Çocuklarınıza Adaletli Davranınz

Nu'mân İbn Beşîr'in(ra) anlattığı hatırayı dinliyoruz:

Babam bana malının bir kısmını bağışlamıştı. Annem Amrâ Bint Ravâha(ra); “-Rasûlullah(sav) buna şahidlik etmedikçe razı olmam,” dedi. Babam Allah Rasûlü'nün yanına geldi. Onun bana verilene şahidlik etmesini istiyordu. 

Rasûlullah(sav) Efendimiz ona; “-Bunu bütün çocuklarına yaptın mı?” diye sordu, babam “-Hayır,” cevabını verdi.

Allah Rasûlü(sav)“Allah'tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli davranın!” buyurdu.

Babam döndü ve verdiğini geri aldı.[1]

*

Hadisin bir başka rivayetinde Allah Rasûlü'nün(sav); “-O halde benden şahidlik yapmamı isteme! Ben haksızlığa şahidlik yapmam,”  buyurduğu nakledilir[2].

Allah Rasûlü'nün bu kesin tavrı ve söylediği kelimeler asla akıldan çıkarılmamalıdır. Günümüzde yaşanan nice acı manzara, onun irşad ettiği yoldan ne kadar uzaktır.

*

Çocuklar arasında farklı davranış, onlardan birisini diğerlerine tercih veya içlerinden birini dışlamak sebebi ne olursa olsun son derece yanlıştır. Ne yazık ki sıkça yaşanan bir hastalık, bir irade zayıflığı, bir başka ifadeyle hissî davranıştır. Onlardan birinin anne, babaya yakın davranışı, yaşının küçüklülüğü, daha sıcak yapılı olması, daha zeki veya çalışkanlığı, erkek veya kız olması dikkatlerin o çocuğa yönelmesine, diğerlerinin ihmal edilişine sebep olduğunu görüyoruz.

Bazen de annesi veya babası farklı, yani üvey olan çocuk bu farklılıktan dolayı dışlanıyor.

Bu tür davranışlar, hele de içlerinden birine bir şey verilip diğerlerinin ihmal edilişi kardeşler arasına hased tohumlarının ekilmesine, bitmeyen kardeş kavgalarına, nefrete, ara soğukluklarına sebep olur. Anne ve babaya hürmet duygularını yaralar. Bıraktığı tesir acı ve uzun sürelidir. Belki de hiç kapanmayacak bir yaranın açılışına sebeptir.

Allah Rasûlü'nün; “-Bunu bütün çocuklarına yaptın mı?” sorusuna ve “Hayır” cevabını alınca tavrına dikkat ediniz. Ne kadar kesin ve nettir. Hatanın büyüklüğünü ne kadar vurgulayıcıdır.

Nu'man(ra) bu yıllarda çocuk denecek yaşlardadır. Sonraki yıllarda aile olarak nice güzellikler yaşamışlar ve inandıkları hak yol uğruna nice fedakârlıklar sergilemişlerdir. Eğer böyle bir hata işlenseydi âile bütünlüğü, kardeşlik bağları ne hale gelirdi?

Bu gün cemiyet içinde işlenen bu tür hataların sancılarını ne kadar çok görüyoruz. “O benim dediğimi yapıyor, diğerleri yapmıyor.” veya “O bizi herkese mahcup ediyor, sözümüze değer vermiyor.” “O bir önceki hanımın oğlu. Bu evde yeri yok.  Artık bize yabancı. Zaten o babasının benimle evliliğini de istemedi. Huysuzluk etti. Şimdi hak istiyor, miras istiyor…” şeklinde nice cümleler, adaletsiz davranışlar için izahlar duyuyoruz. Söylenenler gerçek olsa bile büyükler adaletli davranmalıdır ki sonraki yıllara acılar ve nefret duyguları bırakmasınlar.

Bir çocuğun anne ve babasının arkasından acı sözler söyleyip hatalarına bunu sebep göstermesinden, “Onlar üzerine düşeni yaptı, fakat ben hata işledim. Onlar yine de beni ayırmadılar. Bana evlad muamelesi yaptılar.” demesi bin kat daha hayırlıdır.

