Çocuklarınızı Seviniz ve Onlara Sevginizi Belli Ediniz

Abdullah ibn Ömer (r.a) Rasûlullah’ın (s.a.s) Hasan ve Hüseyin için; 

“Bunlar benim dünya reyhanlarım!” dediğini nakleder.[1]

Bu onlara duyulan sevginin dışa akseden ifadesidir.

*

Allah Rasûlü’nün fiiliyle de bütünleşen başka bir hatırasını paylaşıyoruz:

Ya’lâ ibn Mürra (r.a)  Allah Rasûlü (s.a.s) ile birlikte bir yemek davetine katılmak için yola çıktıklarını anlatıyor ve şöyle devam ediyor:

“Sokakta oynayan Hüseyin ile karşılaştık. Allah Rasûlü (s.a.s) çevresinde yer alan sahâbilerin arasından öne çıktı. İki kolunu yana açmıştı. Çocuk oradan oraya kaçmaya başladı. Allah Rasûlü (s.a.s)  onu yakalayıncaya kadar kovalayıp güldürdü. Sonunda yakaladı. Kolunun birini çenesinin altından geçirerek, diğerini ensesine attırarak kendini kucaklattırdı, öptü ve:

“Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’den. Hüseyin’i seveni Allah da sevsin. Hüseyin, torunlardan güzel bir torundur.”[2] buyurdu.

*

Efendimizin çocuklara duyduğu sevgi ve bu sevgiyi gayet tabiî bir şekilde davranışlarına dökmesi ve bunu ifade etmesi birçok kaynakta farklı hatıralarda yer alır. Çocukların da ona olan düşkünlüğü ve sevgisi ayrıca incelenmeye ve üzerinde durulmaya değerdir. Onun yanında yetişen Zeyd ibn Harise (r.a)  onu bırakıp yıllarca hasretini çeken anne ve babasının yanına bile gitmemiştir. Enes (r.a)  ondan gördüğü muameleyi ve yakınlığı her fırsatta dile getirmiş ve sonraki nesillere anlatmıştır.

*

Çocuklar yaratılıştan sevimlidir, sevgi ve şefkat çekicidir. Masum ve içten bakışları, gülen gözleri, yüzlerindeki safiyet, sevgi ve ilgiye ihtiyaçları olduğunu sergileyen davranışları, gülücükler yağdırıp kaçışları, gelip kendisini kucağınıza atışları ve daha niceleri bu sevimliliğin birer parçasıdır.

Çocuğun sevgiye ihtiyacı olduğu gibi büyüklerin de sevgi ve şefkat duygularını canlı tutmaya ihtiyaçları vardır. Sevgi damarlarının giderek kurumaması, duyguların paslanmaması, kalplerin katılaşmaması son derece lüzumludur.

Yanlış âdetler, doğru değerlerin yerini almamalıdır. Allah Rasûlü (s.a.s)  büyüklerimize hürmet, küçüklerimize rahmet ve şefkat göstermemizi emrediyor ve böyle yapmanın İslâm’ın bir şiârı olduğunu vurguluyor. Büyüklere hürmet, küçüklere şefkat duymayanın bizden olmadığını haber veriyor. Onun bu ifade şekli, bizlere bu konuda ne kadar titiz olduğunu, ümmetinden nasıl bir şuur arzu ettiğini gösteriyor.

Şefkat, sevgi ile merhamet duygularının yoğrulmuş şeklidir.

Bazı bölgelerimizde oldukça yaygın olan bir âdet vardır. Çocuğun dedesinin bulunduğu mecliste anne ve babaların, çocuklarını sevmelerinin, hatta kucaklamalarının ayıp ve kusur sayılışı. Bunun birçok kişi tarafından da tasdik görüşü, edep ve terbiye inceliği olarak dile getirilişi, meziyet olarak söylenişi de bu anlayışa güç kazandırmaktadır.

Evet, bir insanın çocuğunu kendi babasının yanında aşırı tavırlarla sevişi bir dikkatsizliktir. Hatta başkalarının yanında haddi aşan bir üslupla sevişi de böyledir. Ancak bir anne ve babanın çocuğundan uzak duruşu, kucağına sığınmak isteyen bir çocuğu itişi de, kollarını açıp onlara koşan çocuğunu hayal kırıklığına uğratışı da kabalıktır, dikkatsizliktir, katı kalpliliktir, kuruluktur.

Her şeyde bir denge vardır. Duygular ve duyguların ifadesinde de denge olmalıdır.

Babaların, çocuklarının ve gelinlerinin sevgi ve şefkate muhtaç yavrulara kuru ve soğuk davranışlarda bulunmalarına, kendilerine saygı bahanesiyle onları itişlerine, kucak açmayışlarına, onları kucaklarına oturtmayışlarına sessiz kalmaları da duygusuzluktur. Bundan hoşlanmaları, “Benim yanımda hiçbir çocuğunu kucaklamamış, sevmemiş, öpmemiştir.” diyerek bu anlayışı ve davranışı övgü vesilesi etmeleri de şuursuzluktur.

Çocuklar sevgiye muhtaçtır, bu unutulmamalıdır. Büyükler de sevgiye muhtaçtır. Hatta onlar, küçüklerin sevgisine de muhtaçtırlar. Her canlı sevgiye muhtaçtır. Dolayısıyla Allah’ın kalbimize yerleştirdiği sevgi, şefkat ve merhameti ona muhtaç olandan esirgemek bir meziyet değildir.

Çocukların sevgi ve ilgiye olan ihtiyaçları, büyüklerden şüphesiz daha fazladır. Sevgi onların şahsiyetlerine, düşünüş şekillerine, zekâlarının ve güven duygularının gelişmesine, bedenî ve ruhî sağlıklarına tesir eder.

Dikkat edilirse görülecektir ki, insanı en güzel fıtrat üzerine yaratan Rabbimiz, çocuğu da sevgiye, şefkate, yakınlık gösterilmeye, dikkatleri üzerine çekmeye uygun yaratmıştır.

Esasen her canlı yavrusu, kendi çerçevesinde sevimlidir. Safiyane, enerji dolu, sevimli hareketleri ve davranış şekilleriyle hemen göze ve gönle hitap ederler. Bir kuzunun, bir tayın, bir kedi yavrusunun koşup oynayışlarını göz önüne getiriniz. Onların davranışları, büyüklerinin davranışlarından ne kadar farklıdır ve ne kadar dikkat çekicidir. İçten gelen bir ses sanki size “yakala ve sev” der. Fıtratta var olan saf duyguların değerini biliniz. Onları iradeli ve yerli yerinde kullanınız. Kirletmeyiniz, yaralamayınız, yanlış âdetlere boğdurtmayınız, yok etmeyiniz…

Sevginizi esirgemeyiniz, kendinize de, çocuklarınıza da zulmetmeyiniz, aile yuvanızı kasvetli bir dünya haline getirmeyiniz. Sevgiyle saadetinize saadet katınız…

 



[1]  Sahih-i Buharî, Fedâil(13/ 318), Edeb (18/ 135).

[2]  Sünen-i İbn Mâce, Mukaddime (1/ 51). Zevâid’de: “İsnadı hasen, râvîleri güvenilir râvîlerdir.” denilir.