Her İşin Başı İSLAM

عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : رَأْسُ الأَمْرِ الإِسْلاَمُ

.

Muâz İbni Cebel radıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 

"- Tamamıyla işin aslını (başını, temelini) haber vereyim mi sana?"

- Ver, Ya Rasûlalllah!

"- İşin başı (aslı) İslâm'dır..."[1]

Her şeyin temeline İslâm'ı oturtan bu Peygamber beyânının tam ola­rak anlaşılabilmesi için, bu cümlelerin içinde yer aldığı uzunca hadisin tamamının gözden geçirilmesi yerinde olacaktır.

Muâz İbni Cebel radıyallahu anh anlatıyor:

Bir seferde Hz. Peygamber'in maiyyetinde idim. Bir gün, bir anda kendimi Resûlullah'ın yanında buldum. Yürüyorduk. Hemen kendisine;

- Ya Rasûlalllah! Bana, beni cennete girdirecek, cehennemden uzak­laştıracak bir iş (amel) öğret! dedim.

- " Çok büyük bir şey istiyorsun. Ancak bu, Allah'ın kolay kıldığı kişi için pek kolaydır: Hiç bir şeyi ortak koşmadan yalnızca Allah'a kulluk edersin. Na­mazı dosdoğru kılarsın. Zekâtı verirsin. Ramazan orucunu tutarsın. Ka'beyi haccedersin." buyurdu. Sonra ilâve etti:

- "Dikkat et. Şimdi sana hayır kapılarını haber vereceğim: Oruç kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürmesi gibi günahın azabını söndürür. Kişinin gece yarısı kıldığı namaz da günahı söndürür."

Bundan sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Korkuyla ve umutla Rablerine kulluk yaptıkları için vücutları yataklarından uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez."[2] âyetini okudu.

Daha sonra Rasûl-i Ekrem şöyle buyurdu:

"- Sana bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi?" Ben:

- Evet, bildiriniz Ya Rasûlallah! dedim.

"- İşin başı İslâm, direği namaz, doruğu cihaddır" buyurdu.

Sonra;

"- Sana bütün bunların kıvamının kendisine bağlı olduğu şeyi (can dama­rını) bildireyim mi?" dedi.

Ben;

- Evet, bildir Ya Rasûlallah! dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber dilini tuttu ve;

"- Şunu koru!” buyurdu. Ben;

- Ya Rasûlallah! Biz konuştuklarımızdan sorgulanacak mıyız? de­dim.

"-Annen yokluğuna yansın ey Muâz! İnsanları yüzüstü (veya burunları üzerine) cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin ürettikleridir!" buyurdu.

Dünya-Âhiret Mutluluğu

Başka rivâyetlerden öğrendiğimize gore Tebük Gazvesi’ne giderken yani cihad yolundayken cereyân eden bu konuşma, İslâm’sız hiç bir şe­yin bir anlamı olmadığını açıklamaktadır.

"Cennete girdirip cehennemden uzak tutacak iş (amel)" olarak Hz. Peygamber'in, İslâm'ın beş şartını sayması, dünya ve âhiretin mutlulu­ğuna kavuşabilmek için İslâm'ın gerektiğini ortaya koymaktadır.

Hz. Peygamber'in hayr yollarını bildirdikten sonra "Her işin başı İslâmdır." tesbitinde bulunması, hem kötülüklerden uzak kalmak hem de hayr ve iyiliklere kavuşabilmek için temelde İslâm'ın vaz geçilmez oldu­ğunu iyice vurgulamak anlamına gelmektedir.

İslâm temeli olmadan ne din binasını ne de toplum ve ümmet yapı­sını ayakta tutmak mümkündür. Namaz bu temelin varlığının isbatı, cihad ise, o temel üzerinde yapılabilecek ihya eylemlerinin ortak adı ve son noktasıdır.

Hz. Peygamber'in, mübârek dilini göstererek "Şunu koru!" buyur­ması, herhalde müslümanlar arasında zuhur edecek bir takım olumsuz­lukların asıl sebebinin gereksiz sözler, gevezelikler, yanıltıcı propagan­dalar, saptırmalar ve yanıltmalar olduğunu göstermektedir. Buna eğitim-ögretim sistemlerini, kitle iletişim araçlarını, medyayı da katmamız mümkündür.

İslâmsız, ibâdetsiz, disiplinsiz bir hayatın, dünya huzuru ve âhiret mutluluğu için hiç bir şey vadetmediği her halde bundan daha güzel ve daha güçlü bir şekilde ifâde edilemez. Hadisimiz, ümmet, millet ve in­sanlık olarak yaşadığımız acıların kaynağını açık-seçik ortaya koymakta ve çareyi de çok net bir şekilde göstermektedir: İSLÂM

Bir Olay

Hicretin onuncu yılında Medine'ye gelip müslüman olan Benî Muhârib temsilcileri içinde bir kişi vardı. Hz. Peygamber ona dikkatle baktı.

Adam:

- Herhalde beni tanıdınız, ya Rasûlallah? dedi.

Efendimiz:

"- Galiba ben seni görmüştüm." buyurdu.

Adam:

- Evet, dedi."Sen beni görmüş ve benimle konuşmuştun. Ben ise sana çirkin sözler söyleyerek karşı koymuştum. Olay Ukaz panayırında ol­muştu. Sen o zaman Arab kabilelerini dolaşıp İslâm'a davet ediyordun. O zaman arkadaşlarım içinde sana benden daha katı ve kötü davranan ol­mamıştı. Hamdolsun Allah'a ki, sana inanacak kadar bana ömür verdi. Hâlbuki o gün benim yanımdaki arkadaşlarım, kendi dinleri üzerinde şirkleri içinde ölüp gittiler."

"- Kalbler, Allah'ın irâdesine tâbîdir, O'nun elindedir." buyurdu.Efendimiz:

Adam:

- Ey Allah'ın Rasûlü! Bağışlanmam için dua et! dedi.

Efendimiz:

"- Müslüman olmak, önceki günahları ortadan kaldırır!” buyurdu.[3]

Arınma Sistemi

Bu olay açıkça gösteriyor ki Müslüman olmak yani İslâm, kişi ve toplumları, daha önceki İslâm dışı yaşayışlarının maddî-manevi kirlerin­den temizler. Onları yepyeni bir kimlik ve kişiliğe kavuşturur. Çünkü İslâm, başta şirk olmak üzere her şeyden arınma sistemidir.


İnsanlar ve toplumlar düzelmek istedikleri zaman, önlerine çıkan en büyük engel, önceki yaptıklarıdır. İşledikleri yanlışlar içinde belli bir kimlik kazanmış ve belli bir havaya girmiş olmaları çoğu kere onları yanlışta ısrara sevkeder. İslâm'ın, geçmiş hayatı bütün sonuçlarıyla orta­dan kaldırdığını, yeni yepyeni bir başlangıç olduğunu bilmek işte bu noktada kişi ve toplumları cesaretlendirmektedir. "Her yanlışı İslâm ile aşmak mümkündür." mesajını almış olmak, insanlık için pek büyük bir muştu ve düzelme çağrısıdır.

Zihnî, fikrî, siyâsî, iktisâdî ve ahlâkî kargaşayı ve anarşiyi bütün bo­yutları ve uzantılarıyla ortadan kaldıracak en gerçekçi reçete İslâm’dır. Bu, tarih boyunca böyle olagelmiştir. Bugün de yarın da aynı olacaktır. Önemli olan bu gerçeği zamanında görüp kabullenebilmektir.

Yıllar boyu savaşmış olan Evs ve Hazreç kabileleri, İslâm'ın gelişiyle birbirleriyle kucaklaşmışlardır. Değişik ırk ve milliyetlere mensup in­sanlar İslâm ile kaynaşıp yeni ufuklara yönelmişlerdir.

İslâm üstün değerler sistemidir. Çünkü çağlar üstüdür. Üstünlük ve egemenlik kavramlarına bambaşka anlamlar kazandırmıştır. Daha önceki durumları ne olursa olsun, her toplum bu yeni üstünlüğü hedef olarak benimsemekle kendisini yükümlü bilmelidir.

İslâm dışı mihrakların var güçleriyle İslâm'a yüklenip önünü kes­meye çalışmaları, onun insanlık için ne kadar gerekli olduğunun bir başka delilidir.

İslâm, uzlaşmaz gibi görünen kişi ve toplulukları kaynaştırıp öz kardeşlerinden daha ileri bir yakınlığa kavuşturdu. Böylece her Müslüman milletin katkısıyla meydana gelen bir İslâm Medeniyeti oluş­turdu. Düşmanlar da İslâm'ın takip ettiği yolun tam aksini benimseyerek onun bünyesinde çatlaklar açmaya, ayrılıklar oluşturmaya, Müslümanları birbirlerine kırdırmaya çalıştılar, çalışıyorlar.

Üstün değerler sistemi olarak İslâm ortak paydasında buluşmak her derdin devâsıdır. Bunu yaşanan bunca acı ve ıstırabtan sonra da anlayamazsak, işimiz kıyâmete kalmış demektir.

Sosyal güvenlik ve barış için her kesimin ulaşılması gerekli hedef ve elde edilmesi lâzım gelen şeref olarak kabul edeceği bir üst değer olma­dan, sun'î, mahallî veya ulusal bazı değer yargılarıyla problemleri çöz­meye çalışmak tek kelime ile boşuna yorulmak demektir.

Eskiyen, pörsüyen her uzvu olduğu kadar, çökmek üzere olan her toplumu da yeniden diriltecek soluk, İslâm'ın soluğudur.

 



·         Bu yazı hocamızın izniyle Hadislerle Gerçekler adlı eserinden alınmıştır.

[1]  Tirmizî, İman 8; İbn Mâce, Fiten 12; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 231, 236, 237.

[2]   es-Secde (32 ), 16-17.

[3]   İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-kübrâ, I, 299.