Yoğunlaşmış İbadet Mevsimi: “Üç Aylar”

siyerinebi hz.muhammed peygamberimiz ramazanVakit Bilinci ve İbadetlerin Yoğunlaştığı Zamanlar

Şu kısacık ömrümüzü neler uğruna tükettiğimizin, zamanımızı nasıl hoyratça harcadığımızın, imkân ve enerjimizi neler için seferber ettiğimizin, gündemimizi kimlerin ve nelerin işgal etmesine izin verdiğimizin hesabının tek tek görüleceği bir Gün mutlaka gelecek. Kendisinden hesaba çekileceğimiz nimetlerin başında dazaman nimeti gelir kuşkusuz. Şu kadr u kıymetini bilemediğimiz, nasıl geçtiğini fark edemediğimiz, tükettiğimiz, “öldürdüğümüz” zaman

İşte pervasızca harcadığımız vakitlerin değerini bizlere hatırlatan mübarek bir mevsim yine geldi:

Üç Aylar!

RecebŞâban ve içinde “bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi”nin bulunduğu Ramazan ayı…

1. Receb Ayı: Haram/Hürmetli Ay

Hz. Peygamber (sas) diğer aylardan daha çok Receb ayına, Receb’den daha çok Şâban ayına, ondan daha çok da Ramazan ayına önem verir, daha bir özen gösterir, ibadet ve âhiret havasına girerdi.

“Allah’ım, Receb ve Şâban ayını bize mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına eriştir.”[1] diye dua ederdi.

Receb ayı, Kur’ân’ın hürmete layık gördüğü (haram) dört aydan biridir. Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem’dir. Üçü peş peşe gelirken, Receb ayı tek başına hürmetli ay olarak kalır. Receb ayında oruç tutmanın, dua, tevbe ve istiğfarı çoğaltmanın, hayır-hasenatta bulunmanın faziletine dair hadis kitaplarında çeşitli rivayetler yer alır.

 

Regaip Gecesi

Receb ayının ilk cuma gecesine Regaip gecesi denir. Elbette her Cuma gecesi kıymetlidir, ancak iki kıymetli gece bir araya gelince, daha bir kıymet kazanır.

Reğâib; ihsanlar, ikramlar demektir. Allah Teâlâ bu gecede, müminlere, rağîbetler (ihsanlar, ikramlar) yapar. Dolayısıyla bu geceye özel bir hürmet gösterip, bu ihsanlardan yararlanmak gerekir.

 

Mîrac Gecesi

“Kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya bir kısım ayetlerimizi gösterelim diye götüren o Allah’ın şanı yücedir. Şüphesiz O, işitendir, görendir.” (İsra 17/1)

 Risaletin 11. yılı Receb ayının 27. gecesi, İsrâ ve Mîrac mucizesi gerçekleşmiştir. İsrâ, gece yolculuğu/yürüyüşü; Mîrac ise, yükseğe çıkmak ve yükselme âleti demektir. İsrâ mucizesi ayetlerle sabit iken[2], Mîrac (yükselme) olayı Kur’an’da anılmaz, ama çok sayıdaki hadiste ayrıntılı biçimde anlatılır:

 Rasûlullah (sas) bir gece Kâbe’nin ‘Hatîm’ denilen kısmında iken Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya getirilip burada namaz kıldı, oradan semaya yükseltilip bazı peygamberlerle görüştü, sonra da Sidretü’l-Müntehâ’ya yükseltildi. Yanında bulunan Cebrâil (as) buradan öteye geçemedi; “Benim için burası sınırdır, parmak ucu kadar daha ilerlersem, yanarım…” dedi. Mîrac’da Cenab-ı Hakk, kulu ve rasûlü Muhammed’e (sas) nice âlemler gösterdi. Kuluna vahyedeceğini vasıtasız vahyetti.

 Rivayetlerdeki bazı ayrıntılar da şöyledir: Göğün en yüksek tabakasına Refref ile ulaştı ve Allah’ın huzuruna çıktı. Başka önemli emirlerin yanı sıra beş vakit namaz da işte burada emredildi. Birçok hadise göre bu yolculuk sırasında ona (sas) cennet ve cehennem de gösterildi. Daha sonra Hz. Peygamber (sas) Mescid-i Haram’a geldi. Ertesi gün bu olayı anlattığında Mekkeli müşrikler onunla alay ettiler ve müminlerden bazıları da bunda şüpheye düştüler. Hz. Ebû Bekir (ra), bu durum karşısında, “O söylüyorsa doğrudur.” diyerek sadakatini ispatladı ve “Sıddîk” unvanını aldı. 

 Mîrac hakkındaki farklı görüşleri zikreden Mevdûdî, kanaatini şöyle özetler: Bazıları bunun rüyada meydana geldiği, bazıları olay sırasında Hz. Peygamber’in (sas) tamamen uyanık olduğu ve bedeni ile birlikte yolculuk ettiği, bazıları ise bunun sadece mistik bir görüntü olduğu görüşündedirler. Fakat bu ayetin başlangıç sözleri (“Kulunu… götüren o Allah yücedir.“), bunun Allah’ın sınırsız gücü ile meydana gelmiş olan doğa-üstü bir olay olduğunu gösterir. Eğer olay sadece mistik bir görüntüden ibaret olsaydı ayet, bu olayı meydana getiren varlığın her tür zayıflık ve eksiklikten uzak olduğunu gösteren “subhâne” ifadesi ile başlamazdı. Yine“Kulunu bir gece… götüren sözleri, bunun sadece bir görüntü veya rüya olmadığını, bilakis Allah’ın, Peygamberi’ne (sas) ayetlerini gösterdiği fiziki ve bedeni bir yolculuk olduğunu gösterir. O halde, miracın sadece ruhsal bir deneyim olmayıp, Allah’ın, Peygamber’i (sas) için hazırladığı fiziki bir yolculuk ve bir gözlem olduğu kabul edilmelidir.[3]

 Beş vakit namazla özdeşleşen bu geceyi huşû dolu namazlarla geçirmek ve namazı bir ömür boyu ikâme etme yani dosdoğru kılma konusunda bir vesile olarak değerlendirmek ve “Namaz müminin mîracıdır.”[4]hadis-i nebevisi uyarınca her namazı bir “mîrac” yani Rab Teâlâ ile sohbet kılmak gerekir.

2. Şâban Ayı: Rasûlullah’ın Ay’ı 

 Şâban ayının “kendisine ait” olduğunu belirten Hz. Peygamber (sas), bu ayda ibadete özel bir önem vermiş, Receb ayından daha fazla oruç tutmaya, sadaka vermeye gayret etmiştir. Şöyle buyurmuştur:

Receb ayı Allah’ın ayı, Şâban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.”[5]

Bu hadis-i şerif hakkında yapılan yorumlardan biri şöyledir: Receb ayında yüce Rabbimizin güzel isim ve sıfatlarını öğrenip düşünerek Tevhid’in hakikatini kavramak, Şâban ayında Allah Rasûlü’nü (sas) sîreti ve sünneti ile birlikte tanıyarak ona bol bol salât u selam etmek, Ramazan ayında ise Kur’ân-ı Kerim’i daha çok okuyup tefekkür ederek, anlayarak yaşamak işaret buyrulmuştur.

Peygamberimizin (sas) özellikle bu ayda oruç ibadetini artırdığını biliyoruz. Hz. Aişe annemiz, Rasûlullah ’ın (sas) bu aydaki orucu hakkında şöyle der:

“Şâban ayındaki kadar çok oruçlu olduğu bir ay görmedim.”[6]

 

Berât Gecesi 

Şâban’ın on beşinci gecesi “Leyletü Nısf-i Şa’bân (Şâban’ın Yarısı Gecesi); bilinen adı ile Berât Gecesi’dir. “Berât” kelimesinin aslı Arapça “berâet” olup “kurtulmak, iyileşmek” demektir. Borçtan, suçtan, cezadan, hastalıktan kurtulmak; iyileşmek; uzaklaşmak; temizlenmek anlamlarına gelir. Ayrıca, “yazı, belge” anlamı da kazanmıştır. Dinî anlamıyla berâet, günahlardan, kötülüklerden arınmak, temize çıkmak, ilâhî af ve rahmete nail olmak, erişmektir. Bu geceye, bereketli ve feyizli olması sebebiyle Mübarek gece (leyle-i mübarek); günahların affı ve kulların temize çıkarılması sebebiyle Berât gecesi (leyle-i berât/ferman) veSakk/belge gecesi, kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de Rahmet gecesi (leyle-i rahmet) denmiştir. Tevbe (Berâe) Suresi 1.ayette geçtiği üzere ‘Şirke/müşriklere ültimatom, son ihtar, kesin uyarı’ anlamına da gelir. 

 Bazı müfessirler, “Apaçık kitaba yemin olsun ki, biz Kur’ân‘ı mübarek bir gecede indirdik.” (Duhân 44/2-5) âyetindeki “mübarek gece“nin Berât Gecesi; çoğu müfessir ise Kadir Gecesi olduğu görüşündedir. İlk müfessirlerden İkrime ve bir grup âlim, Kur’ân Levh-i Mahfuz‘dan topluca dünya semasına bu gece indirildi;Kadir Gecesi de Cebrail vasıtasıyla Peygamberimize parça parça indirilmeye başlandı, der.[7] Kısaca; Berât ve Kadir gecesi Kur’ân’ın bize lütfedildiği iki kutlu gecedir.

 Peygamberimiz (sas): Şâban ayının yarısı gelince; gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçirin.”[8]buyurarak hem Şâban ayında hem de Berât gecesinde yapılması gereken ibadetleri işaret etmiştir.

 Ayrıca şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah, Şâban‘ın on beşinci gecesinde, Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok insanı cehennemden kurtarır. Ancak, kendisine şirk koşanların, Müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabalarıyla bağını koparanların, kibirlilerin, ana-babasına isyankâr olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz.”[9]

 ”Kim Şâban’ın 15.gecesini ibadetle ihya ederse, kalplerin öldüğü günde o kişinin kalbi ölmez.”[10]

 Elbette, bir geceyi ibadetle geçirip sonra eski hayata geri dönmenin hiçbir anlamı yoktur. Ancak bu gece tevbe, istiğfar ve af dilemek için bulunmaz bir fırsattır: Bu geceler ve günler her türlü günah, hata ve isyandan vazgeçip yepyeni bir başlangıç yapmak isteyenler için bir dönüm noktası olabilir. Sadece harama batanlar değil herkes için fırsat! Günahı, hatası, ihmali olmayan var mı?

Bu yüzden Rasûlullah (sas) bu kutlu zamanlarda şu duaları tavsiye buyurur:

“Allahım, sen çok affedicisin, affetmeyi seversin; beni de affet.”[11]

Hz. Aişe (r.anhâ): Rasûlullah’ın, bu gece kıldığı namazın secdesinde şöyle dua ettiğini nakleder:

“Allahım! Gazabından rızana sığınıyorum. Cezandan affına sığınıyorum. Allahım! Senden, yine Sana iltica ediyorum. Sana yaptığım senâyı (övgüyü), Senin kendine yaptığın senâ ölçüsünde yapmaktan âciz olduğumu itiraf ederim. Senin komşuluğun ve yakınlığın, azizliktir. Senin senâ ve övülmen yücedir. Senin ordun mağlup edilemez. Sen, vaat ettiğin şeyde, vaadinden dönmezsin. Senden başka tanrı, Senden başka mabud yoktur.”[12]

Özetle Berât gecesi ve Şâban ayı; müminlerin ve tüm insanlığın her türlü şirkten, haramdan, günahtankurtuluşu için bulunmaz bir fırsattır.

 

Ramazan’a Doğru…

Kutlu Peygamberimiz (sas) bir Şâban ayının son gününde ashabına şöyle hitap eder:

“Ey insanlar! Yüce ve mübarek bir ay’ın gölgesi üzerinize bastı. O ayda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır. …”

Ertesi gün başlayacak kutlu Ramazan’ı müjdeleyen Sevgili Peygamberimiz (sas) bin aya yani ortalama bir insan ömrüne denk Kadir Gecesi’ne dikkat çekerek hangi gecesi olduğu kesin belirtilmeyip her gecesi Kadir olması muhtemel bu ayın her gününü ve gecesini Allah’ın razı olacağı amellerle geçirmeyi, hiç bir ânını gafletle geçirmemeyi hatırlatır. Hadisin devamında, farz olan orucun ve farz namazların dışında nafile namaz kılmayı, hayır işlemeyi, insanlara merhametli davranmayı tavsiye ederek “O ayda bir hayır işleyen kimse diğer aylarda bir farz işlemiş gibi olur. O ayda bir farz işleyen ise diğer aylarda yetmiş farz işleyen gibidir.”[13] buyurur. (‘Yetmiş’ çokluktan kinayedir.)

