Meryem Sessiz… Lâkin Kucağında Kelime

müslüman kadın

“İmran’ın hanımı şöyle demişti: Rabbim! Karnımdakini her türlü bağımlılıktan azade olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz hakkıyla işiten ve bilen Sensin.

Onu dünyaya getirince, -Allah ne doğurduğunu bilip dururken-: Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi.

Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi…” (Âl-i İmran 3/35-37)

İmran ailesi, Dâvûd (as)’un soyundan gelen soylu bir aile. Uzun yıllar çocukları olmaz İmran (as) ve eşi Hanne (as)’nin. Allah, ömürlerinin sonbaharına erdiklerinde bir çocuk bahşeder onlara. Hanne de, “lütufa şükür gerekir” bilinciyle kendisine ihsan edilen tek yavrusunu, canından bir parçayı gözünü kırpmadan, Veren’e takdim eder. Adarken çocuğun kız olma ihtimali gelmez aklına.  Kıymetlisini, “En Kıymetli”ye sunar. Emaneti, sahibine verme basiretini göstererek ciğerparesini heder etmek istemez. Artık ne gam ne keder… Zira bilir ki, “O, terbiye edenlerin en güzelidir.”

Önce “Kul” Olur Hanne (as)…

Analığını kulluğunun önüne geçirmez Hanne (as); onu zincir yapıp ayağına takmak yerine basamak yapıp Rabbi katındaki makamını yüceltir. Yavrusunu da azade (muharrer) kılar. Ve adını “Meryem” koyar; “hizmetkâr” kılar Rabbine. Ve bizlere de, “Mehdi” beklemek yerine henüz ana karnındayken, önder olacak Mesihlerimizi, Meryemlerimizi yetiştirme bilincinde olmamız gerektiğini öğretir.

Bizim zannettiğimiz çocuklarımızı, nelere adadığımıza bakarsak neden onlardan sadakat değil de ihanet gördüğümüzü daha iyi idrak ederiz: Doğduğu andan itibaren toplumun ön kabullerine, desinler’e; okul çağına geldikten sonra daha ana kuzusu iken sınavlara adanan çocuklarımız… Meslek sahibi olsun, ayakları üzerinde dursun teraneleriyle… Rabbimize tevekkül edememenin, korkularımızın bizi sarıp sarmalamasının, sağlıklı bir akıl ve ruha sahip olamamanın sonucudur aslında bu durum. Çocuklarımızı dünyalıklara adadığımızda toplumun saadet toplumu değil felaket toplumu olacağını hatırlatır âdeta Hanne (as) bize.


Oysaki Rabbimiz bakın bizden ne istiyor: Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır.” (Bakara 2/267) En güzelini vermek, imanın göstergesidir. Ömrün en verimli çağını, en çok değer verdiklerimizi, sevdiklerimizi…

Bir Fert Olarak Meryem (as)…

Ve bebek dünyaya açar gözlerini. Kız doğmuştur… Ne olacak şimdi! Doğmadan adamıştı Hanne onu. Rabbi böyle murad etmişse vardır bir hayır, olan’a teslim olmak gerekir. Allah, kadının itilip-kakıldığı erkek egemen bir toplumda,bir fert olarak kadının var olduğunu; kadının, dolgu malzemesi değil “ana” malzeme olduğunu tüm insanlığa öğretmek ister belki de onunla. Kadınlara bu ezik durumdan kurtulmaları, onurlu olmaları gerektiğini hatırlatır.

 Allah; Âdem’i, Nuh’u, İbrahim’i seçtiği gibi Meryem (as)’i ve ailesini de seçer. Ayırmaz onu kadın diye. Ve onu, -cinsiyet üstü boyuta dikkat çekerek- sadece kadınlara değil tüm insanlara örnek kılar: İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem’i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve o Rabbinin sözlerini, kitaplarını tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi.” (Tahrim 66/12)

Cinsiyetinde kaybolan gençlik için ne güzel örnektir Meryem. İmanını, teslimiyetini, duruşunu değil de cinsiyetini ön plana çıkaran gençliğe…

Teslim Olmuş Meryem (as)…

Rasûlullah (sas) gibi Hz. Meryem de doğmadan babasını, doğduktan kısa bir süre sonra annesini kaybeder. Zira Rabbi onu güzel bir bitki gibi yetiştirecektir. Bahçıvanlığına da bir peygamber tayin eder: Hz. Zekeriyya.

Zekeriyya (as) mabedde özel bir yer tahsis eder Meryem’e. O da bitki olup kök salar “mihrab”a. Gözünü başka yere dikmez artık. Sımsıkı bağlandığı için toprağına, dimdik durmaktadır Meryem. “Acaba” demeden… Ve Meryem’in sınırsız teslimiyetine Rabbinin sınırsız lütfu“Zekeriyya onun yanına, mihraba her girişinde orada bir rızık bulur ve: Ey Meryem, bu sana nereden geliyor,  der. O da: Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir, derdi.” (Âl-i İmran 37)

Hz. Zekeriyya’yı şaşırtan bu maddi ve manevi rızıklar Hz. Meryem’i hiç şaşırtmaz. Meryem (as)’in Rabbi ile o kadar özel bir bağı vardır ki akıl sır ermez bu ilişkiye. Zekeriyya (as), onda sorgulamadan teslim olmayı görür. Ve bu heyecan ile yaşının ilerlemiş olmasına ve karısının da kısır olmasına bakmadan ellerini açıp Rabbinden bir çocuk ister. Allah da ona, hayat bahşedilen “Yahya”yı müjdelediğinde üç gün nutku tutulur. Velhasıl Meryem, hocasına hocalık yapmıştır. Rasûlullah (sas)’ın övmesi boşuna değildir Meryem (as)’i: “Zamanındaki dünya kadınlarının hayırlısı İmran kızı Meryem’dir. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice’dir.” (Buhârî, Enbiyâ 45; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 69.)

Hz. Meryem mihrabda “Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, (O’nun huzurunda) eğilenlerle beraber sen de eğil.” (Âl-i İmran 3/43) emri mucibince yaşarken Allah ona insan suretinde bir meleğini gönderir. Korkar Meryem ve “Ben senden, Rahman olan Allah’a sığınırım. Eğer Allah’tan korkuyorsan bana dokunma.”(19/Meryem 19/18) der. Meryem ona “Rahman” olan Allah’ı hatırlatır ki şeytandan gelen bir dürtü varsa ona gem vursun. Melek ise kendini tanıtır ve bir çocuğu olacağını müjdeler. 

İffet Timsali Meryem (as)…

Peygamberler Allah’tan aldıkları mesajı insanlara iletirler. Oysaki Meryem’in kendisi “mesaj”dır. Her şartta iffet elbisesini kuşanmanın mesajını taşır o. Çağın gereği,  iş hayatı, çevre diyerek modanın ve gündemin esiri olan kızlarımıza ve erkeklerimize, fıtratına ters düşmeyen Meryem (as)’in duruşunu hatırlatırız. Modern hayat, kadın hakları, özgürlük adı altında kadının iffetine karşı yapılan saldırıyı fark etme ve bununla mücadele konusunda duyarlılığımızı geliştirmeli; asrımızın Meryemleri, Yahyaları olmalıyız. Onun imtihanından daha zor değil emin olun bizimki. Meryem olmak zor belki, ama imkânsız değil. Yoksa niye örnek gösterilsin ki?

Şu da unutulmamalıdır ki, bu toplumda iffetli yaşamaya adaysanız yalnız kalmayı göze almalısınız. Hakikati görmek istemeyen, fıtratına muhalif yaşamayı tercih eden kişilerin, etrafınızdan birer birer uzaklaştığını görürsünüz. Meryem gibi yalnız kalırsınız…

Yalnız ve Tecrübesiz Meryem (as)…

Meryem (as)’in yalnızlığı tercih ettiğini ya da Allah’ın onu bununla imtihan ettiğini görüyoruz hayatı boyunca.Yalnız ve tecrübesiz… Erkeklerle dolu mabedde yalnız. Melek bir erkek kılığında gelir, Meryem yalnız… Çocuğu olacağını öğrenir… Hamiledir… Doğum yapar… Çocuğu ile kavminin karşısına çıkacaktır… Yine yalnız, yine yalnız… Fakat yalnızlığında kaybolmaz Meryem. Kendi kendinin esiri olmaz. Kendini bırakmak, karamsarlığa kapılmak, başkasının yardımını istemek yerine Rabbine yönelir. Ondan ister ne isteyecekse. Hatta istemez bile. Rabbi ona ikram eder. O da en güzel şekilde kabul eder.

Meryem (as) anlamak ister, nasıl çocuğu olacağını: “Meryem: Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir, dedi.

Melek: Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu Bana kolaydır. Çünkü Biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.” (Meryem 19/20-21)

Nasıl bir “Müjde (Mesih)”dir anlayamaz ama hemen teslim olur, “kânitîn” (itaat edenler)dendir çünkü o. Bu yüzden midir acaba Kur’an-ı Kerim’de ismi anılan tek Müslüman kadındır?

 Meryem oğlu Mesih…

 Sahipsiz değildir Meryem (as)… “Ruhundan” üfler Rabbi ona. Yavrusuna ismini, dünyaya gelmeden yine Rabbi verir“Ey Meryem, Allah seni kendisinden bir ‘kelime’ ile müjdeliyor. Adı, Meryem oğlu Mesih’tir. Dünyada da âhirette de hatırlı ve (Allah’a) yakın olanlardandır.” (Âl-i İmrân 3/45)

Allah Teâlâ bir başkasını değil de onu seçmiştir, tertemiz yaratmış ve dünya kadınlarına tercih etmiştir. Çok zor bir görev için seçilmiştir o. Allah, babasız çocuk getirecektir dünyaya. Allah, kendisinin tüm yasaların üzerinde olduğunu unutanlara, bunu hatırlatacaktır. Âdem’i nasıl anasız–babasız dünyaya getirmişse… Fakat bu olay Meryem (as)’den ziyade kavmini şaşırtır. Onlar için de imtihan olur babasız bir çocuk…

İmtihanın Büyüğü Meryem’e (as)…

İnsan, dünyada sıkıntı çekmeden yola devam etmek ister. Ama unutulmamalıdır ki “bela”lar Allah’ın lütfudur. Cennete giden yoldur. (Bkz: Bakara 2/214, Muhammed 47/31.) Bütün arzu ve isteklerimizin gerçekleşmesi ise asıl felaketimizdir: “Cennet zorluklarla; Cehennem ise aşırı arzularla çevrilmiştir.” (Müslim, Cennet 1.)

İmtihanın büyüğü insanların büyüklerinedir: Sahabiden Sa’d rivayet ediyor: Dedim ki: Ya Rasûlallah, insanların belâsı/imtihanı en çetin olanı kimdir? Buyurdu ki: Peygamberler ve sonra da derece derece müminlerdir. Kişi, dini oranında belâ görür/imtihan edilir. Dini kuvvetli ve sağlam ise belâsı ağır olur. Dininde zayıflık söz konusu ise, dini kadar belâ görür/imtihana tâbi tutulur. Belâ insanın yakasına öylesine yapışır ki, günahsız gezene kadar peşini bırakmaz. (Tirmizî, c.7, s. 78-79.)

Hz. Meryem de belalara olan teslimiyetiyle derecesini yükseltir. Ne kadar zorlanırsa zorlansın, başına geleni kendinden bilir; “belâ” der. “Bunun üzerine onunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi.” Doğum sancısı geldiğinde “Keşke, dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!”(Meryem 19/22-23) diyerek Meryem olmanın kolay olmadığını haykırır âdeta bizlere. Rabbini yine lütufkâr bulur Meryem. Bu defa ikram edilen; hurma ve nereye gideceğini, nasıl gideceğini bilemeyen Meryem’e gösterilen yol. Musa (as)’ya denizin ortasında açılan yol gibi: “Ye, iç. Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok merhametli olan Allah’a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.” (Meryem 19/26)

 Meryem (as) Sessiz…

“Sus Meryem! Pasif bir susma olmasın; susuşun, haykırışın olsun hakikati! Onlar ne söylerse söylesin sen sus! Onları kaale almadığını göster. “Kelime” yoksa ellerinde, sadece konuşmanın ne kadar boş olduğunu anlat onlara. Senden en çok konuşmanı bekledikleri, ama seni, konuşsan da dinlemeyecekleri an, sus! Çünkü onlar sana değil, kalplerine vesvese veren insan ve cin vesveseciye kulak verirler. Senin hakkını en iyi ben bildiğim gibi seni en iyi ben korurum. Sen susarsan senin yerine konuşacak İsa’ları gönderirim.”

Hz. Meryem sessiz… Lâkin kucağında kelime… Ne hacet dile… Dil yükünü bırakmış, yorulmuş taşımaktan. Sözün sahibi, “Kelime”yi ellerine teslim etmiş onun. “Ol” demiş… Gerisini söylemeye ne hacet. Sözün bittiği yerde, herkesin kulaklarını tıkadığı anda “göstermek” gerekirmiş. Kulaklar duymazsa gözler görsün. Gözleri de görmezse artık başlarına insin gökten hakikat!

Meryem (as) Rabbinin, mahcup etmeyeceğinden iyice emindir. Doğru yerde durduğu için tüm dünyaya karşı durmayı göze almıştır. Allah annesi Hz. Hanne’nin duasını kabul etmiş, onu ve soyunu şeytanın şerrinden korumuştur. Meryem kendisini kınayanlara “Allah’ın Kelimesi”ni gösterir. Ve beşikteki bebek konuşmaya başlar: “Ben şüphesiz Allah’ın kuluyum. Bana kitap verildi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı.”(Meryem 19/30)

Meryem oğlu Mesih… Allah, bir erkeği hem de peygamber olan bir erkeği, bir kadına nispet ederek asırlar boyu insanlara bir hakikati işaret ediyor: Allah sizin cinsiyetlerinize değil, islamınıza ve imanınıza bakar.

Anası yoktur Meryem’in, ana olur; babası yoktur, baba olur Meryem.

Sadece Rabbi için atan kocaman bir yürek olur Meryem.

Yazar: