzeyen kimsenin Hz. Ebû Bekir (r.a) olmasıydı. Mekke devrinde müşriklerin baskılarından usanıp Rabbine rahatça ibadet etmek için Habeşistan’a hicret etmeyi düşünen Hz. Ebû Bekir (ra)’i yolundan çevirip himayesine aldığını bildiren İbnü’d-Düğünne’nin şu sözleri onun sahip olduğu üstün ahlakı ne de güzel özetlemişti: “Şüphesiz ki senin gibisi ne çıkar, ne de çıkarılır. Çünkü sen yokluk çekene (ihsan edip) kazandırırsın. Akrabalık haklarını gözetirsin. Zayıfın işini yüklenir, misafiri ağırlarsın…”[14]İbn Hacer el-Askalânî (rh.a), Hz. Hatice (r.anhâ) ile İbnü’d-Düğünne’nin birbirlerinden habersiz olarak Hz. Peygamber (s.a.s) ve Hz. Ebû Bekir’i (r.a) benzer nitelemelerle anlatmasının Hz. Ebû Bekir (r.a) için övgüde son sınır olduğunu söylemektedir.[15]

Sıddîk-ı Ekber

Hz. Ebû Bekir’in (r.a) faziletçe peygamberlerden hemen sonra gelişinin en önemli delili onun bizzat Efendimiz (s.a.s) tarafından ‘sıddîk’ olarak vasıflandırılmasıdır. Çünkü Yüce Allah Kur’ân’da, peygamberlerden hemen sonra sıddîkleri zikretmektedir.[16]

Hz. Ebû Bekir’e (r.a) ‘sıddîk’; ‘yani dosdoğru olup doğrulayan’ lakabının verilmesinin Mi’raç mucizesinden hemen sonra olduğu rivayet edilmiştir. Onun, miraç mucizesini akıllarına sığdıramayanlara karşı söylediği, “Bunu eğer o söylemişse doğrudur.” sözü destanlaşmıştır.[17]

Bol Meyveli Cennet Ağacı

Hz. Ebû Bekir (ra), Peygamber Efendimizin (s.a.s) özel olarak cennetle müjdelediği üç kişinin ilkidir.[18]Yine cennetle müjdelenen on kişi (aşere-i mübeşşere) arasında da birinci sırada o vardır.[19] Peygamberimiz (s.a.s) ona, “Müjde! Sen Allah’ın cehennemden azat ettiği kişisin (Atîk’sin).” buyurmuş[20] ve yine onu, “Ey Ebû Bekir! Ümmetimden cennete girecek ilk insan şüphe yok ki sensin.” diye müjdelemiştir.[21]

Merhamet Sultanı Efendimizin (s.a.s) dilinde ümmetinin ümmetine karşı en merhametlisi Hz. Ebû Bekir (r.a) idi.[22]Sahâbîlerin (r.anhüm) dilinde ise, sahâbîlerin en âlimi yine oydu.[23]Rasûlullah aleyhisselâm, Tebük Savaşı’na hazırlık olmak üzere ashabını sadaka vermeye teşvik ettiğinde Hz. Ömer (ra), ilk kez Hz. Ebû Bekir’i (r.a) geçeceğini düşünerek malının yarısını Allah’ın Peygamberi’ne(s.a.s) getirmişti. Birazdan gelen Hz. Ebû Bekir (r.a) ise malının tamamını getirmiş; çoluk çocuğuna ne bıraktığını soran Allah Rasûlü’ne(s.a.s) ise, “Onlara Allah ve Rasûlü’nü bıraktım.” diye cevap vermişti. Hz. Ömer (ra), “Artık bundan sonra hiçbir şeyde asla onu geçemem.” demek zorunda kalmıştı.[24] Müslüman olduğunda kırk bin dirhemi olan bir adamken, vefat ettiğinde tek bir dinar ve dirhem bırakmamıştı.[25]İşte Hz. Ebû Bekir (r.a) böyle bir kimseydi.

Hz. Ebû Bekir (r.a), hayrının bolluğu ve sürekliliğiyle birçok meyveyi aynı anda veren bir cennet ağacına benziyordu. Onun imanı da, ahlakı da, cihadı da ibadeti de bambaşkaydı. O namaz kılarken kendinden geçiyor, Kur’ân okurken ağlamadan yapamıyordu. Müşrik kadınları ve çocukları o ibadet ederken onu seyredebilmek için neredeyse birbirlerini eziyorlardı.[26]

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) vefatına yakın hastalandığında, mescide açılan kapılardan Hz. Ebû Bekir (ra)’in kapısı dışında hepsini kapattırmış[27]; cemaate de onun imamlık yapmasını emir buyurmuştu.[28]Rasûlullahaleyhisselâm, hakkında söylediği şu sözlerle onun değerini tartışmaya yer bırakmayacak derecede ortaya koymuştu: “Her kimin bize iyiliği dokunmuşsa onun karşılığını mutlaka vermişizdir. Ebû Bekir hariç. Onun bize çok iyiliği dokunmuştur. Onun mükâfatını kıyamet gününde mutlaka Allah verecektir. Ebû Bekir’in malının bizi faydalandırdığı kadar hiç kimsenin malı bizi faydalandırmamıştır. Eğer bir dost edinseydim mutlaka Ebû Bekir’i dost edinirdim. Dikkat edin! Sizin Peygamberiniz Allah’ın dostudur.”[29]

Peygambere ittibâ ederek Allah’ın sevgisini kazanmak isteyenler için en güzel örnek hiç şüphesiz Hz. Ebû Bekir (ra)’dir. İslâm semasını böyle bir yıldızla aydınlatan Allah’a hamdolsun.

 


 


[1]Buhârî, Savm:4, Cihad ve Siyer:37; Müslim, Zekât:86. (Hadis’te cennetin kapılarından namaz, cihad, oruç ve sadaka kapıları olarak bahsedilmiştir. Mü’minler bu amellerden hangisinin hakkını daha iyi vermişse o kapıdan cennete çağrılırlar.)

[2]el-Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-Ummal, No:32612.

[3]Sahâbîlerin yıldıza benzetildiği bir hadis için bkz.: Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe:207.

[4]İbn Hacer el-Askalânî, el-İsabe fî Temyîzi’s-Sahâbe, thk.: Ali Muhammed el-Becâvî, (I-VIII), Beyrut 1412/1992, IV/171-172.

[5]İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, I/131.

[6] Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-Beyân fî Te’vîlü’l-Kur’ân, thk.:Ahmed Muhammed Şâkir, (I-XXIV) Suudi Arabistan,2000/1420, c.:24 s.:471.

[7]Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, VI/17; Rudânî, Cem’ul-Fevâid, No:6391.

[8]İbnHişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, (I-VI), Beyrut, 1411 c.:3 s.:11.

[9]bkz.İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye (I-XIV) Beyrut ty. III/180.

[10]TevbeSûresi 9/40.

[11] Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe:1.

[12]TevbeSûresi 9/40.

[13]Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, IX/46.

[14]Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr:45.

[15]İbn Hacer el-Askalânî, a.g.e IV/174-175.

[16] Nisâ Sûresi 4/69.

[17]İbnHişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, (I-VI), Beyrut, 1411 c.:2 s.:245.

[18]Buhârî, Fezâilu Ashâbi’n-Nebi:5.6.7.

[19]EbûDâvûd, es-Sünne:8.

[20]Tirmizî, Menâkıb:16.

[21]EbûDâvûd, es-Sünne:8.

[22]Tirmizî, Menâkıb:33.

[23]Buhârî, FezâiluAshâbi’n-Nebi: 3; Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe:2.

[24]EbûDâvûd, Zekât:41; Tirmizî, Menâkıb:16.

[25]İbn Hacer el-Askalânî, a.g.e IV/171.

[26]Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr:45.

[27]Buhârî, FezâiluAshâbi’n-Nebi: 3; Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe:2.

[28]Buhârî, Ezan:46.

[29]Tirmizî, Menâkıb:15.