Yaprakları Dökülmüş Soyağacı

Ali ŞAHİN

Sıcacık yatağıma uzandım, öyle üşüdüm ki o yatakta, o yumuşacık yatak öyle yaktı ki canımı... Kemiklerim yüreğimden daha yumuşaktır herhalde, dedim kendi kendime ama daha sıcak değildir. İçim yanmış, ben su içiyorum heyhat. Ne ferahlatır ki beni? Kardeşi açken tok yatan bizden değildir de, kardeşi yok olurken seyre dalan bizden midir? Şu tezata bakın, biz bizden miyiz? Sahi biz kimiz? Kimliğimiz yitik devrin sokaklarında.

Sabahları kalkar büyüklerimiz, yaparız kahvaltımızı ailecek, mutlu, huzurlu... Sonra iş güç, geçim ve yine tabiidir ki esas gaye ailemiz. Ey yeni çağın köleleri, biz bu kadar küçük bir aile miyiz?

Kavramlar tüketilir de "biz" bu kadar soysuzlaştırılmamalıydı. Duvardaki tablo: Yaprakları dökülmüş bir soyağacı... Ama yapraklar hala o ağacın gölgesinde. Yalnızca yeniden dirilmeleri gerekiyor. Onun mevsimi de gelir elbet,  Allah' ın izniyle buluşuruz tekrar,  tek vücut oluruz.  Ama dökülmeden önce birer birer, cebimizdeki bozuk paralar olmamalıydı kardeşlerimizin değeri. Koyabilmeliydik kendimizi o bozuk paralarla aynı kefeye, satmalıydık şu aciz bedenlerimizi kardeşlik kervanında, yitirmemeliydik bizliğimizi, insanlık kadar eski ve kanlı canlı, anlı şanlı kimliklerimizi.

 

geriye bizden kalan,

varsa hala yüreğimiz

belki bir kaç damla gözyaşı,

hani derler ya hep:

su bütün kirleri temizler!

peki ruhumuz kirletmez mi gözyaşlarımızı?