Meleklerin selamı, tertemiz eşin kelamı. Sadece iyi duygulardan mamul bir sevgi yumağı. Tahtlar üzerinde söyleşen, devamlı gülümseyen cömert yürekler. Güldükçe genişleyen çatılar, salih amele ardına dek açık kapılar…
Yazarımız ilk tecrübelerine yer veren bu eser, okuyucuyu birçok noktada cezbederek onlara yol gösterici olmuştur. Mesela; yazmak istedikleri konuda fazla konuşurlarsa yazmaya gerek duymayacağını belirtmiştir sanatçıların.
Allahım, sen her varlığı yüce kudretin ve kuşatıcı ilminle yerinde, zamanında, ebadında yarattın. İnandım, iman ettim, onların bana eğdirdiğin boynuna gıpta edip azametine boyun eğdim. Kulluğuna beni, benimle birlik kıymetlimi, bütün ümmet-i Muhammedi kabul et ey Müheymin!
Dil, ilimlerin anahtarı olduğu için ondan sızlandım ama diğer bilgiler tecrübeler için de aynı kum saati işliyor. Sürekli aşağıya akan, gittikçe azalan kumlar gibi beynimizin, ruhumuzun deliklerinden kaçıyor bildiklerimiz, öğrendiklerimiz hatta hissettiklerimiz…
Geleceği bilmek, yarını sezmek tüm beşerin tutkusu aslında. Benim de içimden geçiyor, şöyle arada sırada, ertesi yıl başıma gelecekleri bilsem de hayatıma ona göre şekil versem, ya da sıkıntılara karşı alacağım gardın direnç eşiğini yükseltecek temrinlere girişsem diye.
İnsan uzun süre uyuyamadığında beyin koordinasyonu bozuluyor, sinirleri altüst oluyor. Yorulmadan, usanmadan, ara verip hiç soluklanmadan bir işin sonunu getirme iddiası, insanüstü bir iddia aslında.
Uzun bir seyahatten döndüğümüzde, gidilen yer kendi büyüdüğümüz memleket, çıktığımız ana evimiz olsa da kapıdan içeri girer girmez hemen hepimizin “evcağızım evcağızım sen bilirsin hâlcağzım” itirafında bulunduğu o içinde yaşadığımız yeri, Allah (c.c) huzur ve sükûnun merkezi kılmış.
İnsanlar gelip geçiyor hayatımızdan. Bağlılıklar kuruyoruz, kuruluyor. Kimi uzun, kimi kısa sürüyor. Samimiyetin en derinini yaşadığımız biriyle bir bakmışız aylarca görüşememişiz. Garip. İhmal mi? Değil. Umursamazlık? Asla! Peki, yaşanılan neydi?