En Güzel Örneğimiz Sevgili Peygamberimiz

Hicretin beşinci yılında Huzâalı habercilerin zamanla yarışırcasına getirdiği haber Medine sokaklarında korku ve panikle yankılandı. Koca bir düşman ordusu Medine’ye yaklaşıyor, İslam’ı yok etmeye, bütün Müslümanları kılıçtan geçirmeye geliyordu. Aman ya Rabbi! Yalnızca Mekke müşrikleri değil, tüm Arap kabileleri; Gatafân, Fezâre, Eşcâ ve daha niceleri toplanmış saldırıyordu. Küfür tek millet olmuş, Yahudi liderlerin peşine takılan Araplar Allah’ın nurunu söndürmeye, İslam’ın yüce peygamberini öldürmeye geliyorlardı.

Allah Rasûlü ashâbını topladı ve ne yapmaları gerektiği hususunda onlarla istişâre etti. On bin düşmanın karşısında Müslümanların sayısı üç bini geçmiyordu. Nihayet Selmân-ı Fârisi’nin teklifiyle şehrin etrafına hendekler kazılmasına karar verildi. Medine’nin üç tarafı dağlar, bahçeler, evler ve kalelerle çevriliydi. Hendek düşmanın şehre girebileceği kuzey yönünde kazılacak, düşman süvarilerinin aşamayacağı genişlikte (4,5 m) ve düşenin çıkamayacağı derinlikte (4,5 m) olacak, Mezad’dan Ratic’e beş buçuk kilometre boyunca uzanacaktı.[1]

Efendimiz ashabını onar kişilik gruplara ayırdı ve her gruba kırkar zira’lık ( 20 m) bir alanı kazmalarını emretti.[2]

Hava soğuk, insanların karnı aç ve zaman çok kısaydı. Müminler, bizler hayatta olduğumuz sürece cihad edeceğimize dair Muhammed’e söz veren askerleriz, diyerek canla başla çalışıyor, Sevgili Peygamberimiz ise Hayat ancak ahiret hayatıdır, Allah’ım Ensara ve Muhacire mağfiret eyle, buyurarak onlara cevap veriyordu.[3] Fakat İslam ordusundaki bir grup sürekli müminlerin moralini bozmaya çalışıyor, hem düşman geliyor diyerek feryat ediyor hem de hendekten kaçıyor ve işlerini bırakıp evlerine gidiyorlardı. Orduyu paniğe sokmaya çalışan bu münafıklar Hendek inşaatını engellemeye çabalıyor, bazen açlığı bazen de evlerinin savunmasız olduğunu bahane ediyorlardı.[4]  Onlara göre Allah ve Rasûlü insanlara boş vaadlerde bulunmuş Medine’nin başına büyük bir felaket getirmişlerdi. Moraller bozulmuş, gözler yılmış, yürekler ağızlara gelmişti.

Rasûlullah aleyhisselâm münafıkların sözlerine, hile ve desiselerine kulak vermedi. O, elinde kazmasıyla toprak kazıyor, kazılan toprağı sepetlere dolduruyor ve sırtında taşıyordu.[5]Bir defasında sahabeden biri çok aç olduğunu ve bu yüzden karnına taş bağladığını söylemişti de Efendimiz göğsünü açmış ve karnına bağladığı iki taşı göstererek çalışmaya devam etmişti.[6]

Alemlerin Rabbi morali bozulup korkanlara, çalışmaktan kaçanlara, tembel tembel oturanlara, açlık ve susuzluğu bahane edenlere, hurma ağaçlarının altında uzanmış yatanlara karşılık, kıyamete kadar gelecek tüm inananlara elli sekiz yaşında üstü başı toz toprak içinde kalmış, elindeki balyozla kayaları parçalayan ve her parçaya bir müjde iliştiren, sevdiklerine ümit ve zafer heyecanı aşılayan Muhammed aleyhisselâmı örnek gösterdi:

“Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah'ı çok anan kimseler için, Allah'ın elçisinde size güzel bir örnek vardır.”( Ahzâb 33/21.)

Zafer Allah’a kavuşmak isteyen, Cenneti arzulayan ve en güzel örnekle omuz omuza mücadele eden müminlerin oldu.  

 



[1] Vakıdî, Meğâzî, II, 445, 447; ,İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 63.

[2] Taberî, II, 567-568.

[3] Buhârî,, Cihâd ve’s-Siyer, 188; Müslim, Eşribe, 2039; İbn et-Tabakât, II, 67.

[4] İbn Hişâm, es-Sîre, III, 226.

[5] Vakıdî, Meğâzî, II, 449; İbn et-Tabakât, II, 67.

[6] Vakıdî, Meğâzî, II, 452; Suyûtî, I, 375-376)

Yazar: