Hz. İdris Aleyhisselâm

Sıddîk ve Sabırlı Nebi

Hak ve batıl arasındaki tevhid mücadelesi Hz. Şîs’den sonra da devam etti. Çünkü bu mücadelenin kıyamete kadar sürmesi takdir edilmişti. Âdemoğulları bu mücadelede hakkın safında yerlerini almalı, batıl sürüsüne kapılarak şeytana kul olmamalıydı.

“Ey Âdemoğulları şeytana tapmayın, diye ben size öğüt vermedim mi? O sizin apaçık düşmanınızdır. Bana kulluk edin, işte Benim dosdoğru yolum. Fakat şeytan sizlerden çoğunu saptırdı. Düşünmez misiniz?”[1]

Hz. İdrîs’in (a.s)  Kur’ân-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerin ikincisi olduğu bilinir. “İdrîs” kelimesinin Arapça bir kelime olmadığı ve özel bir isim olduğu kanaati vardır. Kitab-ı Mukaddes’te “Hanok” şeklinde geçen kelimenin karşılığının “İdrîs” olduğunu ifade eden bazı müfessirler, Hanok’un İbranice’de “ders vermek ve aydınlatmak” anlamına geldiğini ileri sürerler. Allah Teâlâ Hz. İdrîs'in adını Kur’ân-ı Kerim’de iki yerde zikretmiştir:

“Kitapta İdrîs’in kıssasını da anlat. Şüphesiz o, özü-sözü doğru bir peygamberdi. Biz onu çok yüce bir makama yükselttik."[2]

“İsmail’i, İdrîs’i, Zülkifl’i de hatırla! Bunların hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik.Onlar hakikaten iyi kimselerdendi.”[3]

Allah azze ve celle, İdrîs aleyhisselâmı, şeytana uyarak azmış ve doğru yoldan sapmış kavmine peygamber olarak göndermiştir. Onlar sapkınlıkta öylesine ileri gitmişlerdi ki daha Şîs aleyhisselâmın hatırası canlıyken Allah’a ortak koşmuşlar, toplumda fesadı yaymışlardı. Yeni doğan nesillerini de aynı şekilde kötü ahlakla yetiştirerek onların da şeytana tabi olmalarına sebep oluyorlardı. Allah Teâlâ bu yeni nesillere; baskı ile fesada sürüklenenlere ve hatta azgın zorbalara rahmet ve merhamet olarak Hz. İdrîs’i (a.s) gönderdi.

İdrîs aleyhisselâmın daveti hakkında Kur'ân’da ayrıntılı bilgi yer almasa da bütün peygamberlerin ortak daveti onun da davetiydi. Bu davet Kur’ân’da şöyle yer almaktadır:

“Andolsun ki biz, 'Allah'a kulluk edin ve tağut'tan sakının' diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.”[4]

“Ey Muhammed, biz senden önce hiçbir Peygamber göndermedik ki, ona: 'Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde ancak bana ibadet edin' diye vahyetmiş olmayalım.”[5]

İşte böylece Hz. İdrîs (as) de diğer peygamberler gibi insanları tağuttan ve şirkten kaçınmaya, tevhid üzere Allah’a ibadet etmeye çağırdı. Onları ataları Hz. Âdem ile Hz. Şis (a.s)’in dini olan İslam’a davet etti. Onlardan beklenen, ecdatlarından kalan bu manevî mirasa hemen sahip çıkmalarıydı. Fakat bu davet onların hiç de hoşuna gitmedi.

Kavmi İdrîs aleyhisselâm’a, tıpkı Mekkeli müşriklerin Peygamber Efendimize davrandıkları gibi davrandı. İdrîs aleyhisselâm’ı aşağıladılar, peygamberliğini ve çağrısını yalanlayarak çirkin tavırlarda bulundular. Hak-batıl mücadelesinde hakkın yanında olma saadetini reddedip batılın safında yer aldılar. İdrîs aleyhisselâmın bulunduğu yerden uzaklaşarak kafileler halinde Kâbiloğullarının bulunduğu şer cephesine katıldılar.[6]

İdrîs aleyhisselâm olup bitenlere seyirci kalmadı. Yeryüzünde ilk cinayeti işleyen Kâbil’in soyundan gelen ve ilâhî sisteme karşı isyan bayrağını açan insanlara hadleri bildirilmeliydi. Bu yüzden Hz. İdrîs (as) Kâbiloğullarıyla savaşarak onlardan esirler aldı ve sonra onları azad etti. Böylece O, Allah yolunda gaza eden Peygamberlerin ilki oldu.[7]

Allah yolunda canıyla, malıyla cihad etmek en faziletli ibadettir ve bütün peygamberlerin ortak tutkusudur. Son Peygamberin (s.a.s) şu ifadeleri bunun en açık ispatıdır:

“Eğer ümmetime zorluk çıkaracak olmasaydım (Allah yolunda) hiçbir seriyyeden geri kalmazdım. Muhakkak ki Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.”[8]

Sıddîk Bir Nebi                        

Kur’ân-ı Kerim’de, “İdrîs’i de hatırla” buyrularak sevgili Peygamberimize (s.a.s) ve bize onun birtakım özellikleri örnek gösterilmektedir:

“O sıddîk bir Nebiydi.[9] 

İdrîs aleyhisselâm’ın sıddîk oluşu, Allahu Teâlâ’ya sevgisinin en üst derecede olmasının ifadesidir. İşte bu sevgi sıddîkiyeti getirir. Sıddîkiyet, Allahu Teâla’nın bildirdiği gaybî haberlerin derhal ve şeksiz şüphesiz tasdik edilmesi ile gerçekleşir. Öyleyse bizler de sadakat ehli olmalıyız. İdrîs (a.s)’in sadakati ile toplumumuzu Allah’a kulluğa davet etmeliyiz.

 

İdris  Aleyhisselâm’ın Sabrı

Kavmi İdrîs’e her türlü sözlü ve fiilî hakarette bulunmuş,  İdrîs (a.s) ise kaçmayıp direnmiş ve sabredenlerden olmuştur. Bugün de bizler insanlara yaratılış amaçlarını açıklamalı, bu yoldaki sıkıntı ve zorluklara tahammül edip sabredenlerden olmalıyız. İdrîs (a.s), sabır ve namazla Rabbinden yardım istemiştir. Allah Teâlâ, kullarının böylesine samimi davranışlarını her zaman teşvik etmiştir. Sabrı kuşananlar Yüce Allah’ın  “…Allah sabredenleri sever”[10]ve “Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir”[11] müjdeleriyle ne kadar sevinseler yeridir.

Kur’ân’da İdrîs aleyhisselâmın sabır ehli olduğunu bildiren âyet, Eyyûb aleyhisselâm anlatıldıktan sonra gelmektedir:

“İsmail, İdrîs, Zülkifl de sabredenlerdendi. Onları da rahmetimize dahil ettik.”[12] 

Bu peygamberler de Hz. Eyyûb (as) gibi sıkıntı ve belalara düşmüşler, sabrettikleri için rahmete kavuşmuşlardır. Buradaki sabrı, insanın kendisine ulaşan bela ve musibetlerin kalkması için “Allah’tan başkasına şikayetten ve itimat etmekten sakınmak” şeklinde anlamak gerekir.

 Allah katında makbul ve rahmete vesile olan sabır, musibetin ilk anında gösterilen sabırdır. Rabbimiz, nefislerine isabet eden bela ve musibetleri, başkasına şikayet etmeden ilk andan itibaren sabır ve rızayla karşılayan kullarını sever.

Sabır, Kur’ân-ı Kerim’de daima Allah yolunda cihadla birlikte ve onun ayrılmaz bir parçası olarak övülmüştür:

“Yoksa siz, aranızdan cihad edenleri ve davası uğrunda sabredip direnenleri Allah ortaya çıkarmadan Cennete gireceğinizi mi zannettiniz?[13]

“Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu savaştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever."[14]

 

Yüce Makamın Sahibi

Allah Teâlâ sabırla, gayretle ve samimiyetle hak yoldaki çabalarını sürdüren İdrîs aleyhisselâmı yüce bir makama ulaştırmıştır. Bunu Kur’ân-ı Kerim şöyle ifade eder:

“Biz İdrîs’i çok yüce bir makama yükselttik.”[15]

Bazıları Hz. İdrîs’in yükseltildiği bu makamın gökte olduğunu ifade etmişlerdir. Sevgili Peygamberimizin Mi'râc'a çıkarken semada Hz. İdrîs (a.s) ile karşılaştığı rivayet edilmiştir. Bazı rivayetler bu buluşmanın yeri konusunda farklı bilgiler verse de hadislerin çoğuna göre söz konusu karşılaşma dördüncü kat semada gerçekleşmiştir.[16]

Bir hadis-i şerifte: “Ben Mi'râc’da dördüncü kat semaya çıktığımda, İdrîs aleyhisselâm ile karşılaştım. Cibrîl bana: “Bu gördüğün İdrîs’tir. Ona selam ver!” dedi. Bende O’na selam verdim. O da benim selamıma cevap verdi. Sonra (bana): ‘Merhaba salih kardeş, salih  Peygamber!’ dedi[17] buyrulmaktadır.

 Bazı âlimler, İdrîs (as)’ın halen semada ve sağ olduğunu ifade etmektedir.Oysa ki bu görüşün temelinde Ehli Kitap’dan yapılan nakiller vardır. Mevdûdî, “Âyetteki yüce mekanın açık anlamı, Allah’ın Hz. İdrîs’i yüksek bir makama erdirmesidir[18]demektedir. Hakikat odur ki, Hz. İdrîs (a.s) vefat etmiştir. Onun makamı yücedir. Bir rivayete göre Cennettedir. Allah, her şeyin en iyisini bilendir. Bu konuları tartışıp zaman kaybetmek yerine Hz. İdrîs’in (a.s) yüce bir makamı olduğunu bilmemiz yeterli olacaktır.

Ağlayarak Secdeye Kapanan Nebi

Yeryüzünde fesadın ortadan kaldırılması, insanların Allah’a kul olmaya çağırılması için mücadele eden İslam davetçilerinin en güzel örnekleri Allah’ın peygamberleridir. Rabbimiz, Hz. İdrîs’i ve diğer peygamberleri şöyle anlatmaktadır:

“İşte bunlar; Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden olup, Âdem'in soyundan, Nûh ile gemide taşıdıklarımızın soyundan; İbrahim ile İsrâîl'in soyundan, hidayet yolunu gösterip seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlar.”[19] 

Bu ayetlerde Hz.İdrîs (a.s)’in şu özellikleri sıralanmaktadır: O, Rabbine karşı gayet samimi bir kul; Rahman'ın ayetleri kendisine okunduğu zaman ağlayarak Rabbine secde eden biridir. Onun ağlayarak secdeye kapanması, Allah’ın emirlerini kabul ve rızanın işaretleri olan ferah ve sürûrdan kaynaklanır. Rahman kelimesi kahır ve azameti değil; lütfu, ilahi sevgi ve şefkati gerektirir.

Ağlamak gözyaşı akıtmak üzüntü ve endişe halinde olur. Bu ayette ise –Allahu a’lem- İdrîs aleyhisselâmın Rabbini hakkıyla tanımaktan dolayı sevinç gözyaşları döktüğü anlaşılmaktadır. Çünkü Rahman ismi bu manaya gelir. Allah onu bu güzelliklerinden dolayı seçkin kılmış, doğruya ulaştırmıştır. Hz. İdrîs (a.s) Allah yolunda daveti esnasında başına gelenlere sabırla direnmiştir. Allah onun şanını ve mekanını yüce kılmış, ilim ve hikmet vererek onu seçmiştir.

Bazı müfessirler, İbranîlerin ebedi hayata erip ölmeden Cennete giren kişi olarak gördükleri Hanok ile Kur’ân’ın ifade ettiği Hz. İdrîs’in aynı kişi olduğunu kabul ederler. Abdullah ibn Abbas (r.anhümâ) İdrîs aleyhisselâmın terzilik yaptığını ve her iğne batırışında “Sübhanallah” zikrini söylediğini, akşam olduğunda ise yeryüzünde ameli ondan daha üstün bir insan olmadığını rivayet etmiştir.[20] 

Hz. İdrîs ile Hz. İlyas Meselesi

Kur’ân-ı Kerim’de ismi zikredilen Hz. İlyâs (a.s)’ın[21] Hz. İdrîs (a.s) olduğuna dair rivayetler vardır:

Hz. Abdullah ibn Mes’ûd (ra) ile Hz. Abdullah İbn Abbas (r.anhümâ), Saffât Sûresi’nin 123. ayetinde geçen Hz. İlyâs (a.s)'ın “İdrîs olduğunu; yani  “İlyâs” adının onun diğer ismi olduğunu ifade ederek İdrîs aleyhisselâm ile İlyâs aleyhisselâmın aynı kişi olduğunu söylemişlerdir. Hatta İkrime, İbn Mes’ûd’un nüshasında bu âyetin “Şüphesiz İdrîs de gönderilen peygamberlerdendir” şeklinde yazılı olduğunu kesin olmayan, muğlak bir ifadeyle dile getirir.[22]

Bununla birlikte  Hz. İlyâs (as)’ın Benî İsrâil peygamberlerinden olduğu görüşü ağırlık kazandığı için ulema bu rivayetlere pek itibar etmemiştir.  

 

Hz. İdrîs’in Özellikleri

İbn Kuteybe’den Hz. İdrîs (a.s)’in uzun boylu, beyaz tenli, geniş göğüslü, iri kemikli, vücudu hafif kıllı, gür saçlı, yumuşak sesli ve kısa adımlı olduğu rivayet edilir.[23]

Fahreddin Râzî, “Biz onu yüce bir mekana yükselttik” ayetiyle ona peygamberlik ve otuz sahife verilmesinin yanında onun kalemle yazı yazan, elbise diken, hesap ve yıldız ilmiyle meşgul olan ilk insan olduğunun kastedildiğini söyler.[24]

İbn Esîr ise teraziyi ilk kullanan, ilk defa yazı yazan, demiri keşfedip ondan aletler yaparak ziraatı geliştiren kimsenin Hz. İdrîs (a.s) olduğunu nakleder. Ayrıca onun  deriden elbiseler diktiğini, Âdem ve Şîs’e verilen sayfaları ezberlediğini, yıldızların ilmine, tıp, hesap ve bitkilerin sırrına vakıf olduğunu rivayet eder.[25]

Hz. İdrîs (a.s)’in Allah’a ibadet için evler inşa eden ilk kimse olduğu ve Hz. Nûh aleyhisselâmın zamanında tufan olacağını önceden haber verdiği de ifade edilmiştir.

Hz. İdrîs’in (a.s) bugünkü Irak topraklarında doğduğuna daha sonra ise Mısır’a geldiğine dair rivayetler vardır. Rivayete göre Hz. İdrîs (a.s) 165 yaşında vefat etti.

 

Vasiyeti

İdrîs aleyhisselâm vefatından hemen önce evlatlarına ve Müslümanlara, kötülerle düşüp kalkmamalarını, onlara meyledenlerin azaba uğratılacağını bildirdi. Onlara, kötü insanlardan uzak durmalarını emretti. Allah’a ibadette ihlaslı olmalarını, doğruluk ve yakîn üzere amel etmelerini tavsiye etti.[26]

Rabbimizden İdrîs (a.s) gibi özü sözü doğru insanlardan, Allah'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanıp sabredenlerden ve salih kimselerden olmayı temenni ederiz.

Allah’ın selamı İdrîs aleyhisselâmın, Sevgili Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.s) ve bütün peygamberlerimizin üzerine olsun.

 





[1]Yasin Sûresi36/60-62.

[2]MeryemSûresi 19/56.

[3]EnbiyâSûresi21/85-86.

[4]NahlSûresi 16/36.

[5]EnbiyâSûresi 21/25.

[6]Taberî, Tarih c.1, s.85.

[7]Taberî-Tarih c.1, s.85, 86, 87, İbn.Esîr-Kâmil c.1, s.59-62.

[8]Buhârî, İman 26 ; Müslim, İmâret 103.

[9]Meryem Sûresi 19/56.

[10]Âl-i İmrânSûresi 3/146.

[11]Bakara Sûresi 2/153.

[12]EnbiyâSûresi 21/85-86.

[13]Âl-i İmrânSûresi 3/142.

[14]Âl-i İmrânSûresi 3/146.

[15]Meryem Sûresi 19/ 57.

[16]Buârî, Salât 1, Enbiyâ 4-5; Müslim, İman 259, 263, 264.

[17]Buhârî, Bed’ü’l Halk, 6; Müslim, İman, 259-264.

[18]Ebu’l- A’lâ Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân, III, 225.

[19]Meryem Sûresi 19/58.

[20]İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azîm, V/236.

[21]En’âmSûresi 6/85; Saffat 37/123.

[22]Tecrid-i Sarih Tercümesi, 9,88.

[23]İbn Kuteybe, Maarif, s. 10.

[24]Fahreddin Razi, Mefatihül’l-Gayb, XXI/233.

[25]İbn Esir, Kâmil, I,59.

[26]Yakubi, Tarih, thk.: Abdülemir El mehnâ, (I – II) Beyrut, ty. I, 36.

Yazar: