Ramazan Ayının Değerini Bilmek

      Ramazan ayı her şeyden önce Kur’ân ayı olduğu için değerlidir. Kur’ân, içinde bin aydan daha değerli olan Kadir Gecesi’nin bulunduğu ramazan ayında indirilmeye başlamıştır. Yüce Rabbimiz, ramazan ayını anlatırken âdeta onun değerini Kur’ân’a bağlamaktadır: “Ramazan ayı ki insanlar için hidayet olan Kur’ân, doğru yolu gösteren ve hak ile batılı ayıran apaçık deliller halinde onda indirilmiştir.”[1]

      Ramazan ayını değerli kılan Kur’ân’ın kendisi de pek çok özelliği itibariyle bizler için hayati değeri olan bir kitaptır. Onun bazı özellikleri Hz. Peygamber (sas) tarafından şu şekilde ifade edilmektedir:

      Resûlullah “Muhakkak ki ileride kapkaranlık geceler misali fitneler olacak!” buyurdu. “Onlardan kurtuluşun yolu nedir, Ey Allah’ın Resûlü?” denildi. Buyurdu: “Allah’ın kitabı! Onda sizden öncekilerin olayları, sizden sonrakilerin haberleri ve sizin de hükmünüz vardır. O, kesin çizgidir; şaka değildir. Her kim kibirlenerek onu terk ederse Allah onun belini kırar. Her kim ondan başka hidâyet ararsa Allah onu saptırır. O Allah’ın sapasağlam ipidir. O, apaçık bir nurdur. O, hikmetli bir hatırlatmadır. O, dosdoğru yoldur. Hevalar onun sayesinde kaymaz. Görüşler onun sayesinde dağılmaz. Âlimler ona doymazlar. Onun çokça tekrarı usanç vermez. Hayretengiz yönleri tükenmez. Her kim onun ilmiyle ilimlenirse ileri gider. Her kim onunla amel ederse ecirlenir. Her kim onunla hükmederse adalet eyler. Her kim ona tutunursa doğru yolu bulur.”[2]

      Ramazan ayı sabır ayıdır. Oruçlu insan sadece açlığa ve susuzluğa değil, her türlü masiyete karşı sabretmeyi öğrenir ramazanda. Çünkü “Oruç sabrın yarısıdır.”[3] ve “Oruç bir kalkandır.”[4]

      Ramazan ayı şükür ve ibadet ayıdır. Allah’ın rububiyeti ve kulların ubudiyeti en ziyade ramazan ayında ortaya çıkar. İnanan insanlar ramazan ayında nimetin esas malikinin Allah olduğunu ve O’nun izni olmaksızın helal nimetlere dahi el uzatamadıklarını idrak ederler. O’nun iznini aldıktan sonra da kemal-i afiyetle ve şükür duyguları içerisinde ramazan ayının bereketli nimetlerinden yiyip içerek hamd ü sena ederler. Hamd ve şükrün en belirgin göstergesi olarak ibadetler ramazan ayında ziyadeleşir. Gündüzlerinde orucun yanında mukabeleler, zikirler, tesbihler, istiğfarlar; gecelerinde teravih namazları, salâvatlar, dualar ve son günlerinde itikaf sünnetiyle ramazan ayı mümin gönüllerin ibadet coşkusuyla dolup taştığı müstesna bir zaman dilimidir.

      Ramazan ayı oruçla “insanın kendini tuttuğu” takva ayıdır. Nihai hedef olarak orucun bizlere ve bizden öncekilere farz kılınması, insanı takvaya ulaştırmak içindir.[5] Yani büyük günahları işlememe, küçüklerden kaçınma ve farzları yerine getirme çabasında insan oruçla kendini tutmayı öğrenmekte, kendini korumakta, sorumluluk bilincine ulaşmakta, müteyakkız olmakta, tüm bunların neticesinde sakınan, müttaki bir kul olma özelliği kazanmaktadır.

     Ramazan ayı yardımlaşma ayıdır. İkramları, ihsanları, infakları, sadakaları, fitreleri, zekâtlarıyla her türlü yardımlaşma duygusu ramazan ayıyla birlikte zirveye ulaşır. Oruç; açlığın, yoksulluğun ne demek olduğunu öğrettiği gibi, açları ve yoksulları düşünmek gerektiğini de öğretir. Bu yönüyle ramazan ayında sadece bireysel kazançlar ve ferdi menfaatler değil, toplumsal hassasiyetler, yardımlaşma ve dayanışma duyguları da harekete geçer. Ramazan ayıyla birlikte hayırlar ve bereketler bütün insanlığı kuşatacak şekilde genişler, cömertlik duyguları ziyadeleşir.

     Ramazan bağışlanma ayıdır. “Kim faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”[6] Ramazan ayının “başlangıcı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem ateşinden kurtuluş” olarak ifade edilmektedir.

     Ramazan ayı fırsatlar ayıdır. Sınırları çizilmiş ve âdeta “bu sayılı günleri iyi değerlendirin” denilen bir aydır. Ramazan ayı müminler için bire bin verilen kârlı bir ticaret mevsimi, âhiret azığı edinmenin en kazançlı günleridir. Gerçek manada ruhuna uygun bir şekilde yaşanılan bir ramazan ayı, seksen küsur yıllık bir ömrün kazancını tek başına sağlayabilmektedir.

     Ramazan ayı kötü davranışları ve alışkanlıkları bırakmaya, salih amelleri çoğaltmaya ve güzel alışkanlıklar edinmeye vesile olacak bir aydır. Çünkü “Ramazan ayı geldiğinde cehennem kapıları kapatılmakta, cennet kapıları sonuna kadar açılmakta, şeytanlar da zincire vurulmaktadır.”[7]

    Ramazan ayıyla birlikte ruhlar arınır, kalpler Allah’ın çokça zikriyle huzura kavuşur, nefisler gemlenir, bedenler de dinginliğe ulaşır.

     Enes (ra)’den rivayet edildiğine göre, şaban ayının son günü Allah’ın Resûlü ashâbına şöyle hitap buyurdu:

    “Ey insanlar! Büyük ve bereketli bir ay, gölgesini üzerinize saldı. Bu ayda bin aydan daha hayırlı olan bir gece (Kadir Gecesi) vardır. Allah bu ayın orucunu farz kıldı. Gecelerini ibadetle (değerlendirmeyi) öğütledi. Allah’ın sevgisine ermek için kim bu ayda bir hayır yaparsa ramazanın dışında yetmiş hayır yapan kişi gibi sevap kazanır. Kim de bu ayda bir farz yaparsa bu ayın dışında yetmiş farz yapan kişi gibi sevap alır. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın mükâfatı ise cennettir. (Bu ay) Yardımlaşma ayıdır. Müminlerin rızıklarının arttırılacağı aydır. Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına ve nefsinin cehennemden kurtulmasına vesile olur. Ayrıca (ikram, ihsân ve yardım ettiği) oruçlunun sevabından eksiltilmeksizin ona, iftar verdiği oruçlunun mükâfatı gibi mükâfat verilir. Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret/bağışlanma ve sonu da cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Her kim, yönetimi altında bulunan kişinin işini azaltırsa Allah onu bağışlar ve onu cehennemden kurtarır. Bu ayda dört ameli çok yapınız. (Bunlardan) İkisi ile Rabbinizi razı edersiniz. İkisini yapmaya ise daima muhtaçsınız. Rabbinizi razı edeceğiniz iki amel; Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet (etmeniz) ve O’ndan affınızı dilemenizdir. Yapmaya muhtaç olduğunuz iki amel ise, Allah’tan cenneti istemeniz ve cehennem ateşinden O’na sığınmanızdır. Her kim oruçluya su içirirse, Allah ona benim havzımdan su içirir ve o kişi cennete girinceye kadar bir daha susamaz.”[8]



[1] Bakara 2/18.

  [2] Ahmed b. Hanbel, 1, 91; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân, 1; Tirmizî, Sevâbü’l-Kur’ân 14.

[3] Tirmizî, Daavât 86, 87.

[4] Buharî, Savm 9; Tirmizî, İman 8.

[5] Bakara 2/183.

[6] Buharî, İman 28; Savm 6; Müslim, Sıyâm 203.

[7] Buharî, Savm 5; Müslim, Sıyâm 1-5.

[8] et-Terğîb, II/94-95; Hayâtu’s-Sahâbe, 3/384.