Adilce davranış, hem elbise, eşya alımında, hem muâmelede, hem de yetişmesi için fırsatlar hazırlanılmasında gösterilmelidir.

Şüphesiz insanlar aynı anne ve babanın çocukları bile olsalar birbirinin aynı değillerdir. İçlerinde başarılı olanları olur, olmayanları olur veya başarı oranları ve alanları arasında farklar bulunur. Ancak bu farklar, anne ve babanın davranışlarından, hazırladığı imkânlardan kaynaklanmamalıdır.

Kendinizi çocuğunuzun yerine koyunuz. İtilen, dışlanan veya haksızlık yapılan siz olsaydınız neler düşünürdünüz? Zihninize güzel şeyler gelmiyorsa, bunu bir hata olarak görüyorsanız siz o hatayı yapmayınız. Böyle bir yolu çocuğunuzdan intikam alma vesilesi olarak seçmeyiniz.

Bazı durumlarda çocuklarınızdan birisiyle daha fazla ilgilenmek zorunda kalabilirsiniz. Hasta olabilir, yeni bir okula giriyor olabilir, belli bir sıkıntı yaşıyor olabilir… Gerçekten onun üzerine eğilip bu devreyi atlatmasına yardımcı olmanızın en doğru davranış olduğu anları yaşayabilirsiniz. Bu durumu çok defa diğer kardeşler anlayacaktır. Anlamıyorlarsa, uygun bir şekilde anlatmalısınız. Günün birinde aynı şeyler onun başından geçtiğinde onun yardımına da koşacağınızı hissettirmelisiniz. Sizi anlayacak, size yardım etmeye de çalışacaktır.

Yardım etmeleri mümkünse onları da yardıma çağırınız. Bu hem onları onurlandıracak, hem menfî duygularını silecek, hem de kardeşlik duygularının güçlenmesine vesile olacaktır.

Zaman zaman dikkat çekmek için huysuzluk ederek veya arzusu yerine gelmediğinde; “Siz kardeşim bir şey isteyince yapıyorsunuz.” veya “Onunla ilgileniyorsunuz.” şeklindeki itirazlarla karşılaşıyorsunuzdur. İçiniz gerçekten doğruyu yaptığına inanıyor, adaletli davrandığınızdan şüphe etmiyorsanız bu tür itirazlarla sarsılmayınız. Bunlar geçicidir. Bu itirazları yapanlar da duygular yatışınca haksız olanın kendileri olduğunu hissedeceklerdir. Çoğu zaten baştan bilmekte, sizi istediğine zorlamaya çalışmaktadır.

“Çocuklarınıza adaletli davranınız.” derken bunu; “Her dediklerini yapın.” mânâsına almayınız. Onların sizi yanlış yönlendirmelerine, duygularınızla oynamalarına, zayıf yanlarınızı keşfederek onlardan istifade etmeye çalışmalarına fırsat vermeyiniz.

Hem dirayetli olunuz, hem de adil davranınız. Adalet yuvaların da temelidir. Bunu unutmayınız. Allah Rasûlü'nün şu müjdesini de aklınızdan çıkarmayınız:

“Âdil insanlar Allah katında nurdan minberler üzerindedir…” 

Hadisin devamında Allah Rasûlü(sav) bu müjdesine daha da açıklık getirir:

“Onlar verdikleri hükümde âdil olanlardır, âile ocaklarında âdil davrananlardır, idarî mesuliyetini üstlendikleri insanlara adaletle hükmedenlerdir.” [3]

“Şehirler gerçek manada surlarla, hendeklerle değil adaletle korunur.” hikmeti doğrudur. Yuvalar da adaletle korunur. Şu müjdeyi de unutmayınız:

“Şüphesiz Allah, adaletle davrananları sever.”  (Mâide 5/ 42)[4]



[1]  Sahih-i Buhârî, Hibe (11/ 47), Sahih-i Müslim, Hibe (3/ 1242-1243). 

[2] Bak: Sahih-i Buhârî, Şehâdât (11/ 122), Sahih-i Müslim, Hibe (3/ 1243).

[3]  Sahih-i Müslim, İmâra ( 3/ 1458). 

[4] Ayrıca bak:  Hucurât Sûresi (49) Âyet:  9, Mümtehıne Sûresi (60) Âyet: 8.