Keşke Ebû Zer Olsa...

Yalnız ve kimsesizdi. Kabilesinin eşkiyalığına, saldırganlığına dayanamamış yurdunu terk etmişti. Kendisine sığındığı dayısının da yanında duramamış, Mekke yakınlarında çölün bir köşesine çekilmişti. Hak dinin ortaya çıktığını öğrendiğinde soluğu Mekke’de aldı. Yalnız ve beş parasız garip, günler sonra İslam Peygamberini görme şerefine erdi ve hemen Müslüman oldu. 

Müminler can korkusuyla kendilerini gizler, Müslüman olduklarını söyleyemezlerdi. Ama o farklıydı. Doğru bildiğini söylemekten çekinmez, sonunun ne olacağını hesap etmezdi. Kabe’nin yanında hakkı haykırdığında nasıl da dayak yemişti. Onu kandan bir heykele dönüştürenlere inat, ertesi gün yine aynı sözleri aynı kararlılıkla söylemişti.

Efendimiz aleyhisselamı seven çoktu ya onun sevgisi başka türlüydü. Medine’de fakirler karınlarını doyurmak için zenginlerin evlerine gittiklerinde o daima Efendimize misafir olurdu. Peygamber onu Hz. İsa’ya benzetir, ondan daha doğru sözlü bir kimse olmadığını söylerdi. 

Nice sıkıntılar çekti, bir baskın sırasında oğlunu kaybetti. Ama gün oldu yaman bir imtihana tutuldu. Efendimiz Bizansla savaşmaya uzaklara, Tebüke gidiyordu. Yol hazırlıkları tamamlanmış ordu yola çıkmıştı. O ise çaresizdi, yaşlı ve huysuz devesi yerinden kalkmıyordu. Birkaç gün geride kalıp, devesini besledi, hazır hale getirdi. Bu yol yaya gidilmezdi. Zülmerve denilen mevkiye gelindiğinde deve adeta taş kesildi. Çölün ortasında yalnız, yardımsız ve perişan bir haldeydi.

Ordu gözden kaybolmuş, kim bilir nerelere varmıştı? Ama bu olamaz, cihaddan geri kalamaz, Rasûlden uzakta yaşayamazdı. Eşyalarını sırtladı, uçsuz bucaksız çöl yollarını sırtındaki yüküyle adımlamaya başladı. O kadar çok yürüdü ki susuzluktan ölmek üzereydi. İslam ordusu mola vermiş dinleniyordu. Gözcüler uzaktan bir adamın çöle meydan okuyarak geldiğini söylediklerinde Efendimizin gözleri parladı, heyecan içinde : ‘’Keşke Ebû Zer olsa.’’dedi.

Ebû Zer geliyordu, engelleri, bahaneleri yok ediyordu. Râsul-i Ekrem çok sevdiği ve vefatından önce çağırtıp kucakladığı dostunu şu sözlerle anlattı: ‘’Ebû Zer, o yalnız yaşar, yalnız ölür ve yalnız diriltilir.’’

Yazar: