Sevmek, Ama Nasıl?

Sinan ÖZYURT

Sevgi insanın fıtraten sahip olduğu duygulardan biridir, her insan sever. Ancak kimi, neden sevdiği insanın kimliğini ele verir. Müslüman ölçülü insandır. İnançta, duyguda, düşüncede, davranışta bir ölçüye göre yaşar. O ölçüyü belirleyen de Allah ve Rasûlü’dür. Müslüman’ın sevgisi de bu ölçünün dışında kalamaz. O halde Müslüman kimi neden sevmelidir? Bu sevginin tezahürleri nasıl olmalıdır?

Müslüman olmanın birinci şartı tevhid ilkesini benimsemektir. Yani Allah’tan başka ilah ve rab tanımamak, ona ait olan hiçbir niteliği başkalarına nispet etmemektir. Ona verilmesi gereken değeri başka hiçbir varlığa vermemektir. Tevhid, Müslüman’ın inancına, duygularına, dünya görüşüne ve bütün hayatına hâkim olması gereken bir ilkedir. Sevgi ya da başka bir ifadeyle muhabbet, kalbin amelidir. Sevginin de temelinde tevhid esası yer alır. Hz. İbrahim “Ben kaybolup gidenleri sevmem.”[1] diyerek ulaştığı tevhid inancını sevgiyle ifade etmiştir. İnsanlardan bazılarının Allah’tan başkalarını ilahlar edinip onları Allah’ı sever gibi sevmeleri Kur’an’da şirk olarak nitelendirilmiştir. İman edenlerin Allah’a karşı sevgilerinin ise her şeyden daha sağlam ve kuvvetli olduğu belirtilmiştir.[2] Demek ki tevhid inancının bir gereği de en fazla Allah’ı sevmek başkalarını asla Allah’ı sever gibi sevmemektir. 

Sevginin kaynağı olan Rabbimiz Vedûd’dur[3], yani hem çok seven hem de çok sevilendir. Onu seven ve sevgisini kazanan insana O da imanı sevdirir, onunla kalbini süsler ve küfrü de ona çirkin gösterir.[4] Peygamber Efendimiz (s.a.s) “Allah güzeldir, güzelliği sever.”[5] buyurarak Allah’ın sevgisini kazanmanın güzellikten geçtiğine işaret eder. Mümin, adeta bir insan güzeli olmalıdır. İnancıyla, ibadetiyle, ahlakıyla bir insan güzeli olmalıdır ki Rabbinin sevgisini kazanabilsin. Eğer Allah kulunu severse onu meleklerine de yeryüzündeki kullarına da sevdirir. O halde müminin birinci gayesi Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmak olmalıdır.

Allah’ı sevmenin tezahürleri nelerdir? İmam Gazali, Allah sevgisinin beş maddede tarif edildiğini nakletmektedir. Buna göre Allah sevgisi, Allah Rasûlü’ne uymak, Allah Teâla’yı devamlı zikredip anmak, O’nun hatırını bütün hatırların üstünde tutmak, ayrılık yeri olan dünyadan hoşlanmamak ve Allah’a karşı kelimelerle ifadesi mümkün olmayan bir hayranlık duymaktır.[6]

Sevgi kalptedir ancak tezahürleri davranışlara yansımalıdır. “(Rasûlüm) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”[7] ayet-i kerimesi Allah’ı sevmeyi Rasûlullah’a tabi olmaya bağlamaktadır. Allah’ı sevdiğini söyleyen ve onun sevgisini kazanmak isteyen kimse Rasûlullah’a ittiba etmek durumundadır. Mümin Allah’a olan sevgisini onun Elçisine ve gönderdiği ilahi mesajlara bağlılığıyla gösterir.

Peygamber efendimiz üç haslete sahip olan kişinin imanın tadını alacağını buyurmuştur. Bunları da Allah ve Rasûlü’nü her şeyden fazla sevmek, sevdiğini Allah için sevmek, küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek şeklinde ifade etmiştir.[8] Demek ki imanın tadını almanın yolu gönülden ve muhabbetten geçmektedir. Sevgi sayesinde insan imanın tadına varmakta ve adeta cenneti bu dünyada  solumaktadır. Kalp cennetin anahtarını taşımaktadır. Bunun bilincinde olanlar için dünya hayatı da cennete dönüşür. Her şeyin sahibi olan Rabbine bağlanmış ve onun zikriyle mutmain olmuş insan neden korksun ki! Elbette iman beraberinde sevgiyi, muhabbeti, rızayı ve güveni getirecektir. Allah kendisine inanan, güvenen, kendisini seven ve kendisinden razı olan kullarını ortada bırakmayacaktır. O da onları sevecek, onlardan razı olacak ve onlara imanın tadını hissettirecektir.

İmanın tadını alan müminlerin bir özelliği de sevdiklerini Allah için sevmeleridir. Allah için sevmek, hiçbir karşılık beklemeden sadece Allah istediği için sevmektir. Allah için sevmek, Allah’ın sevdiğini sevmektir. Allah için sevmek, sevdiklerini onların da Allah’ı sevmeleri nedeniyle sevmektir. Allah için seven kişi Allah’ın yasakladığı davranışları sevemez. Hele hele Allah’a isyan eden kimseleri hiç sevemez. İşte sevgide müminin ölçüsü budur. Sevgide ölçüyü kaybetmek, gönlünü Allah’ın sevmediklerine kaptırmak mümin için en büyük tehlikedir. İmanın onuruna yakışmayan sevgi, mümini değerlerini inkâra götürür. Bu durumda imanın tadını bırakın, kendisi dahi ortada kalmayabilir.

İmanın tadını alan müminlerin bir diğer özelliği de küfre dönmeyi ateşe atılmaktan tehlikeli görmeleri ve istememeleridir. Bu imanın kıymetini bilmeyi ifade eder. İmansızlığı asla düşünmemek, kendisine yakıştırmamak demektir. Bir mümin için imansızlık ateşte yanmaktan kötüdür. Dünyadaki her türlü acı geçicidir fakat imansızlığın neticesi ebedi hayatı kaybetmektir. Bu üç hasleti taşıyan mümin imanın tadına varır ve âdeta dünyada da cenneti yaşamaya başlar.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde de “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!” buyurmaktadır. Müminin ebedi mutluluk diyarı olan cenneti kazanabilmesi imanına bağlıdır. Kamil bir iman ise kendisi gibi mümin olan kardeşlerini sevmekle elde edilir. Bu sevginin oluşmasına vesile olan selamın yayılması gerekir. Allah müminlerin arasındaki bağı kardeşlik olarak tanımlamıştır.[9] Kardeşlik birbirini sevmeyi, korumayı; sevinçte ve tasada ortak olmayı gerektirir. Bu nebevî buyruk bize müminin mümine cennet olduğunu beyan etmektedir.

Müminleri sevmenin bir göstergesi de kişinin kendisi için sevip istediği şeyi kardeşleri için de sevip istemesidir. Nitekim Efendimiz (s.a.s): “Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe tam iman etmiş sayılmaz.”[10] buyurmaktadır. Bu hadiste de iman yine sevgiyle ifade edilmektedir. Müminlerin birbirlerine olan sevgileri nasıl imanın bir gereğiyse, bu sevgiyi göstermenin yollarından biri olan kendisi için istediğini kardeşi için istemek de imanın bir gereğidir. Bir defasında Peygamber Efendimiz yanındaki bir Müslüman’a “Cenneti seviyor musun?” diye sorar. “Evet” cevabını alınca “O halde kendin için sevdiğini, din kardeşin için de sev!” buyurur. Kişinin kendisi için arzuladıklarını kardeşleri için de arzulaması imanda ve sevgide samimiyetin bir göstergesidir.

Demek ki mümin evvela Allah’ı seven ve hiçbir varlığı asla onun gibi sevmeyen kimsedir. Allah’ı sevmenin gereği Rasûlullah’a uymak, onu hayat rehberi edinmektir. Mümin, anne babasını, eşini, çocuklarını, akrabalarını ve bütün din kardeşlerini de Allah için sevmelidir. Kendisi için istediklerini onlar için de istemelidir. Allah için olan sevgi körü körüne bir sevgi değildir. Allah için seven kişi eşinin dostunun, kardeşlerinin Allah yolunda olmasını önemser, kendisi için arzuladığı cenneti onlar için de arzular. Onları cennet yolundan uzaklaştıracak tutumlardan sakındırmaya gayret eder. Ya da İslam’a bağlı olmadıkları hâlde bazı özelliklerinden dolayı muhabbet beslediği insanların hidayetine vesile olmaya çabalar, en azından bunun için dua eder. Zira kalpler Allah’ın elindedir. Sadece nefse hoş geldiği için birini sevmek insanı imandan uzaklaştırabilir. Sevgideki temel ölçü “Allah için sevmek” olmalıdır.

Enes bin Malik’ten gelen bir rivayete göre bedevinin biri Rasûl-i Ekrem’e (s.a.s): “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. Efendimiz: “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. Bedevi: “Allah ve Rasûlünün sevgisini” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “O halde sen sevdiğinle berabersin.” buyurdu. Efendimizin bu sözünü duyan arkadaşları çok sevinmişlerdi. Hatta Enes’in (r.a) söylediğine göre İslam’la şereflendikten sonra hiçbir şeye böylesine sevinmemişlerdi. Enes sevincini şöyle ifade etmişti: “Ben Allah’ı, Rasûlü’nü, Ebû Bekir’i ve Ömer’i seviyorum. Onların yaptıkları ibadetleri ve hayırlı işleri yapamasam bile onlarla beraber olmayı umuyorum.”[11]  

Bu hadis-i şerifi bir müjde olarak kabul edip bizler de sevinebiliriz. Sevgimizi doğru yöne yöneltmemiz ebedi hayatımızın mamur olmasını sağlayacaktır. Allah’ı Rasûlü’nü, onları sevenleri ve onların sevdiklerini sevmek onlarla birlikte olma bahtiyarlığını kazandıracaktır.

Rabbimiz, bize sevgini bahşet. Rasûlü’ne uymayı, onun rehberliğinde yaşamayı nasip et. Sevdiklerini sevdir bize, sevmediklerinden uzaklaştır gönlümüzü. Kardeşlerimizle aramıza muhabbet ver, dostluk ver. Sevdiklerimizi senin için sevelim ve ebediyen onlarla olmayı lütfet bize. Âmin.

 

 

 

 



[1] En’am Suresi 6/76.

[2] Bakara Suresi 2/165.

[3] Buruc Suresi 85/14.

[4] Hucurat Suresi 49/7.

[5] Müslim, İman, 147.

[6] İmam Gazali, Kalplerin Keşfi, s.524.

[7] Al-i İmran Suresi, 3/31.

[8] Buhari, İman, 9,14; İkrah,1; Edep, 42.

[9] Hucurat Suresi, 49/10.

[10] Müslim, İman, 69,72; İbn Mâce, Mukaddime, 10.

[11] Müslim, Birr, 163.

Yazar: