Neden cihad edemiyoruz?

Cihadın dinin en mühim esaslarından biri olduğunu bilmeyen yoktur. Kur'an ayetleri onlarca ayetinde cihadı yükseltmektedir. Cihat edenlerle cihattan geri kalanlar arasındaki farkı ortaya koyan ayetler, anlaşılması için içtihat gerektirecek kapalılıkta da değildir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yirmi üç yıllık hayatı ve o hayatı uzun uzun izah eden hadisler, cihadı anlatan bölümlerle doludur. 

O kadar ki, namazın ayrıntılarına giren hadislerin hacmi ile cihadın ayrıntılarına giren hadislerin hacmi arasında bir oranlama yapılacak olsa, bu oranlama bile cihadın ne denli yer tuttuğu konusunda gayet açık bir belge olur. Buna rağmen cihat, gitgide dinin en ücra köşesine itilmeye çalışılmaktadır. Hatta Müslümanlar arasında cihattan söz edenlerin, zamansız ve yersiz konuşan kimseler olarak susmaya zorlanmaları, konuşanlarının rağbet görmemesi bu sakim anlayışın ürünüdür.

Müslümanlar arasında yersiz bir tartışma konusu olan, şu cihat mı daha önemlidir bu cihat mı şeklindeki tartışmalar da bu anlayışın yaygınlığını göstermektedir. Hedef, Allah'ın kelamını yüceltmek olduktan sonra bu yüceltmeyi gerçekleştiren her şey cihattır. Hedef, nefsi dizginlemek ise nefsi dizginleme maksadını tahakkuk ettiren her iş cihat olarak görülebilmelidir.

Cihadın Müslümanlar arasında bu kadar uzaktan izlenir hâlde olmasının akide esaslı bir soruna dayandığını kabul etmekten başka makul bir çıkış yoktur. Onca Müslümanlık iddialarına rağmen can ve mal talebi anlamına gelen cihat, rağbet görmemektedir. Ölümü olmayan şehadet veya başkasının ölümü ile sonuçlanan şehadet hoş karşılanmaktadır. Allah'a imanımız, bizleri Allah için ölümü özlemeye teşvik edememektedir. Belki kökten kaybolmuş bir iman zayiatını konuşamayız ama Uhud eteklerinde cenneti gören insanların imanı ile bizim imanımızı karşılaştırdığımızda iki iman türü arasında büyük bir fark olduğu ortaya çıkmaktadır.

AYNI ŞEY, MAL İNFAKI İÇİN DE SÖYLENEBİLİR

Müslümanlar olarak, ölümü ve mal fedakârlığını artık tarih ve siret kitaplarından izlemeye mahkûm durumumuz, çocuklarımızı yetiştirme tarzımızda bile görülmektedir. Çocuklarımızın Kur'an'ın uğruna feda edilmeleri bir kenara, onları Kur'an'la haşır neşir etmeye bile cesaretimiz kalmamıştır. Çocuklarımızın Kur'an eğitimi almalarını, geleceklerinin körelmesi olarak telakki edebilecek anlayışın, uç bir anlayış olduğunu söyleyemeyeceğimiz kadar yaygın olduğu ne yazık ki doğrudur.

Bidat ve hurafeleri akide gibi sahiplenen kitlelerin, akide konusunda sıkıntı çekmeleri gayet tabiidir. Böyle bir kitlenin cihadı benimsememesi, rahat ve zevkli bir Müslümanlık arayışı içinde olması garipsenecek bir tutum değildir. Böyleleri için Bilallerin, Mus'abların ölmesi, verilmesi gereken canlar açısından yeterlidir. Bunlar da onların şehadet yıldönümlerini andığında onlarla aynı grup sayılacağına göre cennet elde bir sayılabilir. Ne büyük bir eriyiş ve ilk nesille son nesil arasında ne büyük bir uçurumdur bu!

Müslümanlar arasında kalpleri abluka altına alarak derinleşen dünyevileşme hırsı, ilk önce cihadı ezmiştir. Zira cihat, can ve mal üzerinden yapılabilen bir ibadettir. Dünyevileşme ise malı ve canı putlaştırmanın ta kendisidir. Dünya hayatını ebedî kalınacak yer hâline getiren dünyevileşme ve cenneti ebedî yurt edinme hasretini eylem hâline getiren cihat elbette bir arada bulunamayacaktır. Elbette dünyevileşme gelince ilk giden cihat olacaktır. Cihat gelince de dünya gitmeyecek ama dünyevileşme gidecektir.

MÜSLÜMAN OLMAYANLARA CENNET VAAT EDENLER DE CİHATSIZLIĞIN BEDELİ OLARAK BU İFTİRAYA DİL DEĞDİRMİŞLERDİR

Cihadın yükselmediği bir yerde ‘Müslüman Şahsiyeti' bulmak mümkün değildir. Müslüman'ın onuru cihadıyla beraber ayakta durabilir. Bugün kimliğini gizlemek zorunda olduğunu düşünen kitleler, selam vermeyi eziklik olarak kabullenenler cihat mayasını kurutmuş kitlelerdir. Allah'a iman zaviyesinden bakıldığında insanlığın iki kutba ayrılmış olduğu gerçeğini bile herhangi bir mantık oyunuyla yok sayan ve böylece mü'mini cennete koyan güçteki imanına rağmen, ebedî cehennem mahkûmu olan bir kâfire denk gören kimliksiz anlayış, cihatsız anlayışın ürünüdür. Açık seçik naslara rağmen Müslüman olmayanlara cennet vaat edenler de cihatsızlığın bedeli olarak bu iftiraya dil değdirmişlerdir.

Küfür cephesinin yaşadığı debdebeli ve müzeyyen hayat, onların ellerindeki büyük iletişim imkânlarıyla Müslüman nesillerin gözlerine sürme gibi çekildikten sonra şeytan, imana rağmen batıla özendirmeyi daha kolay yapar olmuştur. Batılın önce mendiline, arabasına özenilirken sonunda sistemine ve düşüncesine de özenilir olmuştur. Onlardaki şu haklar, bu uygulamalar önce Müslümanların şahıslarıyla kıyas edildi, ardından da İslam'ın kendisiyle kıyas edildi.

Kâfirlerin elindeki lüks imkânlar, Müslümanların onlara içten içe imrenmesine, bu imrenme de onlarla savaşmama hatta onları karşı cephe olarak görememe zafiyetini beraberinde getirmiş oldu.

Aile başta olmak üzere, Müslümanları farklı yapan ve ‘İslam Toplumu, Ümmet' gibi kavramlarımızın içini dolduran değerlerimiz erimeye yüz tuttu. Erimeyenleri de şekil değiştirdi. Cihat da bu şekil değiştiren kavramlardan biri oldu; ona ilk neslin tatbikinde yeri olmayan anlamlar yüklendi.

MÜSLÜMANLARI, İSLAMDAN KAYNAKLANMAYAN SİSTEMLER YÖNETTİ

Toplumu diri tutan birlikteliği ve tek kıbleliği sağlayan değerlerin çözülmesinden sonra Müslümanların siyasi ve sosyal birlikteliği çözüldü. Ahlak ucuz bir değer kabul edildi; uğruna fedakârlık yapılmaz oldu. Müslümanları, İslam'dan kaynaklanmayan sistemler yönetti. İslam'dan kaynaklanmayan sistemler arasında tercih konusunda iç sürtüşmeler yaşandı.

Müslümanların dışındaki güçler de yeri geldiğinde askerî güç kullandılar; ona gerek duymadıkları zamanlarda iç fitneleri körükleyerek planlarını uyguladılar. Küfrün son oyunu olan ‘uluslar arası sistem' sayesinde de cihadın, zikri bile suç hâline geldi. Müslümanlar, geçmişlerindeki şanlı cihat hatıralarından ötürü özür dilemeye zorlanacakları bir sisteme mecbur edildiler.

Küfür cephesinin elindeki teknoloji ve ekonomik güce kesin hâkimiyeti, İslam âlemini onların peşinden sürüklenmeye mecbur etmektedir.

Ancak cihadı, kılıç ve mızraktan ibaret gören anlayışın kısırlığı kadar, kılıcın muasır şekli olan herhangi bir silahın olmadığı bir ortamda Müslümanların onurlu olabileceğini düşünüyor olmak da kısır bir anlayıştır. Eğer İslam hayat dini ise ve hayatın var olduğu her yerde var olacaksa, hayat bugün ne getirdi ise İslam onu kullanacaktır. Buna itiraz edilemez. Bugün muasır medeniyet, savaşın türevleri kadar başka neyi geliştirmiştir? Teknolojinin savaştaki genişliği başka hangi alanda vardır? İslam neden cihadını bir kenara bıraksın ki?

Yazar: