Asr Sûresi

            Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

            “Asra yemin olsun ki! Muhakkak ki insan hüsrandadır. Ancak; iman edip, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna…”(Asr Suresi)

 

Vahyi Âcizane Anlama Çabası… 

            Mekke’de nazil olan sure, bütün dönemler adına insan için en değerli şeyi konu edinerek insanı inşa etmeye çalışır. Nüzul sıralamasında on altı, Mushaf’ta yüz beşinci sırada yer alan Asr Suresi, Müslümanlar için adeta hayat suyu olan formülleri bize sunar.

            والعصر  : Asra yemin olsun ki! 

Sure zamana yemin ederek başlamaktadır. Kuran-ı Kerim’de on altı sure bu şekilde yeminle başlar.  Allah’ın söze yeminle başlaması, yemin ettiği şeyin öneminden ve bu konuya insanların dikkatini çekmek istemesindendir. Bu yeminler, insanı tefekküre ve tezekküre yönlendirme amacı da taşır. ‘Asr’ kelimesi; hasat, hâsılat, ikindi vakti, mutlak zaman, yüzyıl gibi anlamlara gelir. Müfessirlerin genel olarak tercih ettikleri anlam “mutlak zaman”dır. asr suresi, asr, asr'a yemin olsun

            İmam Razi, pazarda buz satan bir adamın “Sermayesi eriyen bu adama merhamet edin!” diye bağırdığını duyar ve “Asr suresini tam olarak o zaman anladım.” der. Şüphesiz ki, insanı sonsuz mutluluğa, huzura kavuşturacak olan zaman, tıpkı buz gibi insanın hayatından hızlıca eriyip giden sermayedir…

            Zaman;  varlığından emin olduğumuz fakat ellerimizden, hayatımızdan nasıl akıp gittiğini anlayamadığımız soyut bir kavram. Zaman; bazen acının dermanı bazen de hastanın en amansız düşmanı. Zaman; insanın cennet sermayesi, bazen de cehennem sebebi… İnsan hayatında bu kadar ciddi bir mesele zaman, bu yüzden zamana yeminle başlar sure. İnsanı bu konuda uyarır ve silkeler. Zaman ilginçlikleri içinde barındırır. Çünkü iyi veya kötü olarak addettiğimiz her şey zamanın içindedir. Kişi ziyan edilmiş bir ömrün son deminde hidayete kavuşsa, bu, o kimsenin cennet sebebidir ki bu zamanın “an” lık bir bölümündedir. Zamanın bir anı dahi çok kıymetli ve değerlidir, mutlak zamana yemin edilmesi ise çok tabiidir.

            إن الإنسان لفي خسر  : Muhakkak ki insan hüsrandadır…

            ‘Husr-hüsran’ kelimesi; noksanlık, helak olmak, kârın zıttı, felahın zıttı ve iflas gibi anlamlara gelir.

            Allah’ın insana bahşettiği nefesi boşa tüketen zarardadır. Zamandan kendisine bahşedilen ömür sermayesini pervasızca, hesapsızca kullanan kişi iflas etmiştir, hüsrandadır.

            Zamanı benliğinle kavrayıp, ona bütünüyle sahip olduğunda kazanırsın. Bir yaprak gibi savrulduğunda zamanın akışında, seni kucaklayıp kaptığında zaman, kaybedersin. Zaman ya senin yoldaşın, huzur-u ilahide lehinde şahidin ya da aleyhinde duran delilin olur.  

Sure devamında, zaman cevherini ziyan etmeden değerli bir mücevher gibi nakış nakış işleyebilme becerisini, yaşama sanatını anlatır. Zamanın kıymetini bilmeden zararda olan insan grubunun istisnalarını şu özelliklere sahip kimseler olarak açıklar bize:

إلا الذين آمنوا و عملوا الصالحات و تواصوا با لحق و تواصوا با لصبر

            “Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hüsranda değildir.”

            Hüsrandan kurtulmanın birinci maddesi iman etmektir. İman; tam anlamıyla tasdik etmek demektir. Hz Muhammed’in yüce Allah’tan getirdiği her şeyi bütünüyle kalben tasdik etmek, imanın ıstılah tanımıdır.

            İman; Allah’a karşı verilen bir söz, tercih edilen bir yaşama şeklidir. İman; Allah’a teslim olma ve bu teslimiyete uygun bir hayat sürme çabasıdır. İman; kâinatı doğru anlama ve yorumlama sanatıdır. İman, yaratılmış olmanın haddini bilerek Allah’ı bütün işlerde otorite kabul etme kararıdır. İman; umutsuz olmayı kendine yasaklamaktır. Allah’ın şeriatı karşısında boyun eğme, Allah’tan gelene “eyvallah” diyebilme şuurudur iman. İman; Allah’ın vize vermediği kimselerin gönlüne girmesine engel olma, Allah’ın düşmanına ambargo uygulama eylemidir. İman; var olma sebebini anlamak, sindirmektir. İman; teslim olarak inanmaktır… İman; Rabbin terbiyesine uygun bir hayat sürme iddiasında bulunmaktır. İşte bunlara sahip kimse hüsranda değildir, kaybetmemiştir.

            “salih amel işleyenler…”

            Salih amel; kalpten imanın fiile akmış halidir. İmanın eylemidir salih amel. Hüsrandan kurtulmanın bir diğer kaidesi, imanın tamamlayıcısı olan salih ameldir bu yüzden. Allah’ın rızası gözetilerek yapılan her eylem salih ameldir. Yapılan eylemin salih olabilmesi de tabi ki iman şartını gerektirir. Bundan dolayı “ iman edenler ve salih amel işleyenler” şeklinde beraber zikredilir.

            Ancak samimi bir niyet taşıyan kalbin fiili, salih amele götürür insanı. Bu niyetle yola çıkan hiçbir iş;  küçük ve anlamsız kabul edilemez. Samimi bir niyetle verilen bir ekmek, mizan-ı ilahide reklam amacıyla yüklü miktarda yapılan yardımdan daha ağır gelecektir. Kim, Allah için akıtılan samimi bir damla gözyaşının ağırlığını hesaplayabilir, Allah katındaki değerine paha biçebilir? Ameli salihleştiren vasıf; maddi anlamdaki büyüklüğü değil samimiliğidir. Salih amel, hayata açılmış geniş bir yelpazedir. İnsanlar kalplerine hükmederek ve zamanı hakkıyla kullanarak eylemlerini bu yelpazenin içine almayı başarırlarsa hüsrandan kurtulabilirler.

            “Birbirlerine hakkı tavsiye ederler.”

            Birbirlerine hakkı tavsiye edenler zamanın içinde kaybolanlardan değildir. Hak; doğruyu, adaleti gerçek sözü ifade ettiği gibi insanın yerine getirmesi gereken vacip, görev anlamlarının karşılığı olarak da kullanılır.

            İslam sadece kişisel hayatta yaşanabilecek bir din değildir. Toplum yaşayışına, birlik dinamikliğine ihtiyacı vardır. Kişinin sadece kendi hayatına hakkı geçirmesi yeterli değildir. Kardeşlerinin de bunu hayata geçirebilmesi için hakka teşvik edici olması gerekir. Karşılıklı tavsiyeleşme din kardeşliğinin yansımasıdır. Kardeşliğin; Müslümanların birbirlerini cennete ulaştırma çabası olduğunu zihninde canlı tutarak, kardeşine Allah’ın hakkını unutturmayan ve hakkı hak sahibine teslim etme konusunda onu uyaran kişi kazanmıştır, hüsranda değildir. Kardeşine; insanın insan üzerindeki hakkını, eşyanın insan üzerindeki hakkını, yaratılan her şeyin insan üzerindeki hakkını hatırlatıp, bu hakkı ödemesi hususunda tavsiyede bulunan, buna kapı aralayan kişi hüsranda değildir. “Müslüman Müslüman’ın cehennem engeli, seddidir.” ilkesini hayata geçirerek hakkı tavsiye eden kimse zamanın harcadığı hüsrana uğrattığı kimselerden değildir.

            “Birbirlerine sabrı tavsiye ederler.”

            Sabır; direnmektir… Allah’a kullukta direnmek, iyilikte, güzel işlerde, salih amelde direnmek, başına gelen musibetlere belalara karşı direnmektir.

            Kardeşine sabrı hatırlatıp, ona direnme gücü verenler kazananlardır. Yangını körükleyen değil de yangını nasıl söndürürüz, hasarını nasıl beraber omuzlarız düşüncesiyle kardeşine kucak açanlar kazananlardır.

            İnsanı bencilce bir hayat sürme fikrinden uzaklaştırarak, salih bir toplum inşasının nasıl olacağının reçetesidir Asr Suresi. Toplamda üç ayetten oluşan bu sure, bir medeniyet için hayati önem taşıyan ve insanlığı kurtuluşa götürecek dört ilke sunar bize. İnsanoğlunun hüsrandan kurtulması, dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşabilmesi ancak bu dört önemli köşe taşıyla mümkündür.        

            Asr Suresi’ne bu çerçeveden bakıldığında, sahabenin birbirlerine her buluşmanın bitiminde Asr Suresi’ni neden okudukları daha iyi anlaşılmaktadır…

            Allah hepimize, zamanı; İslam temelleriyle bina edip, hakkı ve sabrı yanımıza alarak bize bahşedilen ömrü layıkıyla yaşamayı nasip etsin…

            

Yazar: