Samimiyet Her İşte Allah'ın Rızasını Ummaktır

Temim ed-Dârî (r.a)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s) : “Din samimiyettir.” buyurdu. Biz  “Kim için?” dedik. Efendimiz: “Allah, Kitabı, Rasûlü, müminlerin yöneticileri ve bütün Müslümanlar için samimiyettir.” buyurdu. (Buhârî, İman 42; Müslim, İman 95)

Samimiyet; gönülden inanmayı, içten olmayı, ihlasla, saf ve duru bir hal ile Mevla’ya yönelmeyi ifade eder.

Samimiyet; gökte suda, dünyada fezadayani görüp ulaşabildiğimiz her noktada, belki bir yaseminin kokusunda ya da bir çınarın gölgesinde kısaca her an ve her halde Rab ile birlik olmaktır.İnsanın kendisini O’na yakın hissetmesidir. O’ndan gayrı hiçbir şeye dayanmaması, vekil olarak O’ndan güzelini tanımamasıdır. Yaradan’a saygı ile yönelip kendisine O’ndan gayrısını el görmektir. Mahremiyetini -en gizli düşünce niyet ve hallerini- sadece O’nunla paylaşmaktır. O’nunla dertleşmek, O’ndan istemek, O’nun dışında her şeyi eksik, naçar, zayıf bilmektir.Vesselam sadece O’nu sevmek, O’nun rızasını her kazancın her menfaatin önünde tutmaktır. Yalnız O’nun huzurunda boyun bükmek, istemek, beklemek, teselli aramaktır. “Siz dini Allah’a has kılarak (samimiyetle) ona ibadet edin.” (Mümin 40/14) 

Bizler niyetlerimizi halisane tutmalı, riya girdabından fersah fersah uzak durmalıyız. “Başkaları da görsün, takdir etsin, bizi sevsinler, saysınlar, itibar etsinler” düşüncelerini asla kalbimize yaklaştırmamalıyız. Zira biz hangi niyet üzere olursak, elde edeceğimiz de o niyetin karşılığından gayrısı değildir. Şu gelip geçici hayattaki nefsî emellerimizi mi talep ediyoruz yoksa ta ötelere ukbaya uzanan daimi huzuru mu? İnsan bu kıyas içinde faniden yüz çevirip bâki olanı istemelidir. “Yapılan işler niyetlere göre değer bulur. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Rasûlü’ne ise eline geçecek sevap da Allah’a ve Rasûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için hicret etmişse, onun hicreti(ninmükâfatı) da hicret ettiği şeydir. (Buhârî, Bed’ül-vahy 1, İman 41; Müslim, İmâret 155)

Her insan için amellerinde niyet ve samimiyetinin karşılığı vardır. Fiillerimizi yaparken ulaşmak istediğimiz netice ne ise ameller o yönde kabul olunur. Dünya arzusu ile yaptıklarımız karşılığında elde edeceğimiz ancak dünyadan arzuladığımız neticedir. Allah ve Rasûlü uğruna giriştiğimiz bir iş ise basit dahi olsa rıza-ı İlahi ile neticelenir. Zira “Allah Teâlâ sizin suretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr 33)

Samimiyetin manasını bize öğreten Rabbimizdir. O, kulunaşah damarından daha yakın olandır. Yardan, anne babadan, kardeşten, dosttan önce O vardır. Bize her halimizde ortak olandır. Kalbimizden geçenleri, hatta bazen söze dökemediklerimizi dahi en iyi bilendir. Niyetlerimize, hislerimize tüm çıplaklığı ile vakıf olandır. O bize yardım edendir. Rahmaniyeti ile yediren, içiren, yürüten, düşündüren O’dur. O bizi asla terk etmez. Daima rahmeti ile kuşatır. Bizi herkesten çok seven, sonsuz bir değerle yeryüzünde halifesi kılan O’dur. Ona yönelen kullarının gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olan O’dur. Her hatamızdan sonra tövbe edip sığındığımız kapı O’nun huzurudur. Ne halde olursak olalım O’nu bilip Rabliğini hissettiğimiz anda bizi temizleyiveren rahmeti ve affı ile sarıp sarmalayan O’dur. İnsan Rabbinin kendisine olan yakınlığını hissedebilmelidir.Bu samimiyet karşısında ihlasını artırmaya çalışmalı, his fikir ve fiillerinde riya gösteriş ve nefsi tuzaklardan kendisini korumalıdır. Rabbin kuluna gösterdiği bu derûni yakınlığı kul, ihlası ile süsleyerek pürüzsüz bir iletişimin kanallarını kurmalıdır. Huzurdolu en özel nadide tezahürler bu eşsiz vakitlerde yaşanır. Unutmayalım ki; samimiyetten uzak amellerimiz Allah’a yükselmez. “Ey İnsanlar! Allaha karşı amellerinizde ihlaslı ve samimi olun. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ ihlas ve samimiyetten uzak yapılan amelleri kabul etmez.” (Beyhaki, Şuabu’l-İman, 9/159)

Samimiyetle yapılan amellere ise kat kat karşılık verilir. Samimi olmak, yapılamayan işlere dahi değer katar.“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Bir kulum kötülük yapmak isteyip yapmazsa ona günah yazmayın. Yaparsa bir günah yazın. Şayet bir iyilik yapmak ister de yapamazsa (samimiyetinin neticesi olarak) bir sevap yazın. O iyiliği yaparsa o zaman on sevap yazın.” (Müslim, İman 203)

Allah’ın himayesi de ancak ihlasla O’na yönelen kullarının üzerine olur. “Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız. Ancak Allah’ın halis kulları başka. İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir. Onlar Naim cennetlerindedirler.” (Saffât 37/38-43)

İhlasın, Allah sevgisi ile dolup taşmanın, O’nu tanıyıp bilmenin, her işte O’nun rızasını aramanın kâmil örneklerini samimiyet önderlerinde temaşa ediyoruz. İşteİbrahim (a.s)’in dilindecoşan duygularve Kur’an ile bizlere rehber olan dualar: “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. O, beni yediren ve içirendir. Hastalandığımda da O bana şifa verir. O,benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır. O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur. Ey Rabbim, bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat! Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl. Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle. Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır. Kulların diriltilecekleri gün beni utandırma! O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka. Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.” (Şuara 78-90)

Efendimiz (s.a.s)gecelerini ibadetle nurlandırıyor, gönlünü samimiyet ve ihlasın ilmek ilmek ördüğü huzur ve lezzetlere açıyordu. Rabbi karşısında kıyama duruyordu. Burada unutulan vakitlerin uzunluğu mübarek ayaklarının, topuklarının şişmesinden anlaşılıyordu. Lakin zevk ve huşu ile namaz devam ediyor, böylece O; varoluşunun şükrünü eda ediyordu.

Ashab-ı güzînnöbet tutarken vücutlarına isabet eden düşman oklarına rağmen namazlarına devam ediyor, kıyamı uzattıkça uzatıyorlardı. Rabbin huzurunda bulunmaktan, ayet-i kerimeleri okuyarak hissiyatını yaşamaktan ne denli büyük mutluluk duyuyorlardı… Bu nasıl bir bağ, huzur ve ihlas idi! “Müslümanların zarar görme tehlikesi olmasa namazı bozmaz, kıyama devam ederdim.” ifadesi ne büyük bir aşkın işaretidir!Riyasız, beklentisiz, samimiyetle inanmak bu olsa gerek… Her türlü dünyevi derdi, endişeyi bir kenara itebilmek, Allah’a sarsılmaz şekilde bağlanabilmek… Bu ulvî hislere biz de nasipdâr olabilir miyiz acaba?

Ya Rabbi buyuruyorsun ki; “Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” (Bakara 186) Bu çağrıya en güzel şekilde uyabilmeyi, samimiyetle iman edebilmeyi, bu dünyayı sahiplenmeden ahiretin kazancı için değerlendirebilmeyi, gönüllerimizi senin dışındaki her türlü sevgiden temizleyebilmeyi bizlere nasip eyle… İhlası, sevgimizi aydınlatan ışığımız eyle… Her işimizde senin rızanı ummayı şiarımız eyle… Âmin…

Siyer-i Nebi Dergisi 27. Sayı / Mayıs-Haziran 2014