Kur’an- Kerîm ve Hadis-i Şeriflerde ÖFKE

öfke

Bize bahşedilen hayat, yaratılış gayesine uygun bir şekilde yaşanmalıdır. Yaşadıklarımız imanımıza şahit olursa hayatımız değer kazanır. Bugünün insanı, huzurlu ve tatlı bir hayat yaşamak istemektedir. Ama unutulan bir gerçek var ki, günümüzde huzurlu ve tatlı yaşamayı sağlayacak araçları elde edebilmek için birçok değer feda ediliyor.

Bilinmelidir ki insanlar kendi iç dünyalarını değiştirmeden Allah onların durumlarını değiştirmez.[1] Ve Allah bir topluluğa bahşettiği nimeti, esenliği toplum kendi değiştirmedikçe asla değiştirmez.[2] Bireyin iradesi ve zihniyeti değişmedikçe belki sosyal değişim gerçekleşir ama bu istenilen istikamete doğru olmaz. Bir amaç için yaratılan bizler, mutlaka yaratılış amacımıza uygun olabilecek bir değişime mecburuz.

Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’de “O halde yüzünü, Allah’ı bir tanıyarak dine, Allah’ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah’ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”[3] “Biz insanı en güzel şekilde yarattık. Sonra o aşağıların aşağısı oldu.”[4] buyurur.

Bizim şu andaki kültürel ve ahlaki düşüşümüz, yaratılışın o mükemmelliğine yani fıtrat kanununa uymayışımızdandır. Fıtratın bir kanunu olan öfke (gazab), mükemmelliğimiz için var iken; fıtrata uygun dengeli bir şekilde kullanamadığımızdan zararlara neden olmaktadır. İnsan karakterini ilim, öfke ve şehvet kuvvetleri oluşturmaktadır. İlmin itidali hikmet, öfkenin itidali yiğitlik, şehvetin itidali ise iffettir. Öfkenin tefridi korkulmayacak şeylerden bile korkmak, ifrat derecesi ise ne maddi ne manevi hiçbir şeyden korkmamaktır.

İnsan bir ömür boyu, aklını geliştirerek ve adalet duygusunu asla kaybetmeyerek bu duygularının dengede kalmasına çalışmalıdır. Böylece öfke ve şehvetini dengede tutarak yiğitliği, iffeti oluşur ve bunlarla güzel ahlak tamamlanır.

Öfke (gazab) nedir? Ne değildir? Böylesi bir duygu kendi hâline terk edilirse ne olur? İradeli bir şekilde kullanılırsa nasıl bir durum ortaya çıkar? Bütün bunları açıklayıp, izah etmek gerekecektir.

Rızanın zıddı olan bu kelime ciğerden gelen hararet, kızgınlık manasındadır. Terim olarak mizaca aykırı durumları bertaraf etmeye duyulan arzu ve istekle birlikte kalp kanının tepki vererek galeyana gelmesidir.[5] Çoğu kez kibirden kaynaklanan bir duygu olması nedeniyle, tüm kötülüklerin kaynağı olduğu da belirtilmiştir.[6] Günümüz Türkçesinde öfke, daha çok bu şekildeki olumsuz manaları çağrıştırmaktadır.

Öfkeye sebep olan şeyler maddi de olabilir, manevi de. Bütün bunlara rağmen öfke, insana dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı kendini koruyabilmek için Allah tarafından verilmiş bir ihsandır, diyebiliriz. Ama kontrolsüz öfke, insanın akıl ve idrak melekesinin kaybolmasına neden olur. Kişi heyecanının etkisiyle kendini kontrol edip davranışlarını frenleyemez ve sağlıklı kararlar veremez. Kur’ân, kin içeren öfkenin adaletli davranmaya engel olacağını belirtir: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.”[7] Sevgili Peygamberimiz(sas)  de ashabına öfkeli oldukları zaman karar vermemelerini öğütlemiştir.

Kur’ân’da Öfke (Gazab)

Ayetlerde ağırlıklı olarak Allah’ın gazabından bahsedilir. Allah’ın öfkesi kimler içindir, diye Kur’ân-ı Kerim’e bakacak olursak şu zümreler zikredilir:

Bir mümini kasten öldüren katiller (en-Nisa 4/93)

Allah’ın Rasûlü’ne karşı gelen topluluklar (el-Araf 7/71)

Mazeretsiz savaştan kaçanlar (el-Enfâl 8/16)

Zorlama olmaksızın küfre kucak açanlar (en-Nahl 16/106)

Zina suçlamasında (lian), kocası doğru söylediği halde bunu inkar eden kadınlar (en-Nur  24/8-9)

Allah hakkında tartışmaya girenler (eş-Şura 42/16)

Allah hakkında kötü düşünen münafık ve müşrikler (el-Fetih 48/6)

Ayrıca Hz. Musa, kavmine buzağıya tapmalarından ötürü kızmıştır. (el-A’raf 7/150, Taha 20/86), Hz. Yunus, iman etmeyen, davetine kulak vermeyen kavmine kızarak onlardan ayrılmıştır.(el-Enbiya 21/87) eş-Şuara 42/37’de de müminlerin, öfkelenseler bile affetme büyüklüğünü göstermeleri gerektiğinden bahsedilir.

Hadis-i Şeriflerde Öfke

Bu kavram, hem Allah’a hem Peygamber’e hem de diğer insanlara nispet edilerek kullanılmaktadır. Allah’ın kızdığı öfkelendiği kimseler:

Dua etmeyenler (İbn Mace, Dua 1)

Yahudiler (Ahmed  b. Hanbel Müsned I. 395,397,421)

Kibirliler (Ahmed b. Hanbel Müsned II. 497)

İlk Müslüman sahabileri öfkelendirenler (Müslim, Fedailu’s-Sahabe,170)

Rasûlullah’a eziyet edenler (Buhâri, Megazi, 24; Müslim, Cihad 106)

Rasûlullah’ın öfkesinden sahabenin çok korktuğunu görmekteyiz. İnsanlara dayandırılan öfke ise; bilinen anlamında kullanılmasının yanı sıra (Buhari, Edep 88, Müslim Eyman 14), “bir kimse için gayrete gelme, onu titizlikle koruma, esirgeme” (Buhari Edep 115, Müslim İman 352) manasında kullanılmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’de öfke kelimesiyle aynı manaya gelen kelimeler şunlardır: “es-sahaf veya es-suht, gayz”.

Dengeli bir öfke duygusu fazilet sayılırken “gayz” kelimesi daima yerilmiştir. “Sizinle karşılaştıkları zaman inandık derler. Ancak kendi başlarına kaldıklarında, size karşı öfkeden(kudururcasına) parmaklarını ısırırlar.” [8]

Hadislerde ise öfke beşeri bir özellik olarak yer almaktadır: el-hidde, el-imtiaz, es-sevra.

Hz. Peygamber’in Öfkeyi Tedavi Yolları

Hz. Peygamber(sas) müminlere öfkelenme anında yapacakları bazı tavsiyelerde bulunmuştur:

Şeytandan Allah’a sığınmak (Buhari, Edep 44)

Abdest almak (Ebu Davut, Edep 3)

Toprağa dokunmak (Tirmizi, Fiten 26)

Pozisyon değiştirmek (ayakta olunduğunda oturmak veya sırt üstü yatmak (Ebu Davud, Edep 4) (Ahmed b. Hanbel, Müsned 7,152)

Dua etmek (Nevevi, el-Ezkar; 268)

