Ebû Bekir (r. anh)

Nesebi, İsmi ve Ailesi

Hz. Peygamber'den üç yaş küçük olan Hz. Ebû Bekir, Fil Vak'ası'ndan üç yıl sonra Mekke'de doğdu. Teymoğulları kabilesine mensuptur. Soyu Mürre b. Kâb'da Rasûlullah ile birleşir. Asıl adı Abdullah'tır. Cahiliyye döneminde Abdü'l-Kâbe olan ismini, Müslüman olduktan sonra Rasûlullah’ın tavsiyesiyle Abdullah olarak değiştirmiştir. Ebû Bekir ise künyesidir. Bekir isimli bir çocuğu olmadığı halde kendisine niçin bu künyenin verildiği konusunda kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Lakabı Sıddîk'tir. Rasûlullah (sas)’ın söylediklerini tasdik etmede, (özellikle de İsrâ gecesinin sabahında) herkesten önce davrandığı için Rasûlullah tarafından kendisine "Sıddîk" lâkabı verilmiş ve İslâm literatüründe bu lakabla şöhret bulmuştur. Servetini Allah yolunda harcayıp eski elbiseler giydiği için Zü’l-hilâl; Allah korkusu, O’na yönelişindeki derinlik ve çok merhametli olduğu için Evvah lâkaplarıyla da anılmıştır. Atîk (güzel, soylu, eski, cehennemden azat edilmiş) olarak hitap edildiği de rivayetler arasındadır. Hz. Peygamber'in, "Sen Allah'ın cehennemden azat ettiği kimsesin" (Tirmizi, "Menâkıb", 16) şeklindeki iltifatına mazhar olduktan sonra bu lakapla anılmaya başlandığı bilinmektedir.

Hz. Ebû Bekir'in annesi Selmâ binti Hayr, babası ise Ebû Kuhâfe'dir. Selmâ, Mekke döneminde Hz. Peygamber Erkam b. Ebü'I-Erkam'ın evindeyken müslüman oldu. Ebû Kuhâfe ise Mekke fethinden (8/ 630) hemen sonra oğlu Ebû Bekir' in aracılığıyla İslamiyet'i kabul etti.

 

İslam Öncesi Hayatı 

Hz. Ebû Bekir, Cahiliyye döneminde Kureyş eşrafındandı. Kureyş toplumu içerisinde güvenilir ve dürüst biri olarak tanınırdı. İçki içmez, putlara tapmazdı. Mekke’de, “eşnak” diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödemesi işlerinin yürütülmesinden sorumluydu. Kumaş ve elbise ticareti yapar, ticaret kervanlarıyla Suriye ve Yemen'e seyahat ederdi. Müslüman olduğu sırada 40.000 dirhem kadar bir sermayesi vardı. Hz. Peygamber'in 25 yaşında katıldığı Suriye ticaret kervanında Ebû Bekir'in de bulunduğu rivayet edilir.

 

Müslüman Oluşu

İlk müslümanlardan olan Hz. Ebû Bekir'in nasıl müslüman olduğuna dair kaynaklarda çok az bilgi bulunmaktadır. Buna göre Hz. Muhammed'in peygamber olduğunu söylediği haberini alır almaz yanına gitmiş ve kendisiyle görüştükten sonra İslâmiyet'i kabul etmiştir.

Hz. Ebû Bekir aynı zamanda Kureyş’te nesep (soy bilim) ve ahbar (tarih) bilgisiyle meşhur olmuştu. İslam kaynaklarında yer alan bilgiye göre Kureyş'in soyunu en iyi bilen kişi Hz. Ebû Bekir idi. Rasul-i Ekrem Mekke'ye gelen insanları İslamiyet'e davet ederken ensab ilmini iyi bilen Ebu Bekir onun yanında bulunarak çeşitli kabile mensuplarıyla kolayca dostluk kurmasında kendisine yardımcı olurdu.

Kureyş eşrafından olan Hz. Ebû Bekir 'in Mekke'de İslamiyet'in yayılmasında büyük katkıları oldu. Kureyş'in ileri gelenlerinden birçok kimse onun vasıtasıyla müslüman oldu. Bunlar arasında, başta aşere-i mübeşşereden Hz. Osman, Talha b. Ubeydullah, Sa'd b. Ebü Vakkas, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf ve Ebu Ubeyde b. Cerrah olmak üzere daha birçok sahabi vardır.

Hz. Ebû Bekir , Mekke döneminde Kureyşli müşriklerin ağır işkencelerine maruz kalan müslüman köleler ile yabancılardan erkek, kadın, zayıf ve güçsüz pek çok kimseyi efendilerine büyük paralar ödeyerek satın alıp azat etmiştir. Bunu sadece Allah rızası için yaptığını söyleyen Hz. Ebû Bekir'in bu fedakârlığı üzerine Leyl suresinin 5-7. ayetlerinin nazil olduğu söylenir.

 

Habeşistan’a Hicret Teşebbüsü

Kureyşli müşrikler yalnızca fakir, kimsesiz ve korumasız Müslümanlara zulmetmiyor, nüfuz sahibi kimselere de eziyet ediyorlardı. Hz. Ebû Bekir de bunlardan biriydi. Hz. Ebû Bekir , müşriklerin yüksek sesle Kur'an okumasına engel olmaları üzerine dayıoğlu Hâris b. Hâlid ile birlikte Habeşistan'a gitmeye karar verdi. Yolda eski dostu, Kâre kabilesinin lideri İbnü’d-Dugunne ile karşılaştı. Ebû Bekir’e nereye gideceğini soran İbnü'd-Duğunne, onun gibi değerli bir şahsın Mekke’den ayrılmasına gönlü razı olmadı. Kureyşliler'le konuşarak Kur'an'ı yüksek sesle okumaması şartıyla onun Mekke'de kalmasını sağladı. Ancak Hz. Ebû Bekir  alenen ibadet edip Kur'an'ı sesli okumaya devam ederek Kureyşliler'le yaptığı bu anlaşmayı bozdu. Sadece Allah'ın himayesine sığındığını söyleyerek İbnü'd- Düğunne'nin himayesini reddetti ve Mekke'de oturmaya devam eti.

 

Medine’ye Hicreti

Hz. Peygamber, Kureyşliler kendisini öldürmeye karar verince Hz. Ebû Bekir'in yanına gelerek Medine'ye hicret edeceklerini söyledi. O gece müşrikler tarafından evi kuşatılan Hz. Peygamber yatağına Hz. Ali'yi yatırarak Ebu Bekir'le birlikte Sevr mağarasına doğru hareket ettiler. Rasul-i Ekrem, kendilerini takip eden müşriklerin mağaranın ağzına kadar gelmesi üzerine korkuya kapılan Hz. Ebû Bekir 'i teselli ederek onların kendilerine zarar veremeyeceğini söyledi. Bu teselli daha sonra nazil olan ayet-i kerimede "Üzülme. Allah bizimledir" (et-Tevbe 9/ 40) belirtilmiştir. Hz. Ebû Bekir  bu sebeple Türk ve İran edebiyatlarında yâr-ı ğâr (mağara dostu, can yoldaşı) ifadesiyle anılmıştır.

 

Medine Dönemi

Hz. Peygamber Medine'de Hz. Ebû Bekir ile Hârice b.Zeyd'i kardeş ilan etti. Hicret ederken yanına aldığı 5000 dirhemle Medine'de ticaret yapmaya başladı. Oğlu Abdullah'a yazdığı bir mektupla kızları Esmâ ve Âişe ile hanımı Ümmü Rûmân'ı ve Hz. Peygamber'in ailesini Medine'ye getirmesini istedi.

Katıldığı seriyyeler hariç Hz. Peygamber'in yanından hiç ayrılmayan Hz. Ebû Bekir , bütün gazvelere, Hudeybiye anlaşmasına ve Veda Haccına iştirak etti. Mekke'nin fethinde İslam ordusu şehre girdiği zaman doğruca babasının yanına gitti, onu Hz. Peygamber'in huzuruna getirerek müslüman olmasını sağladı. Böylece sağlığında annesi, babası ve bütün çocukları müslüman olan yegâne sahabi oldu.

Hz. Ebû Bekir Huneyn Gazvesi ve Taif Muhasarasına da katıldı. Tebük Gazvesi'nde Rasûlullah'ın kendisine verdiği en büyük sancağı taşıdı. Hz. Peygamber onu Hicretin 9. yılında (631 ) 300 sahabi ile emir-i hac tayin etti. Bir yıl sonra da Hz. Peygamber ile birlikte Veda haccına katıldı. Hicretin 11. yılı Safer ayının son haftasında (Mayıs 632) rahatsızlanan Rasûlullah,  İslamiyet'e ondan daha faydalı kimseyi tanımadığını, insanlar arasında bir dost edinecek olsa onu tercih edeceğini söyledi. Namaza çıkamayacak kadar hastalanınca namazı Ebu Bekir'in kıldırmasını istedi. Hz. Peygamber'in vefat etmesiyle şaşkınlık içinde bulunan ve vefatına inanmak istemeyen sahabileri ikna eden meşhur konuşmasını yaptı.

 

Halife Seçilmesi

Ensarın Sakîfetu Benî Sâide'de toplanarak halife seçimi konusunu görüştüğünü öğrenince Hz. Ömer'le birlikte oraya giden Hz. Ebû Bekir, burada sahabe tarafından halife seçildi ve kendisine biat edildi. Hz. Ebû Bekir Mescid-i Nebevi'de müslümanların en iyisi olmadığı halde onlara başkan seçildiğini ifade eden ve takip edeceği siyasetin esaslarını ortaya koyan bir hutbe verdi. İlk icraatı da Üsâme b. Zeyd'in kumandasında sefere hazırlanan orduyu göndermek oldu.

 

İrtidâd ve İsyan Hareketlerinin Bastırılması

Rasûlullah'ın vefatından hemen sonra bazı kabileler namaz kılmakla beraber devlete artık zekat vermeyeceklerini ilan ettiler. Bazıları da Medine ile irtibatlarını keserek peygamberlik iddiasında bulunanlara tabi olduklarını bildirdiler. Hangi sebeple olursa olsun irtidad edenlerle mücadelede kararlı olan Hz. Ebû Bekir 11 yılı Cemaziyelevvel (veya Cemaziyelahir} ayında (Ağustos- Eylül 632) 100 kişilik bir süvari birliği ile Fezâre kabilesinin zekatına el koyan ve Medine'ye saldırmak isteyen Harice b. Hısn el-Fezârî'nin üzerine yürüdü. Âsileri dağıttıktan sonra İslam ordusunu Halid b. Velid komutasında peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyhâ b. Huveylid'in üzerine gönderdi. Halid b. Velid, Tuleyha, Secah ve Müseylimetülkezzâb'ın ortadan kaldırılmasında büyük bir başarı gösterdi. Arap yarım adası diğer isyanların da bastırılmasıyla büyük bir fitneden kurtarıldı.

 

Fetih Hareketleri

Hz. Peygamber zamanında başlayan Bizans ile mücadeleler Hz. Ebû Bekir döneminde de devam etti.  Hz. Ebû Bekir 3000 kişiden oluşan üç ayrı birliği Suriye sınırlarına gönderdi. Filistin’deki Kaysariye ve Gazze şehirleri ile Busra şehri fethedildi. Bizans'a karşı Suriye'de yapılan Ecnadeyn Savaşı (30 Temmuz 634) sonunda Filistin 'in kapıları müslümanlara açılmış oldu.

 

Vefatı

Hz. Ebû Bekir hastalanınca yerine kimi halife bırakacağını sahabilerle görüştü. Hz. Ömer’i veliaht bırakmayı karalaştırarak Hz. Osman’a bir ahitname yazdırdı. Kızı Aişe’ye, vefat edince maaşının geri kalan kısmını beytülmale iade etmesini ve Hz. Peygamber'in kabrinin yanına defnedilmesini vasiyet etti. Cenazesinin eski elbiseleriyle kefenlenmesini, karısı Esma bint Umeys tarafından yıkanmasını ve oğlu Abdurrahman'ın ona yardım etmesini istedi. Hz. Ebû Bekir, 22 Cemaziyelahir 13 (23 Ağustos 634) tarihinde altmış üç yaşında vefat etti. Cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı.

 

Hz. Ebû Bekir, Rasûl-i Ekrem’in kayınpederi, en yakın dostu, sırdaşı, vahiy katibi idi. Hz. Peygamber bütün işlerinde ona danışırdı. Bu sebeple kaynaklarda kendisinden “Peygamber’in veziri” diye söz edilmektedir.

Mekke döneminde Rûm suresinin 1-4. Ayetleri nazil olduktan sonra Hz. Ebû Bekir, Bizans'ın Sasaniler'e on yıl içerisinde galip geleceğine dair Übey b. Halef ile 100 deve karşılığında iddiaya girmişti. Kur’an-ı Kerim’de yer alan Rumların Sasanilere galip gelmesi Aralık 627’de Ninevâ Savaşıyla gerçekleşti. Hz. Ebû Bekir de o sırada hayatta olmayan Übeyy'in mirasçılarından aldığı 100 deveyi Hz. Peygamber'in emri üzerine fakirlere dağıttı.

Hz. Ebû Bekir’in kuvvetli bir imana sahip olduğunu ortaya koyan diğer bir olay ise İsra-Mirac mucizesini haber aldığı sırada göstermiş olduğu tavırdır.  Rasûl-i Ekrem Hz. Âişe’den sonra en çok Ebû Bekir’i sevdiğini söyler ve Hz. Ebû Bekir 'in yaptığı iyiliklerin karşılığını kıyamet gününde Allah Teala'nın vereceğini buyururdu.

Yazar: