Ramazan Yağmuru Fikirden Fiile Rahmet Yeşertir

 

Rıza-i İlahî adına medet umanlara müjdedir Ramazan
Öteleri özleyen sînelere dermandır oruç ve zikr-i Kur’ân

Ramazan, kökü itibariyle “yazın kurumuş topraklara yağan yağmur” [1]manasına geliyor. Öyle sanıyorum ki bu anlam, dünyevî meşguliyetler içerisinde kuruyan, solmaya yüz tutan manevî hayatımızı yeniden diriltip inşa etme özelliğini vurguluyor. Çünkü ramazan rahmet ayıdır. Affın, mağfiretin lûtfedildiği, manevi derinlikler adına bolca fırsatların sunulduğu ilahî bir armağandır.

“Kim inanarak ve sevabını da Allah’tan bekleyerek ramazan ayını oruçla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.”[2] “Ramazan ayı geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapatılır ve şeytanlar zincirlere vurulur.”[3] 

Öyle ise ailece,  ramazana hürmet etmek, verilen nimete şükretmek, bu zaman dilimini fırsat bilerek Hakk’a ibadet etmek ve bu güzelliklere evlatlarımızı da ortak etmenin yollarını bulmak gerek…

1-Oruç İbadetini Çocuklarımıza Nasıl Kazandıralım?

Değişik ortamlar, heyecanlar, farklı faaliyetler çocukları her zaman etkilemiş ve onlarda ilgi ve merakın doğmasını sağlamıştır. Ramazan öncesinde yapılan hazırlıklar aslında çocuklarımızda oruç ibadetine yönelik ilgi, alaka ve hazır oluş sağlama noktasında yeterlidir. Evlerde yapılan temizlikler, çıkılan alışverişler, iftar programları, ailece yaptığımız konuşmalarda adı geçen ramazan, çocuk için ilgi uyandırıcı mahiyettedir. Bu sebeple sadece ramazanın ruhunu hissedip evlerimizde bu havayı estirmeye çalışmak, ramazan coşkusunu doğal akışında solumak çocuklarımızın öğrenmeye istek duymalarında yeterlidir. Bu alt zemine sahip olan çocuklar, artık kendiliğinden öğrenmeye başlayacaktır. Onları zorlamaya, onlara baskı yapmaya gerek yoktur. Çünkü baskı ve zorlama, çocuklarımızda sadece bitkinlik ve bıkkınlık hissi uyandıracaktır. Bizim temel ilkemiz, onları zorlamadan gerekli ilgi ve istek kazanımını sağlamaktır.[4]

Minikleri, oruç ibadeti ile tanıştırmak konusunda ebeveynin model teşkil etmesi son derece önemlidir. Çocuklar anne-babalarında gördükleri özellik ve davranışları kabule hazırdır. Onlar, büyüklerinin faaliyetlerine katılmak konusunda büyük arzu duyarlar. Bu sebeple çocukları oruca zorlamak yerine onların önünde canlı bir örnek oluşturmak, ramazan ayının manevi havasını ev içerisine taşıyıp oruç için cazip bir ortam oluşturmaya çalışmak bu alandaki en önemli faaliyet olacaktır.

                                         ***

 Canım evladım… “Ben de senin gibi oruç tutuyorum.” diyerek geri çevirdiğin kahvaltı tabağına bakarken dolan gözlerim, minicik ellerini Rabbime kaldırıp dua ettiğinde dayanamıyor, gözyaşlarını akıtıveriyor. Senin masum gönlünle ettiğin tüm duaları fırsat bilerek bir dua da ben ekliyorum: Allah’ım evlatlarımızı sevginden ve rızandan ayırma! Amîn.

                                        ***

Çocuklarımıza oruç tutturmak için en uygun zaman temel eğitim çağıdır.[5]  

Çocuklar buluğ çağına gelinceye kadar oruç için özendirilmelidir. Küçük yaşta bu ibadeti gerçekleştirmeyi çok istiyorlarsa tekne orucu olarak bildiğimiz şekilde -günün ortasında tek öğün yemek yiyerek- onların oruç tutmasına fırsat tanımalıyız. Temel eğitim çağına geldiklerinde ise kendilerinden birkaç gün oruç tutmalarını isteyebiliriz. Ancak başladığı günü tamamlaması gerektiğini belirtmeli ve oruç tutmanın ciddiyetini anlamasına yardımcı olmalıyız. Ama çocukları bu hususta asla zorlamamalı ve isteksizliklerini hissettiğimizde bunun sebeplerini araştırarak olumsuz durumların giderilmesi için çalışmalıyız.

İbadetin ciddi bir iş olduğu ve istenildiğinde bozulmayacağı hususunda titizlik oluşturmak anne babaların önemli görevleri arasındadır. Bu hususta sahabenin titizliğini şu rivayette açıkça görüyoruz: ‘’Biz çocuklarımıza da oruç tutturur, onları da kendimizle birlikte mescide götürürdük. Boyalı yünden oyuncaklar yapardık da yemek istedikleri zaman onlara bu oyuncakları vererek oyalanmalarını sağlardık.”[6]

 Anlaşılıyor ki çocuklara, başladıkları ibadeti tamamlama ciddiyetini kazandırmak ve bu ilkeleri onlara bıktırmadan, sevdirerek vermek Efendimiz (sas)’in ve O’nun güzide ashâbının metodudur.

Özellikle sevdikleri yiyeceklerin yer aldığı iftar ve sahur sofraları çekici etkisini çocuklara hissettirecektir. Ezanı dinleme ve minarelerdeki kandillerin yanışlarını haber verme görevi, miniklerin arkadaşlarına ve akraba çocuklarına yönelik hazırlanan özel iftar davetleri, sofra başında ailece yüksek sesle yapılan iftar ve sahur duaları, oruç ibadetinin kazanımı adına çok olumlu faaliyetler olarak görülmektedir.[7]

Ramazanın ayrılmaz bir parçası olan Teravih namazı da çocuklar için müthiş bir eğlencedir. Herkesin birlikte rükû ve secde yapması onlar için oyun niteliği taşır. Bu anılar, getirilen salâvatlar ve dualar eşliğinde zihinlere nakşolunacak ve ileride bu hatıralar hayata geçecektir.

Çocukların tuttukları oruçlara kıymet vermek, onları aile içinde takdir etmek, oruçlarını para, şeker vs. ile ödüllendirmek onlarda tekrar oruç tutmaya yönelik istek ve arzu doğuracaktır. Çocuğu; başına para, şeker saçarak ödüllendirmek, orucun aile içinde açık artırmaya tâbi tutulması ile miniklere para kazandırmak, büyüklerimizin uyguladığı teşvik edici faaliyetlerdendir.

Ramazanın, eğlence zamanı olarak değil ibadet ayı olarak algılanması gerekir. Ancak eğlence adına yapılan faaliyetlere iştirak etmek çocuklara cazip gelir ve onların severek, isteyerek ramazanı takibe devam etmelerini sağlar.

Ramazan ayı Kur’ân ayıdır. Bu itibarla Kur’ân etkinlikleri aile ortamında yer almalıdır. Birlikte Kur’ân okuma, daha önceden hazırlanan âyet ve hadis kartlarını seçtirme gibi faaliyetler oyun düzeyinde gerçekleştirilen ciddi etkinliklerdir.

Ebeveyn olarak yorgunluklarımızı bir tarafa atıp bu ortamları oluşturmaya çalışmanın mükâfatı, çocuklarımızın hayatlarında karşımıza çıkacaktır.

Unutmayalım ki;

“Çocuklukta öğrenilenler taşa nakşedilmiş, yaşlılıkta öğrenilenler ise suya yazılmış gibidirler.”[8]

2- Ramazan Ayı Ahlak Eğitimi İçin Vazgeçilmez Bir Zamandır

Ramazan ayının kendine özgü esaslarını çocuklarımızla birlikte yaşamaya çalışmak, kendiliğinden karakter eğitimini gerçekleştirmek demektir. Tuttuğumuz oruçlar sayesinde öğrendiğimiz sabır, durumu olmayan insanların halinden anlamak ve onlara yardım etmek, mütevazı olmak, iftar davetleriyle tattığımız paylaşım ve sosyal birliktelik ahlakî eğitimin de temel konularıdır.

Ramazan ayında ilk vurgulanması gereken nokta; Allah’ın mükâfatlandırıcı olma hususiyetinin bariz bir şekilde öne çıkmasıdır.

“Âdemoğlunun işlediği her iyi amel on mislinden yedi yüz misline kadar katlanır. Şanı yüce olan Allah ‘Oruç müstesna! Çünkü oruç benim için tutulur. Onun mükâfatını ancak Ben veririm…’ buyurdu. …Emin olun ki oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.”[9]

Allah’ın affı, merhameti, rahmeti, kuluna olan sevgisi, kulunun yaptığı ameli paha biçilemez bulması ve onu eşsiz bir şekilde mükâfatlandıracak olması bize oruç ibadetinin önemini vurgulamaktadır. Bu ibadet çocuklarımızın kalbine iyi bir şekilde işlendiği takdirde onların gönüllerindeki Allah sevgisi de yeşerecektir. Bu şekilde imanın temellerinden birisi kalıcı bir şekilde atılmış olacaktır. Bu gerçekten önemli ve iyi değerlendirilmesi gereken bir hususiyettir.

“…Oruç bir kalkandır. Sizden birisi oruçlu olduğu gün bir kimseye kötü söz söylemesin, onunla tartışıp dalaşmasın. Eğer bir kimse onunla dövüşür veya ona sataşırsa: ‘Ben oruçluyum.’ desin…”[10] 

Hepimizce malum olan bu hadiste yer alan esaslara bakıldığında, oruç ibadeti ile ahlaki eğitimin gerçekleştirildiği açıkça ortaya çıkar. Kötü söz söylememek; yalanı, iftirayı, dedikoduyu, hakaret etmeyi kısaca dilimizle gerçekleştireceğimiz her türlü kötülükten men olmayı kapsar. Her türlü kavga da ayrıca yasaklanmış olup daha hoşgörülü olma, affedici ve merhamet sahibi olma gibi duygular ön plana çıkarılmaktadır. Başkalarının tahriklerine de kapılmamak vurgulanmakta, her türlü fenalıktan uzak durmak adına ciddi bir eğitim kendisini göstermektedir. Bir ay boyunca bu hususlara dikkat eden kişide bu davranışların artık otomatik bir hal alması kaçınılmazdır. Oruç ibadetinin âdeta “ahlak okulu” olduğunu söylemek abartı sayılmaz sanırım.

Abdullah b. Abbas’tan gelen bir başka rivayet şöyledir: “Resûlullah insanların en cömerdi idi. Ramazan ayında Cebrail ile buluştuğunda daha da cömert olurdu. Çünkü ramazanın her gecesinde Cebrail ile buluşur, karşılıklı olarak onunla o zamana kadar inen Kur’ân’ı müzakere ederlerdi. İşte bundan dolayı Resûlullah hayır etme hususunda sürekli esen rüzgârdan daha cömert idi.”[11]

 Efendimiz (sas)’in hayır yapma hususunda sürekli esen rüzgârdan daha cömert olması, hiçbir engel tanımaması; hayır yapmada hızlı davranması anlamına gelir. Cömertlik ise hadiste belirtildiği gibi Kur’ân ile olan iştigalin bir sonucudur. Zira Kur’ân, insanı o hayrı yapabilecek olgunluğa eriştirecek yegâne husustur. Kur’ân ’ın insanda oluşturduğu iç zenginlik elbette ki dış dünyaya güzel ahlak olarak yansıyacaktır.

Ramazan Kur’ân ’ın ayıdır. Bu hususu unutmamalı ve Kur’ân ile iştigalimizi nitelik ve nicelik bakımından sorgulamanın doğru zamanında olduğumuzu hatırlamalıyız.

Ebû Hureyre’den rivayetle Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: ‘’Yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa oruçlu kimsenin yeme ve içmesini bırakmasına Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.’’[12] Hadis-i Şerif yalanla ifade edilecek her türlü yanlış ve çirkin sözü kapsamaktadır. Yalanla amel etme kavramı ile de tüm kötülüklerin kastedildiği düşünülürse bu şekilde tutulan orucun sevabının tamamen gideceği belirtilmektedir. O halde tüm kötü söz ve fiillerden uzaklaşmak Müslüman’ın görevidir.

Ramazan Kur’ân ve oruç ayıdır. Kur’ân kişide iç zenginlik oluşturarak ona iyi ile kötünün ayrımını yaptıracak ve güzel ahlakı sevdirecektir. Oruç ise hazırlanan bu malzemeyi işleyerek onlara pratik yaptıracak ve böylece ahlaki olgunlaşmanın ve güzelleşmenin yolunu açmış olacaktır. Zira bir ay boyunca kontrol altında tutulan bu davranışlar ve hissiyat, artık yerleşecek, insanın manevi âleminde kök salacaktır. Ramazandan sonra gelen bayram ise âdeta bu çalışmanın yorucu temposuna rağmen gayret içerisinde olan insana verilmiş bir ödül niteliğindedir. Ancak gerçek ödül tabi ki âhirettedir. Kişi cennete “Reyyân” adı verilen, oruç tutan kimselere mahsus kapıdan girince asıl mutluluk ve sevinç ortaya çıkacaktır.[13]

Sözümüzü Efendimiz (sas)’in bir duası ile nihayetlendiriyoruz… Enes b. Malik’ten rivayet edilmiştir: “Evinizde oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyi kimseler yesin, melekler size dua etsin.’’[14] Bu duaya ‘âmin’ diyen dostlar! Ramazanımız mübarek ola…

 


[1] Sarı, Mevlût, el-Mevârid, İst., s. 653.

[2]  Buhârî, İman 25; Tirmizî, Savm 83 (808).   

[3]  Buhârî, Savm 5; Müslim, Sıyâm 2 (1079).

[4]  Bilgin, Beyza, İslam ve Çocuk, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1991, s.164.

[5]  Öcal, Mustafa, Din Eğitimi ve Öğretiminde Metotlar, TDV, 1991, s.124.

[6]  Müslim, III, 349.

[7]  Ayhan, Halis, Din Eğitimi ve Öğretimi, İFAV, 1997, s.174.

[8] Heysemî, Mecmu’z-Zevâid, Beyrut, 1967, 1/125.

[9] Müslim, Sıyâm, 164 (1151).

[10]  Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 163 (1151).

[11] Buhârî, Bed’u’l vahy 5, Savm 7.

[12] Buhârî, Savm 8, Edeb 51.

[13] Buhârî, Savm 4; Müslim, Sıyâm 166(1152).

[14]  Ebu Dâvûd, Et’ime, 54 (3854).

Yazar: