Medine Çarşısının Medeniyete Katkıları

Bir önceki yazımızda,Medine Çarşısı yada İlk İslâm Pazarı’nın Hz. Peygamber’in (sas) attığı adımların en önemlilerinden biri olduğunu söylemiştik. Atılan bu büyük adım Müslümanları, Yahudilere bağımlı bir halde yaşamaktan kurtarmış, sömürülmekten ve pasif bir halde yaşamaktan, güçlü ve toplumda söz sahibi olacakları bir konuma onları yükseltmişti. Efendimiz’in (sas) tüccar sahabîlerle istişare ederek oluşturduğu bu pazarda, birçok yeni sayılacak işler yapılmıştır. Bir yönü ile İslâm’ın ticarî hayata kazandırdıkları da diyebileceğimiz bu işlerin neler olduğuna maddeler halinde değinmek istiyoruz.

 

1-      Pazarda tekelleşmeye son verilmesi

 

Efendimiz (sas) kurdurduğu Medine çarşısında gücün, sermayenin bir elde toplanmasına engel olmak için, sabit dükkânlar yerine, tatlı bir rekabet sistemi ile “erken gelen güzel yeri alır” yarışını başlattı. Bunu da son güne kadar, büyük bir karalılıkla uyguladı. Mesela; Sahâbî’den birinin çarşı içerisinde kendisine sabit bir çadır kurdurduğunu öğrenince, o çadırı yaktırdı ve asla Pazar içerisinde tekelleşmeye meydan vermedi. (Semhûdî, Vefaü’l-Vefa, c. 1, s. 540)

 

2-      Pazar vergisinin kaldırılması

 

O gün için ister Mekke’de, ister Medine’nin diğer çarşılarında esnaftan işgaliye bedeli gibi bir pazar vergisi alınırdı. Efendimiz (sas) kurduğu bu ilk İslâm pazarında böyle bir vergiye son verdi ve bir emirname yayınlayarak: “Burada hiç kimseden hiçbir şey karşılığında vergi alınmayacaktır.” (Semhûdî, a.g.e.,c. 1, s. 540)  dedi.

 

3-      Faizin her çeşidinin yasaklanması

 

Efendimiz (sas) o zamanda ticaretin en belirleyici faktörü olan faizin, Allah’ın haram kılması ile beraber, tamamen toplumdan sökülüp atılması için çok önemli adımlar attı. Borçlu ile alacaklı arasında hukuku yeniden tanzim ederek, bir tarafın suistimal etmemesi, diğer tarafın da fırsatçılık yapmaması için ne gerekiyorsa onları yaptı. Öyle bir duruma gelindi ki, faiz üzerine yürüyen alışılagelmiş cari sistem çok değil, Medine’de hicrî 6. yılın sonlarında toplumun sosyal ve ticarî hayatından tamamen kaldırıldı.

 

4-      İhtikâr yani stokçuluğun her türünün kaldırılması

 

Malı ederinin üzerinden daha fazlasına satma işini Efendimiz (sas) yasakladı. Böyle yapanları sert bir şekilde uyardı, bazen fiili müdahalelerde bulundu. Onların halini Efendimiz (sas) şöyle beyan ediyordu: “Stokçu/karaborsacı ne fena bir kuldur; fiyatların düştüğünü öğrenince üzülür, yükseldiğini duyunca sevinir.” (Zebidî, Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, c. 6, s. 449)

Yine başka bir hadisinde: “Uzak yerden bedeller ödeyerek mal getiren tüccar rızıklandırılmış, malı stoklayıp ondan haksızca kazanç elde etmek isteyen ise lanetlenmiştir.” (İbnMace, Ticârât, 12; Dârimî, Buyû, 12) dedi. Bu uyarıları duyan Sahâbe, ihtikâr konusunda oldukça titiz davrandı.

 

5-      Piyasanın serbest ve adil rekabetinin sağlanması, haksız rekabetin yasaklanması

 

İslâm ticaretin serbest rekabetini engellemedi; Pazar içerisinde haksız mağduriyetlere yol açmamak kaydıyla bu rekabetin devamını sağladı. Ancak, ortaya haksız bir rekabet girince, anında ona müdahale etti. Bu dediğimiz şey o günün dünyasında çokça olan bir şeydi? Nasıl oluyordu mesela? Medine’nin köylerinden pazara çeşitli ürünler satmak için gelen köylüler vardı. Bunlar Medine’nin dışında oldukları için fiyatlardan haberleri yoktu. Ne yapıyordu tüccarlar ya da simsarlar? Köylüyü pazara gelmeden yolda yakalıyor; ellerindeki malları ucuza kapatıyor; getirip pazara çok büyük kârlarla satıyorlardı. Efendimiz (sas) bundan haberdar olunca, yolda köylüden mal alımını yasakladı. “Bırakıngelsinler pazara, fiyatları görsünler, öylece talip olun mallarına” dedi. Bu işleme o günün dünyasında telâkkü’r-rukbândeniyordu. Buhârî’de Abdullah b. Ömer, bu meseleyi şöyle anlatır: “Biz (şehremal getiren) ticaret kafilesini yolda (pazar dışında) karşılar, erzakıonlardan ucuza satın alırdık. Hz. Peygamber (sas) erzak pazarınaininceye kadar aldığımızı satmamızı yasakladı.” (Buhârî, Buyû, 72; Nesâî, Buyû, 57) Efendimiz (sas) yine bu işi yasaklama noktasında şöyle buyurmuştur: “Şehre malgetiren ticaret kafilesini yolda karşılamayın. Kim karşılar da ondan bir şey satın alırsa, malın (ilk) sahibi pazara indiğinde muhayyer olur.” (Müslim, Buyû, 17; Ebû Davud, Buyû, 43)

Tüm bu uyarıları ile Efendimiz (sas) pazarın şartlarındanmahrum olan köylü ve uzaktan gelen tüccarların mağdur olmalarını önlemiş, onların pazara dahil olmalarının önündeki engelleri kaldırmıştır.

 

6-      Malın mal ile eşyanın eşya iletakasının yasaklanması

 

Bunu da Efendimiz (sas) yine mağduriyetleri önlemek için yaptı.Ortada iki mal varsa, önce birinin satışı gerçekleşsin; bedeli belli olsun. Sonra diğerinin satışı gerçekleşsin, onun da bedeli belli olsun. Malı mal ile değiştirmek taraflardan birini mağdur edebilir endişesi ile takası yasakladı. Abdullah b. Ömer, bu meseleyi bize şöyle anlatır: “Biz Resûlüllah (sas) zamanında yiyecek maddelerinisatın alırdık da onları satmadan evvel, aldığımız yerden başkabir yere nakletmemizi emredecek birilerini bize gönderirdi.(Müslim, Buyû, 33; Ebû Davud, Buyû, 65)BenResûlüllah zamanında götürü usulü erzak satın alan öyle kimseler gördümki onu (olduğu yerde) satmaya kalkıştıklarında yükleyip (başkayere) nakledilinceye kadar dayak yerlerdi.” (Buhârî, Buyû, 54; Müslim, Buyû, 37, 38)

Yine Efendimiz (sas) mülkiyetinde olmayan bir malın satımını,mahsulü kaldırmadan faraza satışı ve alışı da yasaklamıştır. Bu konuda da şöyle buyurmuştur: “Yanında (mülkiyetinde) bulunmayanbir malı satman helal değildir; teslim almadan önce satılanmalın kârı da helal değildir.”(Ebû Davud, Buyû, 68; Tirmizî, Buyû, 19)

Yasaklanan alışveriş türü sadece bu değildi. Bugün hadis ve fıkıh kitaplarımızda detaylıca anlatıldığı üzere on üç farklı uygulama yasak kapsamına alındı.

 

7-      Devletin piyasaya müdahalesinin yasaklanması

 

Devletin piyasaya müdahale ederek, bir malın alt ve üst fiyatlarını belirlemesini Efendimiz (sas) yasaklamıştır. Buna fıkıhta,“narh” denir. Devletin piyasaya müdahale ederek, bir malın tabanve tavan fiyatlarını sabitleyerek kârlara belli oran getirilmesini Efendimiz (sas) hoş karşılamamış, çok zaruri durumlarda bile asla bunu yapmamıştır. Çünkü bu, mal sahibinin mağduriyetine yol açabilirdi. İslâm sadece müşteriyi/alıcıyı düşünmedi, satıcıyı da mağdur etmedi, onun da hakkını korudu. Bundan dolayı ne zaman Efendimiz’e: “Ya Resûlüllah! Falanca mal da sıkıntı var, fiyatlaraşırı arttı, buna bir sınır koysanız” diye bir talep gelse Efendimiz (sas) bunu asla tasvip etmemiş ve pazara devlet müdahalesine/dışardan suni müdahaleye asla izin vermemiştir. Efendimiz’in(sas) bu tarz taleplere karşı sözü şu olmuştur: “Narh koyan, bollukve darlık veren, rızıklandıran ancak Allah’tır. Mal ve canınayönelik bir zulüm sebebiyle, herhangi bir kimse benden davacı olduğu halde Rabbime kavuşmak istemem.”(Azizova, Elnure; Hz. Peygamber Döneminde Çalışma Hayatı ve Meslekler, s.367, 368)

Çok geniş bir mesele olan bu alanı fıkıh kitaplarının ilgili bölümlerinehavale ediyor ve bu kadarı ile iktifa ediyoruz.