Evet, bir farza yetmiş farz, hatta daha fazlası! Ve “bir gece”ye “bin ay”dan daha hayırlısı!

 

3. Ramazan Ayı: Kur’an Ay’ı

Ramazan ayının fazileti elbette Allah için tutulan oruçtan gelir. Peygamberimiz (sas) şöyle buyurur:

“Ramazan geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da bağlanır.”[14]

Ancak bu ayı asıl mübarek kılan ise,  Kadir Gecesi’nde Kur’an’ın nazil olmaya başlamasıdır.

“Ramazan ayı ki o ayda Kur’an insanlara yol gösterici, doğru yola iletici, eğri ile doğruyu birbirinden ayırt edici olarak indirildi.” (Bakara 2/185)

Ramazan ayına bu sebeple “Kur’an Ay’ı” dendi. Kur’an, her Ramazan’da kalbimize yeniden insin diye!..

 

Ve Kadir Gecesi…

“Biz onu (Kur’ân’ı) kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için iner. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”(Kadr Suresi)

 

 Bu gece bin aydan daha hayırlıdır. Kur’an’da bu gibi yerlerde geçen sayı, olayın değerini sayılarla sınırlama amacı taşımaz. Bu sadece çokluğu ifade etmek içindir. Bu gece insanların hayatında binlerce aydan daha hayırlıdır. Nice binlerce ay ve binlerce sene geçip gitmiştir de, insanların hayatlarında bu mübarek ve mutlu gecenin yaptığı etkinin ve sağladığı değişimlerin bir nebzesini bile bırakamamıştır.[15]

 

Vaktin Çocuğu Olmak…

 Kadir gecesinde seküler zihinleri allak-bullak eden, maddi değer ölçülerini altüst eden bir nispetle karşı karşıyayız. Allah’ın lûtf u keremi ile “bir”in “bin”e hatta “bin”lere, “milyon”lara katlandığına inanan bir kıymet bilinci, bir zaman idraki, bir değer ölçüsü…

 Bunu ancak “mümin” ve “müslim” bir zihin kavrayabilir. Ve işte fırsat: Receb, Şâban, Ramazan!

 Vaktin çocuğu (ibnü’l-vakt) olarak yaşadığı her ânı/vakti kulluk idraki ve sorumluluğu içinde geçirmesi gereken biz Müslümanlar, tam da bu espriyi özetleyen “Vakit nakittir.” atasözünün de içini boşaltıp “vakt”in değerini/bedelini “nakit”le eşitleyiverdik. 

İmdi, İslâm Dini, başta namaz olmak üzere “vakitli”[16] ibadetler nizamı ile insan hayatının her ânını anlamlı ve değerli kıldı. Müslüman’ın her vakti programlanmıştır; hayatı ibadettir.

Vaktin çocukları, kıymetli vakitlerin en kıymetlileri olan Üç Aylar’ın kıymetini bilenlerdir, vesselam!



[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259.

[2] İsra 17/1. ve Necm 53/1-18. Ayetler.

[3] Mevdudî, Tefhimu’l-Kur’an, 3/69-70.

[4] Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Yûnus/10. âyetin tefsiri.

[5] Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423.

[6] Zebidî, Tecrid-i Sarih Tercemesi, 6/295.

[7] Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 4294

[8] İbn Mâce, İkâmetü’s-Salât 191.

[9] TirmizîSavm 39.

[10] İbn Mâce, 1782.

[11] TirmizîDaavât 84.

[12] MüslimSalât 222.

[13] Terğîb, 2/94-95.

[14] Müslim, Sıyâm 1.

[15] Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’ân, Kadir sûresi tefsiri.

[16] Nisa 4/103.

Yazar: