Kutlu Yolculuk

Hac; İslâm’ın beşinci emridir.

Belli aylarda yapılır.

Hac mevsimi, arabî aylardan Şevvâl ve Zilkade ile Zilhicce’nin ilk on günüdür.

Haccetmek; Mekke’de bulunan Kâbe’yi ziyaret etmek (tavaf etmek), Arefe günü Arafat’ta bir süre bulunmak demektir.

Kâbe

Müslümanlar namaz kılarken günde en az beş defa Kâbe’ye doğru dönerler. 

Hem Kâbe hem de hac esnasında ziyaret edilen diğer mübarek yerler, Hz. Peygamber ile daha önceki birçok peygamberin, AllahAllah’ın dinini öğretmek için verdiği mücadelenin hatıralarıyla doludur.

Kâbe’nin nasıl bir mâbet olduğunu Kur’ân-ı Kerîm’den öğrenelim:

Kâbe, yeryüzünde yapılan ilk mâbettir.

Hz. İbrâhim ile oğlu İsmâil, Kâbe’nin “temellerini yükselterek” onu yeniden inşâ etmişlerdir.

Kâinâtın Rabbi, kullarının, bulundukları yerden, uzak yakın demeyip orayı ziyarete gitmelerini ve Kâbe’yi tavaf etmelerini ister.

Allah Teâlâ Kâbe’ye çok önem verir; Ona “benim evim” der.

Ve bu mübarek binayı Beytullah, el-Beyt, el-Beytü’l-atîk, el-Beytü’l-harâm, el-Beytü’l-muharrem, el-Beytü’l-ma‘mûr, el-Mescidü’l-harâm gibi değişik isimlerle anar.

Haccın Farzları

Haccın iki farzı vardır.

Biri; arefe günü öğle vaktinden, ertesi gün sabah vaktine kadar olan süre içinde, Mekke’nin 21 km. doğusundaki Arafât Dağı’nda bir müddet durmaktır. Buna vakfe denir. Milyonlarca hacı vakfedeki bu muhteşem duruşlarıyla âdeta mahşer gününü canlandırırlar.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz, Arafat’ta vakfe yapmanın vazgeçilmez olduğunu şu sözüyle anlatmıştır: “Hac, Arefe demektir.”

Yine Peygamber Efendimizin bildirdiğine göre, Cenâb-ı Hakk’ın cehennemden en çok kul âzat ettiği gün arefe günüdür. O gün Kâinâtın Rabbi müminlerin Arafat’taki o muhteşem duruşlarını meleklere gösterir ve onlara kullarıyla övünür.

Hacılar, güneş batınca, Arafât dağından Müzdelife’ye inerler. Meş’ar-i Harâm da denilen bu yerde akşam ve yatsı namazlarını art arda kılarlar.

Haccın ikinci farzı, Kâbe’yi tavaf etmektir.

Vakfe ve tavaf farzlarını ifa edenler hacı olurlar.

Haccın Değeri

Haccetme imkânına sahip olanların Kâbe’yi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Allah Teâlâ böyle söylemektedir.

İşte bunun için hac görevi, Hz. Peygamber’in belirttiğine göre, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak gibi İslâm dininin beş temel esasından biridir.

Efendimiz haccı şöyle anlatmıştır:

Hac, Allah’a ve Peygamber’e iman etmekten ve Allah yolunda cihad etmekten sonra gelen en üstün ibadettir.

Allah Teâlâ’nın kabul ettiği haccın karşılığı cennettir.

Bir kimse haccetmek için evinden çıktığı andan itibaren kötü söz söylemez ve büyük günah işlemezse, annesinden doğduğu gibi günahsız olarak evine döner.

İhrâm ve Telbiye

Hac ve umre yapan erkekler, daha Mekke’ye varmadan, Hz. Peygamber tarafından belirlenmiş yerlerde, normal elbiselerini çıkarıp beyaz renkli dikişsiz bir dokumaya bürünürler. Buna “ihrâma girmek” denir.

Namaz kılacak kimsenin namaza hazırlık olarak abdest alması ne ise, haccedecek kimsenin ihrâma girmesi de odur.

İhrâm bir tür kefeni andırdığı için, ihrâma girenler, mahşerde Allah Teâlâ’nın huzurunda olduklarını hissederler; davranışlarına, düşüncelerine çeki düzen verirler; Müslüman kardeşleriyle eşit olduklarını daha iyi görürler.

İhrâma girenler “Lebbeyk Allahümme lebbeyk” diye seslenirler. “Buyur Allah’ım, emrindeyim” anlamındaki bu sözlere telbiye getirmek denir.

Cebrâil aleyhisselâm Peygamber Efendimize gelmiş, ihrâmın haccın alâmetlerinden biri olduğunu söylemiş, ihrâma girenlerin yüksek sesletelbiye getirmeleri gerektiğini bildirmiştir.

Hacerülesved ve Makâm-ı İbrâhîm

Hac esnasında ziyaret edilen mübarek yer ve makamlardan biri, Kâbe’nin yanında bulunan ve kara taş demek olan Hacerülesved’dir.

Peygamber Efendimiz Hacerülesved’e ve Kâbe’nin Rükn-i Yemânî denen köşesine dokunmanın, onları selâmlamanın günahların dökülmesine vesile olacağını söylemiştir.

Hz. Ömer, Peygamber Efendimizin vefatından sonraki yıllarda Hacerülesved’i öpmüş ve ona hitaben şöyle demiştir:

“Senin bir taş olduğunu biliyorum; kimseye ne faydan dokunur, ne de zararın. Eğer Rasûlullah’ın öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim.”

Mübarek makamlardan bir diğeri de, Hz. İbrâhim’in, Kâbe duvarını örerken üzerine bastığı taş demek olan Makâm-ı İbrâhim’dir. O da Kâbe’nin avlusunda ve birkaç metre ilerisindedir.

Hacerülesved ile Makâm-ı İbrâhîm’in cennet yâkutlarından olduğu belirtilmektedir.

Safâ ile Merve

Hac ve umre esnasında ziyaret edilen mübarek yerlerden biri de Safâ ve Merve’dir. Safâ ile Merve bir zamanlar iki tepe imiş, Hacıların Safâ ile Merve arasında yaptığı yedi yürüyüş, Hz. İbrâhim’in hanımı Hacer’in, oğlu İsmâil’e su aramak için bu iki tepe arasında yedi defa koşmasını simgeler.

Safâ ile Merve arasındaki bu yürüyüşe sa‘y denir.

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de hac esnasında hem Kâbe’yi tavaf ederken hem de Safâ ve Merve arasında sa‘y ederken müşriklerin kendisini seyrettiği belli bir mesafede, onlara güçlü olduğunu göstermek için süratli ve canlı bir şekilde yürümüştür.

Sa‘y esnasında bu kısa mesafede süratlice yürümeye hervele denir.

Umre

Kâbe’yi tavaf edip Safâ ile Merve arasında sa‘yetmeye umre denir.

Umrenin belirli bir zamanı yoktur; hac mevsiminde de, yılın herhangi bir gününde de yapılabilir.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz hayatında bir hac, dört umre yapmış,

iki umre arasında işlenen günahların bağışlanacağını müjdelemiş;

Ramazan ayında yapılan umrenin hac sevabı kazandıracağını belirtmiştir.

Mescid-i Nebevî’de Namaz

Hacca giden Müslümanlar Peygamber Efendimizi ziyaret etmek üzere Medine’ye gider ve oradaki Mescid-i Nebevî’de namaz kılarlar.

Sevgili Peygamberimiz, “benim mescidim” dediği Mescid-i Nebevî’de kılınan bir namazın, Kâbe dışındaki camilerde kılınan “bin namaz”dan daha hayırlı olduğunu söylemiştir.

Bu müjdeye dayanarak hacılar, Medine’de bulundukları günlerde, namazlarını Efendimizin mescidinde kılmaya çalışırlar.

Allah’ın Elçisi “Evimle minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.” buyurduğu için, Müslümanlar Mescid-i Nebevî’de bulundukları sırada fırsat ve imkân buldukça bu mübarek yerde iki rekât da olsa namaz kılmaya çalışırlar.

Bir de Medine’ye üç kilometre uzakta bulunan Kuba’ya gitmeli ve Kuba mescidinde namaz kılmalıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz, burada namaz kılmanın umre yapmak kadar sevap olduğunu söylemiştir.