Ramazan’da Zekat ve Sadaka


  Sözlükte çoğalma, bereket, arıtma, temizlik, güzel övgü gibi mânâlara gelen “zekât”, dince zengin sayılan kişilerden muayyen miktarda (oranda) alınıp, Allah’ın emrettiği kimselere verilen mal, ürün veya paraya denir. Kur’an ve hadislerde ”sadaka” kelimesi manasında da kullanılan zekât, hicretin ikinci yılında farz kılınmış olmakla birlikte, hicretten önce de malî yardımlaşmanın gerekliliği, yoksullara ve muhtaçlara yardım edilmesi gerektiği birçok âyet ve hadiste ifade edilmiştir.

   Zekât,  Kurân-ı Kerim’de birçok yerde namazla birlikte zikredilmiştir (Bakara, 2/43, 83, 110, 177, 277; Maide,5/ 12, 55; Tevbe, 9/5, 11., Neml,27/3).  Allah’ın rızasını kazanmak için yalnız namaz kılmak yeterli değildir; zekâtın da verilmesi gerekir. Çünkü namaz insanın ruhunu, zekât da malını arındırır. Malî bir ibadet olan zekât, yüce Allah’ın verdiği nimetlere karşı bir şükrün ifadesidir. Ayrıca zekât, sosyal dayanışmayı ve kaynaşmayı sağlayan en önemli faktörlerden biridir. Zekât sayesinde zengin ile yoksul arasındaki uçurum ortadan kalkar; kardeşlik ve sevgi bağı oluşur.

   Kur’ân-ı Kerim’de zekât, yoksulun, zengin üzerindeki bir hakkı olduğu bildirilmektedir (Zâriyat, 51719). Zengin olduğu halde zekât vermeyenler hem âyetlerde hem de hadislerde uyarılmışlardır. Nitekim bir âyette, Yüce Allah, zekât vermeyenler hakkında şöyle buyurmuştur: “…..Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!. (Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): “İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin azabını) tadın!” ( Tevbe, 9/34-35). Peygamberimiz de bir hadisinde zekât vermeyenleri şöyle uyarmıştır: “ Kim ki, Allah kendisine mal verir de o malın zekâtını vermezse, zekâtı verilmeyen mal kıyamet gününde, sahibi için zehirli bir yılan şekline konulur. Bu azgın yılan, mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Yılan, sahibinin çenesini yakalar da: “Ben senin dünyada çok sevdiğin malınım, ben senin hazinenim! der” ().

   Peygamber efendimiz, hem zekât, hem de sadaka vermeyi Müslümanlara ısrarla emretmiştir. Bu konunun ihmal edilmesi halinde, toplumun karşı karşıya kalabileceği durumu da şöyle açıklamıştır: “ Cimrilikten sakınınız, çünkü cimrilik, sizden önce geçenleri helak etmiş; onları kan dökmeye ve haramı helâl görmeye sevk etmiştir (Müslim, Birr, 56).  Zekâtın öneminden dolayı Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’de birçok âyette zekâttan söz etmiş, zekât vermemenin büyük günah olduğunu, hatta zekâtı önemsemeyenleri küfre kadar götüreceğini işaret etmiştir (Fussilet, 41/7). Bunun yanında zekât ve sadaka vermek konusunda, Allah Teâlâ iyilik yapanlara yaptığının on mislini vaad ederken (En’âm, 6/160) Allah’ın bildirdiği yerlere zekât ve sadakalarını verenlere, verdiklerinin yedi yüz mislini, daha da fazlasını vaad etmiştir ( Bakara, 2/261). Zekat veren, hak sahibine hakkını ödemekle Cenab-ı hakkın rızasını kazanır hem de malın hesap ve azap endişesinden kurtulur.

   İçinde bulunduğumuz Ramazan ayında zekât ve sadaka vermek, yapılan hayırlı amel ve ibadetlerin kabulüne vesile olacak önemli bir kulluk ifadesidir. Az da olsa her gün bir miktar sadaka vermeyi adet haline getirmek Ramazan ayında ayrı bir öneme sahiptir.Zira Peygamberimiz Ramazan ayında daha fazla sadaka vermeye özen gösterirdi. O, İslâm’ın köprüsü olarak gördüğü zekât ve sadaka hususunda daima Müslümanlara örnek olmuştur. Allah’a, ahiret gününe, peygambere ve onun sözlerine inanan, servetinin büyümesini ve bereketlenmesini isteyen kimse üzerine farz olan zekât ibadetiyle yetinmemeli, elinden geldiği kadar iyilik yapmalı, açları doyurmalı, hastalara ve çaresizlere yardım etmelidir. Yoksulların zekâttan başka da zenginlerin mallarında hakkı olduğunu söyleyen peygamberimiz sadaka, teberru ve hediye ismi altında yardım etmemiz gerektiğini vurgulamıştır. Şunu unutmamak gerekir ki, Allah’ın rızası, fakirlerin gönlünde, mahzunların kalbinde gizlidir. Kıyamet gününde hiçbir gölgenin olmadığı bir günde Allah’ın gölgesi altında gölgelendirecek olan zekât ve sadaka cehennem azabından koruyan birer kalkandır. Günahların bağışlanmasına vesile olacak zekât ve sadaka manevi derecesini yükseltmek isteyenler için de önemli bir kulluk görevidir.

   Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki Ramazan ayının sonuna yetişen, yaratılış ikramı olarak her müslümanın vermesi gereken fıtır sadakası da önemli bir ibadettir. Bu, yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayram gününün sevincine katılmalarına bir vesile olacağı gibi orucun kabulüne ve kabir azabından kurtuluşa da bir yoldur. Bu yönü ile fitre sadakası, insanlık için bir hayır ve bir görevdir. Bu ibadeti büyük bir ganimet bilerek bayram namazından önce verilmesi efdaldir.  Kerim bir ay olan Ramazan ayını hayır ve iyiliklerle geçirmek için fırsat bilmek, onu iyi değerlendirmeye azmetmek ve bu azimde sadakat göstermek gerekir.