Hz. İbrahim (a.s) I - Tek Başına Bir Ümmet

 

“Kitapta İbrâhim’in kıssasını da anlat! Şüphesiz o, özü ve sözü doğru bir peygamberdi.”  (Meryem Sûresi 19/41)

 “Doğrusu İbrâhim, Allah’a itaat eden, bütün batıl dinleri bırakıp sadece O’na boyun eğen TEK BAŞINA BİR ÜMMETTİ. O, hiçbir zaman müşriklerden olmadı.” (Nahl Sûresi 16/120)    

               

Salih Aleyhisselâmdan Sonra

Semûd kavmi korkunç bir ses ve sarsıntıyla yıkılıp helak olmuş, Sâlih Aleyhisselâm Allah’a iman edenlerle birlikte kurtulmuştu. Aradan yıllar geçmiş, insanların anlayışı değişmiş, şeytan da onlara yapacağını yapmış, insanları azdırdıkça azdırmıştı.

O günlerde insanlar tamamen maddeci bir yapıya bürünmüş; bütün amaçları mal, mülk edinmek, para kazanmak 

makamı ibrahim

ve lüks içinde keyfince bir hayat sürmek olmuştu. Toplumda faizcilik yaygınlaşmış, hak hukuk çiğnenmiş, insanlar birbirlerine şüphe ile bakmaya başlamıştı. Halk sınıflara ayrılmış; bir avuç zalimin ezdiği  mazlum yığınlar  oluşmuştu. İnsanların inandığı tanrı sayısı beş binlere kadar çıkmış, neredeyse her insan kendi hevâsına göre bir ilah edinme peşine düşmüştü.

Din ve inançları sermaye olarak kullanan istismarcı bir din adamları sınıfı oluşmuş,  bu sınıfların önderliğinde yapılan tapınaklar putlarla doldurulmuştu. Din adamları insanlara putperestlikte öncülük ediyor, mabetlerin her türlü kaynak ve imkanlarını kendi menfaatleri için kullanıyorlardı. Bu adamlar mabetlerde kalıyor, tapınaklara takdim edilen hediyelerle geçiniyorlardı.  Ticaretin ve yargının merkezi de bu tapınaklar olmuştu. Bu arada halkın arasında, insanları ilah edinme şirki de ortaya çıkmıştı. 

Yaşanan bozgun ve fesadın  insanları ateşe sürükleyeceği aşikardı. Bütün bunlara rağmen Allah Teâlâ bu kavme de engin rahmetiyle muamele etmiş; yoldan çıkmışları hemen helak etmeyip, onlara İbrâhim aleyhisselâmı göndermişti. “…Biz bir peygamber göndermedikçe, hiçbir topluluğa azap etmeyiz.”[1]

Hz. İbrâhim Aleyhisselâmın Soyu

Rabbimiz, İbrâhim aleyhisselâm ile o günün insanlarını aydınlığa çıkarmak istediği gibi, kıyamete kadar gelecek insanları da onun önderliği ve rehberliğiyle cahiliye karanlıklarından kurtarıp hakka eriştirmek istemiştir. Allah’ın böylesi bir kavme gönderdiği İbrâhim aleyhisselam, Kur’ân-ı Kerim’de kendisinden en çok bahsedilen “ulü’l-azm peygamber”lerden birisidir.

Ulü’l-azm peygamberler beş tanedir. Onlar risalet vazifelerini yerine getirirken büyük zorluklarla karşılaşmış ve bunlara karşı üstün bir sabır ve gayret göstermişlerdir.  Bu güzel duruşları sebebiyle de ulü’l-azm peygamberler olarak isimlendirilmişlerdir.

İbrâhim isminin Süryanice olup “Ebun Râhimun - merhametli baba” manasına geldiği ya da İbranice “Ab - raham - Cemaatin babası” demek olduğu ileri sürülmüştür. İbrâhim aleyhisselâmın soyunun Hz. Nûh’un oğlu Sâm’a dayandığı rivayet edilmiştir. Babasının isminin Tarah olduğu, Nemrud’a yakınlığı sebebiyle kendisine Âzer ismi verildiği söylenir. Kur’ân-ı Kerim’de babasının ismi Âzer şeklinde geçmekte ve putperest olduğu ifade edilmektedir.[2] Peygamber Efendimiz de, onun adını Âzer olarak zikretmiştir.[3]

Künye Değil Üsve!

Hz. İbrâhim aleyhisselâm'ın en meşhur künyesi 'peygam­berlerin babası' manasına gelen "Ebu'l-enbiyâ"dır. Bu künyenin İbrâhim aleyhisselâma verilmesinin sebebi, Kurân-ı Kerim'de isimleri geçen 16 peygamberden 14'ünün O’nun soyundan gelmesidir.[4]

İbrâhim aleyhisselâmın diğer künyeleri mü’minler için güzel birer üsve; yani uyulacak güzel örneklikler olarak kabul edilmelidir. Onun en meşhur lakabı  “Halîlü’r-Rahmân”; yani “Rahmân olan Allah’ın dostu”dur.[5] Diğer lakaplar ise en üst basamağı Halîlu’r-Rahmân sıfatı olan bir merdivenin basamakları gibidir.

Halîl; bir kimsenin sırdaşı, sevgisi kalbinin her yerine nüfûz eden has dostu demektir. “Hiçbir eksiği olmayan sevgili” manasına da gelen Halîl kelimesi, Halîlu’r-Rahmân veya Halîlullah şeklinde Allah’ a izafe edilerek kullanılır.

Allah’ın, İbrâhim aleyhisselâmı halîl yani dost edinmesine hadislerinde yer veren sevgili Peygamberimiz:  “Allah, İbrâhim’i dost edindiği gibi beni de dost edinmiştir”[6] “Ey insanlar! Eğer ben insanlardan birini dost edinecek olsaydım, Ebû Bekir’i dost edinirdim. Fakat sizin Peygamberiniz Allah’ın dostudur”[7] buyurmuştur. Böylece o, bir kulun ulaşabileceği bu en yüce makamın kendisine de ihsan buyrulduğunu ifade etmiştir.

İbrâhim aleyhisselâmın Allah’a dost olmasının sırrı, O’nun, Allah’ın rızasını ve muhabbetini kazandıracak ibadet ve salih amellerde zirve olmasıdır. İbrâhim aleyhisselâmın insanlara yaptığı iyiliklerde onlardan hiçbir şey istememesi de bu sırra dahildir. Rivayete göre, İbrâhim aleyhisselâm bir keresinde ölüm meleğiyle karşılaşmıştı. Ona: Rabbim beni niçin dost edindi, diye sordu. Melek, şöyle cevap verdi: “Sen insanlara iyilik yaparsın ancak onlardan bir şey istemezsin!”[8]

İbn Kesîr şöyle der: “İbrâhim aleyhisselâm sevgi makamlarının en yükseği olan dostluk makamına ermiştir. Bunun sebebi, Rabbine karşı çokça itaat etmesinden başka bir şey değildir.[9] Burada, itaatte çokluktan anlaşılması gereken şey, İbrâhim aleyhisselâmın, hem kulluğun kalitesinde, hem de her emrin ve yasağın derhal yerine getirilmesinde en yüksek seviyeyi yakalamış olduğudur.

Kurân-ı Kerim’de, İbrâhim aleyhisselâmı Halîl makamına ulaştıran, şirk ve dalâletten uzak durup, tevhid dinine sımsıkı sarılan Hanif [10], Allah’a gönülden itaat ve kulluk eden Kânit [11] çok şükreden Şâkir [12], çok ah ve niyâz eden Evvâh [13], yumuşak huylu Halîm [14] ve Allah’a gönülden yönelen Munîb [15] gibi sıfatları zikredilmiştir. Ayrıca O, Ebû’d-Difân veya Ebû’l-Edyâf yani misafirlerin babasıdır. Bütün bu sıfatlarla İbrâhim aleyhisselâm Allah’ın dostu olmaya hak kazanmıştır. Eğer mü'minler İbrâhim aleyhisselâma verilen lakaplardaki güzel özelliklerle kendilerini süsleyebilirlerse, umulur ki onlar da, “Halîlullah = Allah’ın dostu” olmakla ödüllendirilirler.

 

İbrâhim Aleyhisselâmın Doğumu ya da  Putlar İçin Sonun Başlangıcı

Tarih ve tefsir kitaplarında, İbrâhim aleyhisselâmın Sûs şehrinde veya Babil’in doğusunda Dicle ile Fırat nehirleri arasındaki Kusa’da yahut Verka ’da doğduğu rivayet edilir. Aslında İbrâhim aleyhisselâmın hayatı dikkate alındığında Urfa şehrinde doğmuş olması akla daha yatkın gelmektedir.[16] Doğduğu mekanla ilgili olarak; O yıl Nemrud’un saltanatına son verecek bir çocuğun doğacağı haber verilince annesinin, öldürülür korkusuyla Hz. İbrâhim’i bir mağarada dünyaya getirmiş olduğu rivayeti vardır.[17] En doğrusunu Allah bilir.

O günün putperestlerinin şirk anlayışı yalnız dini ayinlerle sınırlı olmayıp hayatın her alanına dağılmış bir durumdaydı. Kral bile şirkin bir unsuru olarak ortaya çıkıyordu. İbrâhim aleyhisselâm sosyal, siyasi ve ekonomik alanlarda var olan şirk unsuru putların köküne baltayı vurmakla şirkin sonunu getirmek istiyordu. Tevhid inancını hayatın her alanında hakim kılmak için şirkin öncelikle insanların kafalarında bitirilmesi gerekiyordu. O, kavminin bu çirkin şirk anlayışına ve düşünce dünyasına heyecan verici ve sarsıcı bir hareketle tepkisini gösterdi. Putları kırmakla onların sonunu hazırlamak ve böylelikle şirkin temsilcilerini ortadan kaldırmak istemişti.

Ey Aldanan Kral!..

İbrâhim aleyhisselâm, Keldânîlere peygamber olarak gönderilmiştir. Rasûl-i Ekrem Efendimizden sonra yeryüzünün en faziletli insanı olan İbrâhim aleyhisselâma Yüce Allah, Ramazan ayının ilk gecesinde on sahife indirmiştir. Ebû Zer radıyallahu anh, bu sahifelerin içinde meseller, hikmetler ve öğütler bulunduğunu ve bu sahifelerdeki öğütlerden bazılarının ise şunlar olduğunu Peygamber Efendimiz’den rivayet eder:

"Ey saltanat verilen, imtihan edilen ve aldanan kral! Ben, seni dünyayı birbiri üstüne yığasın diye göndermedim. Fakat mazlumun duasını Ben’den geri çeviresin, mazlumu Bana yalvarmak zorunda bırakmayasın, diye gönderdim. Çünkü Ben, kafir de olsa mazlumun duasını  geri çevirmem. 

Akıl sahibinin belli saatleri olmalı. Vaktinin bir bölümünü Rabbine dua ve yakarışa, bir kısmını yüce Allah’ın sanat ve kudreti üzerinde tefekküre, bir kısmını geçmişte işlediklerinden ve gelecekte işleyeceklerinden kendini hesaba çekmeye, bir kısmını da helalinden geçimini sağlamaya ayırmalıdır.”[18]  

“Aynı zamanda o ahirete hazırlanmalı, zamanına basiret ve ibret nazarıyla bakmalı, dilini koruyup, sözlerini azaltmalıdır.”[19]

 

İbrâhim Aleyhisselâmın Mesleği

İbrâhim aleyhisselâm da diğer peygamberler gibi elinin emeğiyle geçinir, kimseye yük olmazdı. Onun, geçimini temin için kumaş ve elbise ticaretiyle uğraştığı rivayet edilmektedir. Hicretinden sonra çiftçilik de yapmıştır.[20] Yine Onun, oğlu İsmâil aleyhisselâmla birlikte Kabe’yi temellerinden itibaren yükseltip inşâ etmesi dolayısıyla mimarların ve inşaat ustalarının piri olduğu da ifade edilmiştir.

 

Peygamberler Babası

İbrâhim aleyhisselâmın ismi Kur’ân-ı Kerim’in 25 sûresinde, 63 ayetinde, 69 defa geçmektedir. Onun vasıflarından birisi de Ebu’l-Enbiyâ’dır. Yani O, kendisinden sonra gelen ve Kur’ân’da ismi geçen 14 peygamberin babası, ikisinin de dolaylı yoldan akrabasıdır. Böylesi güzel bir konum O’na bu güzel sıfatın verilmesine sebep olmuştur. Yüce Kitabımızda peygamberliğin O’nun nesline tahsis edildiğine işaret edilerek şöyle buyurulur: “Biz ona İshâk ile Yakûb’u bahşettik. Peygamberliği ve vahyi O’nun soyundan gelenlere nasip ettik. O’na dünyada mükafatını verdik; şüphesiz ahirette de O, salihlerden olacaktır. ”[21] 

İbrâhim aleyhisselâmın neslinden gelen bu peygamberler Kur’ân-ı Kerim’de şöyle zikredilmektedir:

“Biz O’na İshâk ile Yakûb’u bağışladık; hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce Nûh’u ve O’nun soyundan Dâvûd, Süleyman, Eyyûb, Yûsuf, Mûsâ ve Hârûn’u da doğru yola iletmiştik. İşte iyilik eden ve işini güzel yapanları biz böyle mükafatlandırırız. Zekeriya, Yahyâ, İsâ ve İlyâs’ı da doğru yola ilettik. Onların hepsi salihlerdendi. İsmâil, Elyesa, Yûnus ve Lût’u da doğru yola ilettik. Onların hepsini diğer insanlardan üstün kıldık.”[22]

 

İbrâhim Aleyhisselâm’ın Önemi

Allah Teâlâ: “İbrâhim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır”[23] buyurmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de, uyulacak en güzel örneklerden biri olarak mü’minlere İbrâhim aleyhisselâmın gösterilmesi, O’nun hayatını öğrenmenin önemini bir kat daha arttırmaktadır. En iyi kul olmanın yolu İbrâhim aleyhisselâmın yoluna uymaktan geçmektedir. Çünkü O, Allah’ın dostluğunu kazandıracak en üstün özelliklere sahiptir: 

“Yalnız Allah’a kulluk ederek, bütün benliğiyle yüzünü O’na dönen ve tek Allah’a inanarak hiçbir zaman O’na ortak koşmayan İbrâhim’in dinine uyandan daha güzel bir inanç sahibi kim var? Allah, İbrâhim’i dost edinmiştir.”[24]

O, ilah olarak yalnızca Allah’ı kabul etmiş ve toplumda kendilerini kutsayarak halkı sömürenlerin batıl inançlarını reddetmiştir. O, tevhidin hakim olması için mücadele etmiş ve zalimlerin iktidarını sarsmıştır. Onunla bizim alakamız Yüce Kur’ân’da şöyle ifade edilmiştir:

“İbrâhime en yakın insanlar, zamanında ona uyanlar ile şu peygamber ve ona iman edenlerdir. Allah, mü’minlerin dostu ve yardımcısıdır.”[25] Sizin dostunuz ve yardımcınız sadece Allah, O’nun peygamberi, bir de Allah’a boyun eğerek namazı gerektiği şekilde kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.”[26]

 

Yaşadığı Asır / Büyüyüp Yetişmesi

İbrâhim aleyhisselâm’ın M.Ö. 2200 ile 2000’li yıllar arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. O, Babil’den sonra Harran’a ve daha sonra Filistin’e geçmiştir. Bir  süreliğine Mısır’a giden Hz. İbrâhim tekrar Filistin’e  dönmüştür. Yine eşi Hacer’i ve oğlu İsmail’i Hicaz bölgesine götürüp bırakmış, kendisi de birkaç defa oraya gidip gelmiştir.[27]

Kur’ân-ı Kerim’de İbrâhim aleyhisselâmın bebeklik ve çocukluk döneminden bahsedilmez. Hadis sistematiği dışında kalan bazı İslâmî kaynaklarda ise bu dönemle ilgili birçok bilgi mevcuttur. Ancak bu bilgilerin doğruluğu kesin değildir. Doğrusunu yanlışından ayırabilmek gerçekten zordur. Bu konuda en doğru tutum, bizlere fayda verecek bilgiyi yani Kur’ân ve sünnetin ifadelerini öne çıkarmaktır. Böylece doğruluğundan şüphe edilmeyecek kesin bilgilerle Tevhid Peygamberi İbrâhim aleyhisselâmın hayatını öğrenmiş oluruz. Diğer kaynaklarda geçen bilgiler ise ancak Kur’ân'a ve sünnete uygun olduğu zaman değerlendirilebilir.

            İbrâhim aleyhisselamın çocukluğuna dair, tarih kitaplarında geçen bilgiler arasında O’nun mağarada doğduğu bilgisi vardır. Babası Âzer’in, şehrin önde gelen şahsiyetlerinden birisi olmasına karşın, Hz. İbrâhim’in bir mağarada dünyaya gelmesi, zamanın zalim hükümdarı Nemrud’un gördüğü bir rüyayla başlayan olaylar zincirinin son halkasıdır: Rivayet olunduğuna göre; Nemrud, rüyasında ışığı ay ve güneşten daha parlak bir yıldızın doğduğunu görmüş ve rüyasını kâhin ve sihirbazlara yorumlatmıştır.  Kâhinler, o yıllarda doğacak bir çocuğun halkın dinini değiştireceğini; Nemrud'un ölümüne ve saltanatının yıkılmasına sebep olacağını haber vermişlerdir. Bunun üzerine Nemrud, yeni doğan erkek çocuklarının öldürülmesini emrederek büyük bir katliam başlatmıştır. Tarih kitaplarında ayrıntılı olarak anlatılan bu hengâmede Âzer, hamile olan eşini bir şekilde şehir dışına çıkarıp gözlerden uzak bir mağaraya yerleştirmiştir. İşte İbrâhim aleyhisselâm bu mağarada dünyaya gelmiştir.[28]

O’nun mağaradaki hayatına dair bir olay, tarih kitaplarında şöyle anlatılır: İbrâhim aleyhisselâm konuşma çağına gelince annesine: "Benim Rabbim kimdir?" diye sordu. Annesi Nuna: "Benim!" dedi. Hz. İbrâhim : "Senin Rabbin kimdir?" diye sordu. Annesi: "Babandır!" dedi. Hz. İbrâhim: "Babamın Rabbi kimdir?" diye sorunca annesi "Nemrud'dur!" diye cevap verdi.  Hz. İbrâhim: "Öyleyse Nemrud'un Rabbi kimdir?" diye sordu. Annesi: "Sus, artık!" diye O’nu azarladı. İbrâhim aleyhisselâm, sustu. Nuna, Âzer’in yanına gidip: "Gördün mü? Halkın, dinini değiştireceği söylenen çocuk, işte, senin oğlun­dur!" dedi ve İbrâhim aleyhisselâmın söylediklerini, Âzer'e haber verdi.[29]

Bu olayda Hz. İbrâhim’in daha küçük yaşlardan itibaren doğru yolu bulmasını sağlayacak bir sağduyu ve olgunluğa sahip olduğunu görüyoruz. Allah Teâlâ peygamber olacak kullarına peygamberlik öncesinde rahmetinin gereği olarak hak ve hakikati görme ve yüce gerçeğe ulaşma kabiliyeti vermiştir. İbrâhim aleyhisselâm da daha küçük yaşlardan itibaren böyle bir özellikle donatılmış, kavminin kutsayıp yücelttiği putların sıradan şeylerden bile aciz olduklarını anlamıştır. Konuşup yürüyemediklerini, görüp işitemediklerini, sorulara cevap veremediklerini kısacası hiçbir şey yapamadıklarını görmüştür. İleride akıl ve mantık yoluyla muhataplarını susturan İbrâhim aleyhisselâm işte bu çocuktu.

"Andolsun ki, Biz daha önce İbrâhim'e de doğru yolu bulmasını sağlayacak sağduyu ve olgunluk vermiştik. Biz O’nun buna layık olduğunu biliyorduk.”[30]

"Doğrusu İbrâhim, Allah’a itaat eden, bütün batıl dinleri bırakıp sadece O’na boyun eğen tek başına bir ümmetti. O hiçbir zaman müşriklerden olmadı. O, Allah’ın nimetlerine şükrederdi. Allah da O’nu seçkin kıldı ve doğru yola iletti. Biz İbrâhim'e dünyada iyilik ve güzellik verdik, elbette O, ahirette de iyiler arasında olacaktır.”[31]

İbrâhim aleyhisselâmın daha küçük yaşlarından itibaren başlayan hakikati görme güzelliği, Rabbini tanımasını ve O’na iman ile bağlanmasını sağlamıştı. O asla müşriklerden olmayan muvahhid bir Müslümandı: “Rabbi ona “Emrime boyun eğ!” buyurmuştu; o da: “Alemlerin Rabbine boyun eğdim” demişti.”[32]

Artık Peygamber olmuştu. Bundan sonraki hakikat yürüyüşü ilâhî rehberlik doğrultusunda devam edecekti. Artık İbrâhim aleyhisselâm, putlarla birlikte gök cisimlerine tapan kavmine tevhid dinini anlatmak için büyük bir gayretin içine girecekti. Onun, kavminin önünde sergilediği aklî muhakeme Kur’ân’da şöyle anlatılmıştır:

“Böylece Biz İbrâhim’e, güçlü bir imana sahip olsun diye göklerin ve yerin muhteşem saltanatını gösteriyorduk. Karanlık basınca İbrâhim bir yıldız gördü, “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben batıp kaybolan şeyleri sevmem.” dedi. “Sonra doğmakta olan ayı görünce “İşte Rabbim!” dedi. O da kaybolunca, “Eğer Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, mutlaka yolunu yitirenlerden olurdum.” dedi. “Güneş’i doğarken görünce: İşte Rabbim! Bu hepsinden de büyük!” dedi. O da batınca şunları söyledi: “Ey kavmim! Sizin ilahlık yakıştırdığınız şeylerle benim hiçbir ilgim yoktur.” “Doğrusu ben, tek Allah’a inanan bir kimse olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim. Ben müşriklerden değilim.”[33] 

Hz. İbrâhim’in Akidesi

“İbrâhim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hristiyan. O, hanif bir Müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan değildi.”[34]  En güzel dini arayanlar için İbrâhim aleyhisselâmın dini, ne güzel bir örnektir. Bütün Peygamberlerle birlikte Son Peygamberin dini de aynı dindi:

“Yalnız Allah’a kulluk ederek, bütün benliğiyle yüzünü O’na dönen ve tek Allah’a inanarak hiçbir zaman O’na ortak koşmayan İbrâhim’in dinine uyandan daha güzel bir inanç sahibi kim var? Allah, İbrâhim’i dost edinmiştir.”[35]

Madem ki en güzel din Hz. İbrâhim’in dinidir; öyleyse biz de Rabbimizin öğrettiği şekilde: “…Doğrusu, biz tek Allah’a inanan ve hiçbir zaman Allah’a ortak koşmayan İbrâhim’in dinine uyarız”[36] demeliyiz.

 İbrâhim aleyhisselâm yalnız dünyada değil, ahirette de güzellik verilenlerdendi: “Doğrusu İbrâhim, Allah’a itaat eden, bütün batıl dinleri bırakıp sadece O’na boyun eğen tek başına bir ümmetti. O, hiçbir zaman müşriklerden olmadı. O, Allah’ın nimetlerine şükrederdi. Allah da onu seçkin kıldı ve doğru yola iletti. Biz İbrâhim’e dünyada iyilik ve güzellik verdik, elbette o ahirette de iyiler arasında olacaktır.”[37]  

Sevgili Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah İbrâhim’i dost edindiği gibi beni de dost edinmiştir”[38]  buyurmuştur. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, İbrâhim aleyhisselâm insanlık için çok güzel ve çok özel bir örnektir.

İbrâhim Aleyhisselâmın Daveti

İbrâhim aleyhisselâm, yaşadığı bölgede öncelikle babası Âzer’i ve Nemrud’u Hakk’a çağırmış, onların putları ile mücadele etmiştir. Putları kötülemiş, onlara tapanları ise düşünmeye çağırmıştır.

Hz İbrâhim’in kavmi yıldızlara, gök cisimlerine taptıkları gibi putlara da tapıyorlardı. İbrâhim aleyhisselâm, putların Allah ile insanlar arasında asla aracı olamayacaklarını sert bir dille onlara haber vermiş; bunun ancak bir sapkınlık ve insanın kendini kandırmasından başka bir şey olamayacağını bildirmişti. Hatta ilahlaştırılıp tapılan bu putların başkalarına fayda vermek şöyle dursun, kendilerine bile fayda veremeyeceklerini onları kırarak göstermek istemişti. İnsanları, alışkanlıklarından kurtarıp hakikate uyandırmak için aciz putları kırmış ve büyüklerini bırakmıştı.

Bütün bunları gören insanlar dehşete düşmüşler ve İbrâhim aleyhisselâmı Nemrud’un karşısına çıkarmışlardı. O da Nemrudla tartışarak onu şaşırtmıştı. Bütün bunlara rağmen şahit oldukları apaçık gerçeklere inanması gerekenler, hakikati yok saymaya devam etmişlerdi. İbrâhim aleyhisselâmın babası bile O’nun karşısına dikilmişti. Sonuçta O’nun ateşe atılmasına karar verilmiş, Allah’ın insanlığı cehennem ateşinden kurtarmak için gönderdiği elçisi İbrâhim aleyhisselâm, kurtarmak istediği insanlar tarafından ateşle cezalandırılmak istenmişti. Kur’an-ı Kerim’de bu mücadele şöyle anlatılmaktadır:

“Kitab’da İbrâhim’in kıssasını da anlat! Şüphesiz o özü ve sözü doğru bir peygamberdi. Hani o babasına: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir faydası dokunmayan şeylere niçin tapıyorsun?”[39] “…Putların ilah olduğunu mu kabul ediyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de açık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti”.[40] 

“... O vakit babasına ve kavmine: “Nedir bu tapmakta olduğunuz heykeller?” diye sormuştu. Onlar da: “Babalarımızı bunlara tapar bulduk, biz de onlara uyduk” diye karşılık vermişlerdi: İbrâhim: “Andolsun ki siz de babalarınız da apaçık bir sapıklığın içine sürüklenmişsiniz” dedi. Onlar: “Sen ciddi mi söylüyorsun, yoksa bizimle eğleniyor musun?” dediler. İbrâhim: “Hayır, hayır! Sizin rabbiniz, göklerin ve yerin rabbidir; onları O yaratmıştır. Ben de bu gerçeği kabul edenlerdenim” dedi.”[41]

“Babacığım! Şüphesiz sana gelmeyen bir bilgi bana gelmiştir. Bana uy da seni doğru yola ileteyim.  Babacığım, şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmana asi olmuştur.”[42] 

“Onlar Allah’ı bırakıp da ancak bir takım dişi putlara taparlar. Aslında onlar, bunu yapmakla azgın şeytandan başkasına tapmazlar.”[43]

“Babacığım! Şüphesiz ben, Rahman’ın azabına uğramandan ve böylece şeytana dost olmandan korkuyorum, dedi.”[44]

“…Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlere dost yaptık.”[45]

“Babası: “Ey İbrâhim! Yoksa sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bundan vazgeçmezsen seni taşlarım. Şimdi uzunca bir süre benden uzak dur” dedi.”[46]

“Beni taşa tutmanıza karşı, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım.”[47]

İbrâhim aleyhisselâm, babasına karşı imanının verdiği merhameti ve nezaketi kullanmış ve her seferinde ona “babacığım” diye hitap etmişti. Ama babası Âzer, imansızlığın verdiği kabalık ve merhametsiz tavırları ortaya koyarak ona bir defa olsun “yavrucuğum” dememiştir. Zira imansızlık kalpleri katılaştırmakta ve merhameti yok etmektedir. 

 


 

 



[1] İsrâ Sûresi 17/15

[2] En’am Sûresi 6/74; Tecrid-i Sarih Tercemesi, 9,108-109.

[3] Tecrid- i Sarih Tercemesi, IX, 108-109

[4] Bkz. Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan yayınevi, İst. 2004 shf.: 200

[5] Nisa Sûresi 4/125

[6] Müslim, Mesacid 23

[7] Müslim, Fezailü’s- Sahabe 3,6,7) Ayrıca bk: Buhari, Salat 80

[8] Tecrid-i Sarih Tercemesi, IX, 107

[9] İbn Kesir, I, 442

[10] Âl-i İmrân Sûresi 3/67 ve 95 ; Nahl Sûresi 16/123

[11] Nahl Sûresi 16/120

[12] Nahl Sûresi 16/121

[13] Tevbe Sûresi 9/114

[14] Tevbe Sûresi 9/114

[15] Hûd Sûresi 11/75

[16] Ömer Faruk Harman, "İbrâhim", DİA, XXI,269

[17] Sa’lebi, s, 72-74, Taberi, 1. 234-235: İbnu’l- Esir, 1. 94-95; DİA, “İbrâhim” maddesi.

[18] Ahmed, Müsned, c.4, s107 ; Ebû Nuaym, Hilye,I,167;  İbn-i Esir, el-Kamil,I,124. 

[19] Zemahşerî, Keşşaf c.2 s.467; Kurtubi,  El-Cami' li Ahkami'l-Kur'an, c.20 s.24-25

[20] Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi, İst. 1997, Erkam yay. Shf: 321 -323

[21] Ankebût Sûresi 29/27

[22] En’âm Sûresi 6/84-86

[23] Mümtehine Sûresi 60/4

[24] Nisa Sûresi 4/125

[25] Âl-i İmrân Sûresi 3/68

[26] Mâide Sûresi 5/55

[27] İbn Sa'd, Tabakât, I, 46 ; Taberî, Tarih, I, 244 -247

[28] Bkz.: Sâlebî-Arais s.73,74 ; Taberî-Tarih c.1,s.121

[29] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, T.D.V.Y.: 1/145-146

[30] Enbiyâ 21/51 ;

[31] Nahl 16/120-122

[32] Bakara Sûresi 2/131

[33] En’am Sûresi 6/75-79

[34] Âl-i İmrân Sûresi 3/67

[35] Nisâ Sûresi 4/125

[36] Bakara Sûresi 2/135

[37] Nahl Sûresi 16/120-122

[38] Müslim, Mesâcid, 23

[39] Meryem 19/41-42

[40] En’am 6/74

[41] Enbiyâ Sûresi 21/52-56

[42] Meryem Sûresi 19/43-44

[43] Nisâ Sûresi 4/117

[44] Meryem Sûresi 19/45

[45] A’râf Sûresi 7/27

[46] Meryem Sûresi 19/46

[47] Duhân Sûresi 44/20

Yazar: