Hz. Şis Aleyhisselâm (Hz. Şit)

                Şîs aleyhisselâm,[1] Hâbil’in şehadetinden beş sene kadar sonra[2] Hz. Âdem ve Hz. Havvâ’ya göz aydınlığı olarak ihsân edilmiştir. “Şîs” kelimesi,  Allah’ın bağışı anlamına gelmektedir.[3]

             Şîs aleyhisselâmın peygamber oluşuyla ilgili Hz. Ebû Zer (r.a)’den gelen bir hadis-i şerife göre,  yüce Allah yüz sahife[4] ve dört kitap indirmiş, bunlardan elli sahifeyi Hz. Şîs’e vermiştir.[5]

            Hz. Şîs’e indirilen suhufta hikmet, kimya, simya, riyâzî ilimler ve bazı sanatlardan bahsedildiği nakledilir. Şîs aleyhisselâm, Âdem aleyhisselâmın çocukları arasında en güzeli, en faziletlisi, en sevileni ve kendisine en çok benzeyenidir.[6]

            Şîs aleyhisselâm döneminde insanlığın yeryüzüne dağıldığı ve Şîs’in pek çok yerleşim yeri kurduğu rivayet edilir. Hz. Şîs, Mekke ve Kâbe ile de ilişkilendirilir. Onun Mekke’de yaşadığı, Kâbe’yi çamur ve taş kullanarak inşa ettiği, 912 yaşında vefat ettiğinde Kâbe yakınındaki Ebû Kubeys’te defnedildiği anlatılır.[7]

            Hz. Âdem (a.s)'ın çocukları arasında Hâbil’in zürriyeti olmadığı, Kābil’in de zürriyeti Nûh tûfanında ortadan kalktığı için insanlığın Âdem aleyhisselâmdan sonraki ikinci atasının Şîs aleyhisselâm olduğu kabul edilir. Şîs aleyhisselâmın soyu oğlu Enuş vasıtasıyla devam etmiştir.[8]

            Şîs aleyhisselâmın vefatından önce yaptığı vasiyeti, ondan bize kalan çok değerli bir hatıradır:

            Buna göre Şîs aleyhisselâm, vefat edeceği sırada yerine oğlu Enuş'u bırakıp ona; Âdem aleyhisselâmın cesedini muhafaza etmeyi, Allah'ın buyruklarını yerine getirip  kavmini Allah'a ibadete çağırmayı vasiyet etti. Oğullarına bereket duası yaptı. Özellikle Kâbil'in çocuklarına karşı uyanık olmaları ve onlara uymamaları hususunda oğullarından söz aldı ve sonra vefat etti.[9] 

            Allah’ın selamı Şîs aleyhisselâmın, Sevgili Efendimiz Hz. Muhammed aleyhisselâmın ve bütün Peygamberlerimizin üzerine olsun.

 

 

 

 



[1] Hz. Şîs aleyhisselâmın isminin “Şit” olarak telaffuz edilmesi, galat-ı meşhur; yani yerleşmiş yaygın bir hata olarak görülmektedir. Hadis-i şeriflerde ve tarihi kaynaklarda “Şîs” olarak geçen bu isim, zamanla daha kolay telaffuza sahip olduğundan olsa gerek “Şit” şeklinde söylenir olmuştur.

[2] Taberî, Tarih c.1,s.76.

[3] Belâzürî, Ensabü'l-eşraf, c.1, s.3.

[4] “Sahife” kelimesi Arapça’da, bizdeki “sayfa” kelimesinin karşılığı değildir. Sahife, tek bir sayfanın değil; birçok sayfanın oluşturduğu kitapçığın adıdır. Çoğulu “suhuf” tur. Demek oluyor ki, Hz. Şis’e 50 suhufun verilmesi, ona elli adet ilâhî kitapçığın indirildiğinin ifadesidir.

[5] İbn Hibbân, Sahîh, Hadis no:361

[6] İbn Kuteybe, s. 22

[7] Taberî, I, 162

[8] İbn İshâk, s. 2

[9] Yakubi, Tarih, thk.: Abdülemir Elmehnâ, (I – II) Beyrut, ty. I, 33.

Yazar: