Cennet Sofraları


İftar

İnsanoğlu, öz vatanından ayrı kaldığı şu gurbet dünyasında hep cenneti arar durur. O burada, altın kafese konulmuş bülbül gibidir. Öz benliğinde, korku ve endişenin, üzüntü ve sıkıntının, zulmün ve haksızlığın olmadığı bambaşka bir hayata hep özlem duyar. İşte bu hayat, ahiret hayatı ve cennettir. Asıl hayat da zaten odur. Mümin cennete kavuşuncaya kadar hep bir manevi açlık ve susuzluk yaşar. “Dünya, müminin zindanı, kâfirin cennetidir” [1]buyuran Efendimiz aleyhisselam da bu manaya işaret etmiştir. Müminin ruhu dünya hayatında, iftarı cennette olan bir orucu yaşar. İşte bu itibarla, ramazan ayında gün boyu tutulan oruç dünya hayatının, akşam kurulan iftar sofrası da cennetin küçük bir örneğidir. Sevgili Peygamberimiz (sas) de hadis-i şeriflerinde bu ilişkiye dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur:  “…Oruçlunun iki sevinci vardır: Birinci sevinç, iftar ettiği zaman; ikinci sevinç ise Rabbine kavuştuğu zamandır…” [2]

Sahur

Uyku küçük bir ölümdür. Yüce Allah, Zümer sûresi 42. âyetinde, kulların ruhlarını ölüm anında aldığı gibi uykularında da aldığını bildirmiştir. Uykularında ruhları alınanlardan ölümlerine hükmedilmeyenlerin ruhlarını Allah, bedenlerine iade eder de ancak bu sayede uyanabilirler. Allah, hayatımız boyunca her gece ve her sabah bize ölümü ve dirilişi yaşatıyor.[3] Her sabah uyandığımızda, tövbe etmek ve salih amel işlemek için bize yeni bir fırsat bahşeden Rabbimiz’e hamdetmeliyiz. Sevgili Peygamberimiz (sas) gibi, “Elhamdülillahillezî ahyânâ ba’de mâ emâtenâ ve ileyhinnüşûr”, “Ölümümüzden sonra bizi dirilten Allah’a hamdolsun. Biz O’nun huzurunda toplanacağız.”[4] demeliyiz. Bu duada Efendimiz aleyhisselam, uykuyu “ölüm”, uyanmayı da “dirilmek” olarak ifade buyurmuştur. İşte bu şekilde küçük bir ölüm olan uykunun en derin noktasında uyanarak Rabbin davetine koşmanın adıdır sahur. Adeta bir “ba’su ba’de’l-mevti”; yani öldükten sonra dirilişi yaşamaktır. Aslında dünya hayatının tamamı, ahirete göre bir uyku gibidir. Hz. Ali Efendimiz (ra) bu durumu, “İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar.” şeklinde ifade etmektedir.[5]Böylece, bütünüyle uykuya benzetilen dünya hayatının en diri zamanları ise, Allah’ın ve Resûlü’nün davetine koşulan vakitlerdir. Bu bir itaat diriliğidir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdıklarında, Allah ve Resûlü’nün davetini, koşarak, hemen yerine getirin. Hem bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz mutlaka O’nun huzurunda toplanacaksınız.”[6]

Dünya hayatında her gece uyku içinde uykuyu; yani çifte ölümü yaşarken, bizi sabah namazı ve sahur ibadetiyle dirilten Allah’a hamdolsun.

İftar Coşkusu

Sevgili Peygamberimiz (sas), “İnsanlar, iftar etmekte acele ettikleri sürece iyilik üzere bulunurlar.” buyurmuştur.[7] Efendimiz aleyhisselam, başka bir hadisinde de,”İftarda; yani orucun açılmasında acele edilmesi ve sahurun geciktirilmesi peygamberlik amellerindendir.” buyurmaktadır.[8] Kudsî hadiste de yüce Allah’ın, “Kullarım içinde en çok sevdiklerim, iftarı en çabuk yapanlardır.” buyruğu vardır.[9] Buna göre,  iftar hazırlığı yapmak ve iftar anını gözlemek, İslâm’ın şiarlarından olmaktadır. Yüce Allah, gün boyu kendi rızası için yemesini ve içmesini terkeden kulunun, iftar sofrasındaki ikramını hemen kabul etmesini istemektedir. Tıpkı kendisi için akşama kadar çalışan işçisine, alnının teri kurumadan hemen ücretini vermek isteyen kimse gibi… Şu farkla ki Allah’ın bizim orucumuza ihtiyacı yoktur. Ülkemizde, ramazan ayında iftar için hazırlıklar yapılıp sofraların erkenden kurulması ve herkesin heyecanla iftar vaktini beklemesi sünnete uygun bir davranış modelidir. Hz. Ömer ve Hz. Osman (ra)’nın ramazan ayında, akşam namazlarını kıldıktan sonra oruçlarını açtıkları yolunda bir rivayet varsa da[10]; bu rivayet açıklanmaya muhtaçtır. Çünkü bu, sünnetteki genel uygulamaya aykırı gözükmektedir. O iki râşid halifenin sünnete muhalif davranması ise düşünülemez. Bu konuda Efendimiz aleyhisselamın  uygulamasını bildiren bir rivayet, bizi çelişkiden kurtarabilir. Buna göre Efendimiz (sas), akşam namazını kılmadan önce yaş veya kuru hurmalarla ya da birkaç yudum suyla orucunu açar ve sonra namazını kılardı.[11] Öyleyse iki büyük sahabenin de, Efendimiz aleyhisselam gibi birkaç hurma veya suyla oruçlarını açıp sonra namaza durduklarını düşünebiliriz. Akşam namazından sonra ise, varsa diğer yemeklerle iftarı devam ettirmelerine de bir engel yoktur. Onların namazdan önce oruçlarını açtıkları hususu,  râvinin gözünden kaçmış olabilir. En doğrusunu ise Allah bilir.

İftar coşkusunun kalabalık topluluklarla; ancak israf ve gösterişten uzak olarak yaşanması ve çocukların mutlaka bu coşkuya ortak edilmesi ne kadar da güzeldir. Bunlar aynı zamanda, ramazan ayının hayatımıza kattığı vahdet bilincinin yansımalarıdır. Müslümanlar, ramazan ayında teravihlerle, iftarlarla, mukabelelerle ve vakit namazlarıyla her zamankinden daha fazla bir araya gelirler. Bunlar, kardeşliği pekiştirmek, kini giderip sevgiyi yerleştirmek ve birbirlerinin dertleriyle ilgilenmek için ne güzel vesilelerdir.

Sevgili Peygamberimiz (sas) bize iftar adabını da öğretmiştir. Buna göre, gecenin karanlığı doğudan gelip gündüzün aydınlığı batıdan gittiği ve güneş de battığı zaman oruçlu orucunu açar.[12] Mümin, orucunu açmadan önce bir bilinç tazelenmesi yapmak için, Peygamberinin öğrettiği şu duayı okur: “Allahümme leke sumtü ve ala rizgıke eftartü.”  “Allah’ım Senin rızan için oruç tuttum ve Senin rızkınla orucumu açıyorum.”[13] Müslüman, orucunu açınca da zihin uyanıklığını sürdürmeli ve Efendimiz (sas)’in şu duasını okumalıdır: “Susuzluk gitti, damarlar ıslandı ve yüce Allah isterse sevap kesinleşti.”[14] Oruçlu, iftar vaktini, yüce Allah’tan dileklerde bulunmak için ganimet bilmelidir. Çünkü hadis-i şerifte, “Oruçlunun iftar vakti mutlaka kabul olunmuş bir duası vardır.” buyrulmaktadır.[15] Resûlullah Efendimiz (sas), orucunu, namaz kılmadan önce birkaç taze hurmayla, onu bulamazsa kuru hurmayla, onu da bulamazsa birkaç yudum suyla açardı.[16] Bizlere de bunu tavsiye ederdi: “Kim hurma bulursa iftarını hurma ile açsın. Kim de bulamazsa orucunu su ile açsın. Çünkü su temizdir.”[17] Zaten O’nun (sas) özü ve sözü, sözü ve yaşantısı birdi. Efendimiz aleyhisselamın sünneti, iftarda vücudun genel gıda ve su dengesini yerine getirecek az bir yemekle yetinmeyi, sonra namaza durmayı telkin etmektedir. Namazdan sonra ise yemek yense bile bu, sünnetin yemek yeme adabıyla alakalı genel çerçevesinin dışına çıkmamalıdır. Resûlullah aleyhisselamın sünneti ise az yemeyi gerektirir.

İftar vakti, oruç sevabının -Allah’ın izniyle- kesinleştiği bir zaman kesitidir. Bazı müminlerse iftar vaktinde sevaplarını kat kat artırırlar. Sevgili Peygamberimiz (sas) hadislerinde onlardan şöyle bahseder: “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksiltme olmaz.”[18] Öyleyse hepimiz imkânlarımız nispetinde oruçlu ve ihtiyaç sahibi kardeşlerimize iftar ettirmekte yarışmalıyız. Ramazan ayında muhtaçlara ulaştıracağımız her yardımın, en büyük ihtiyaç günü için yapabileceğimiz en değerli yatırımlardan olduğunu unutmamalıyız.

Sahur Bereketi

Sahur, gecenin sonunun karanlığıyla gündüzün aydınlığının birbirlerine karıştığı zaman dilimidir.[19] Bu zaman dilimi, siyah iplik beyaz iplikten; yani gecenin karanlığı gündüzün aydınlığından ayrılıncaya kadar devam eder.[20]Takvimlerimizde imsak vakti olarak belirlenmiş vakit, işte bu vakittir.

Sevgili Peygamberimiz (sas) bizleri mutlaka sahura kalkmaya teşvik etmiştir. Hadis-i şeriflerde şöyle buyrulmuştur: “Sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır.”[21] “Sahur yemek berekettir. Onu terk etmeyiniz. Sizden biriniz bir yudum su içmekle de olsa sahuru terk etmesin. Çünkü Allah ve melekleri sahur yiyene salât ederler.”[22]

Allah’ın, rahmeti ve mağfiretiyle; meleklerin de iyilik ve bağışlanma dualarıyla bizlere salât etmesi ne büyük saadettir. Mademki sahura kalkmak buna vesiledir… Hem madem sahur, Efendimiz aleyhisselamın kuvvetli sünnetlerindendir, öyleyse biz müminlere düşen sahurda kusur etmemektir. Nefsimizin uykuya olan zaafını meşru bir mazeret gibi gösterip akşamdan bir şeyler yiyerek oruca niyetlenmek, sahurun ve ramazanın hakiki manasını bilmemektir. Sahurda kurulan sofra aslında manevi bir sofradır ve adeta cennet sofralarını hatırlatır. Sahura kalkmaktaki amaç, sadece bir şeyler yiyerek karnımızı doyurmak değil; bilakis o vakitte yenilecek birkaç hurma veya içilecek bir iki yudum suyla dahi ulaşılabilecek bereketi elde etmektir. Bereket, manevi hayırlardaki bolluk demektir ki, sahur vakitleri onun hasat zamanıdır. Mümin bundan gafil olmamalıdır.

Biz müminler, her sene ramazan ayını aziz bir misafiri bekler gibi bekliyoruz. Rabbimizden bizi ramazan ayının feyz ve bereket ırmağından kana kana içenlerden eylemesini diliyoruz. Allah’ım bizleri, sahur ve iftar sofralarında nimetlendirdiğin gibi, cennet sofralarında da ikramda bulunduğun kullarından eyle! Âmin.

 



[1] Müslim, Zühd 1, Tirmizî, Zühd 16.

[2] Müslim, Sıyâm 164.

[3] Bkz. En’am:60.

[4] Buhârî, Deavât 7.

[5] Acluni, Keşfu’l-Hafâ, No:2795.

[6] Enfal: 24.

[7] Buhârî, Savm 45; Müslim, Sıyâm 48; Tirmizî, Savm 13.

[8] Muvatta, Kasru’s-Salât 46.

[9] Tirmizî, Savm 13.

[10]Muvatta, Sıyâm 8.

[11]Ebu Dâvûd, Savm 22; Tirmizî, Savm 10.

[12]Buhârî, Savm 43; Müslim, Sıyâm 51.

[13] Ebu Dâvûd, Savm 22.

[14] Ebu Dâvûd, Savm 22.

[15] Ali el-Müttaki, Kenzu’l-Ummal, No:23592.

[16] Ebu Dâvûd, Savm 22; Tirmizî, Savm 10.

[17] Tirmizî, Savm 10; İbn Mace, Sıyâm 25.

[18] Tirmizî, Savm 82.

[19] el-Isfehâni, Müfredât-ı Elfâzi’l-Kur’ân, ‘’se-ha-ra’’ maddesi.

[20] Bkz.: Bakara 187 ve Buhârî, Tefsir 23 ; Müslim, Sıyâm 37-39.

[21] Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45.

[22] Ahmed, III, 12 ve 44.