 En Güzel Örneğimiz Sevgili Peygamberimizi Öfkelendiren Davranış ve Tutumlar

    • İmanını dünyada elde edeceği bir menfaat seviyesine indirip, ahireti öteleyenlere kızmıştır. Hz. Peygamber(sas)’in “Temimoğulları, müjdeyi alın!” şeklindeki hitabına karşılık onlar: “Bizi (madem) müjdeledin. O halde mal mülk ver.”[9]diyerek imanı dünyevi bir boyuta indirgeyen bu topluluğa öfkelenmiştir.
    • Peygamberlerin birbirleriyle kıyaslanarak, daha üstün olduğu iddiasıyla tartışma çıkarılmasına öfkelenmiş ve şöyle buyurmuştur: “Allah’ın peygamberlerini birbirinden üstün tutmayınız.”[10]
    • Efendimiz, verdiği hükme razı olmamaya öfkelenmiştir.
    • Dinin temellerine karşı gevşeklik gösterip ciddiyetsiz davranan kişilere, Efendimiz öfkelenmiştir: Ramazan ayında Mekke’nin fethine giderken bu yolculuk esnasında yüksek bir yerde herkesin göreceği şekilde su içmiştir. Ama hâlâ oruç tutanların haberi ulaşınca öfkelenerek “Onlar asidir.” buyurmuştur.[11]
    • Peygamberimiz, hakkındaki yanlış kanaate öfkelenmiştir. Bir bedevinin “Bu dostunuz, çobanoğlu çobanı yüceltmek istiyor. Beyoğlu beyi de alçaltmak istiyor.” demesi üzerine öfkelenen Peygamberimiz, Nuh(as)’u örnek vererek insanın değerinin çobanlık veya beylikle değil tevhide bağlılığı ve şirke uzaklığı ile olacağını belirterek bu yanlış düşünceyi düzeltmiştir.[12]
    • Kur’ân dururken diğer kitaplarla ilgilenenleri de öfkelenerek uyarmıştır. Allah’ın Rasûlü ihtilafların tehlikesine dikkat çekmiş, “İhtilafa düşmeyin! Sizden öncekiler ihtilaf ettikleri için helak oldular.” buyurmuştur.[13]
    • Hz. Peygamber(sas) kader konusunda tartışanlara da öfkelenmiştir. “Siz bununla mı emroldunuz? Ben size bunun için mi gönderildim? Sizden öncekiler bu konuda tartıştıkları için helak oldular. Bir daha bu konuda tartışmamanızı emrediyorum.” buyurmuştur.[14]
    • Cemaate mazeretsiz gelmeyenlere ve mescitleri temiz tutmayıp kirletenlere öfkelenmiştir. İbadet ruhuna aykırı düşen davranışları gösteren birisine “Sen, Allah ve Rasûlü’ne eziyet ettin.” buyurmuştur.[15] Cemaatle namaz kılmayanlar için ise öfkesini şöyle dile getirmiştir: “Allah’a yemin olsun ki, şimdi, bir adamı imam tayin ettikten sonra şu namaza gelmeyenlerin evlerine tek tek gidip evlerini yakasım geliyor.”[16]
    • Allah’ın Rasûlü zekât-sadaka, cihad, iyiliği emir kötülükten nehiy, malayaniyi terk etme gibi konularda sorumsuz davrananlara da öfkelenmiştir. Bundan başka, bilgi sahibi olunmayan konularda konuşulması da O’nu öfkelendiren davranışlardandır.

Peygamberimizin insanlara olan öfkesinde, ya onların hayrına olan şeylere yönlendirme ya da onları tehlikeye düşürecek şeylere karşı bir uyarı özelliği vardır. Bizler de öfkemizi, Efendimizin öfkelendiği konularda ortaya koymalıyız. Ayrıca Peygamberimizin kızdığı insanlar gibi davranıyorsak O’nun bizlere de kızacağını çok iyi bilmeliyiz. Ve o yaptıklarımızı derhal terk etmeliyiz.

Amacımız, rüşde ermek, manevi kemale, olgunluğa ulaşmak olmalıdır. Tıpkı Hz. Musa gibi… Hz. Musa, Hızır (as)’a “Sana öğretileni bana, hayra ve rüşde götüren bir bilgi olarak öğretmen için peşinden gelebilir miyim?”[17]dedi.

Dosdoğru yola erme niyeti yoksa bilmenin ne anlamı vardır. Zaafa uğramayan kuvvetli bir irade, ihanet ve aldatmaya yer vermeyen bir vefa, cimriliğin ve aşırı açgözlülüğün hiçbir şekilde engelleyemediği fedakârlık, sahibini her türlü sapma ve aldatmadan koruyan inandığı ilke ve prensiplerden en ufak taviz ve pazarlığa fırsat tanımayan yüksek bir iman ve şuur azığımız olmalıdır.

Sonuç olarak kapsamlı ve çok boyutlu, kendini devamlı yenileyen, dinamik, sorunları çözücü, hayatla iç içe, bütünleştirici, kardeşliği artırıcı, belirli zaman ve mekânla sınırlı olmayan kişiliğe öfke, “şecaat” (yiğitlik) olarak her zaman lazım olacaktır. Öfkesi yiğitlik, şehveti iffet, ilmi hikmet ve bunlar için olmazsa olmaz bir adalet nesli için dua etmeliyiz.



[1] Rad Sûresi 13/11. Ayet.

[2] Enfâl Sûresi 8/53. Ayet.

[3] Rum Sûresi 30/30. Ayet.

[4] Tin Sûresi 95/3-4. Ayetler.

[5] Ragıp el-Isfahani, Müfredat, غضب maddesi.

[6] Ahmet b. Hanbel, Müsned, V, 373.

[7] Maide Sûresi 5/8. Ayet.

[8] Âl-i İmran Sûresi 3/119. Ayet.

[9] Buhârî, Bed´ü’l- Halk, bab. l, et-Tevhid, bab:22.

[10] Buhârî, Enbiya, 35.

[11] Müslim, Sıyam,90.

[12] Ahmet b. Hanbel, Müsned I.33.

[13] Buhârî, Enbiya, 54.

[14] Tirmizi, Kader,1, İbn Mace, Mukaddime 10.

[15] Ebû Dâvût, Salât, 22.

[16] Darimi, Salât, 19.

[17] Kehf Sûresi 18/62. Ayet.

Yazar: