Mescidin Kubbesinden Allah’ın Gölgesine

   “…وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ بِا لْمَسَاجِدِ…”

“…Kalbi mescidlere bağlı Müslüman…”

namazMümin, kıyamet kopuyor olsa bile elindeki fidanı dikecek kadar hayatla içli dışlıdır.  Onun gönlü her noktada taze, bakışları net ve berraktır. Yaşama sevinciyle dopdoludur. Aynı zamanda ölümü unutmayacak, âhireti inkâr etmeyecek bir inancın; mahşerden dünyaya, dünyadan mahşere bakışlarını gezdirebilecek bir anlayışın insanıdır.

Müslüman, hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer gününde Allah’ın, yedi sınıfı gölgelendireceğinin bilincindedir. O gün insan kendi hesabının peşine düşer. Tüm sevdiklerinden uzaklaşır. Ancak kalbi mescitlere bağlı Müslüman, tasadan, endişeden emindir. Herkesin kendi nefsinin derdine düşüp başkalarına, en yakınlarına bile bakamayacağı o günde, gölgeliklerde kalabilmek için dünyada iken gönlü mescitlere bağlı bir mümin olmak gerekmektedir. Ancak böyle bir mümin, âhireti, namazı, cemaati ve mescitleri ciddiye alır.

Âhirete iman birçok güzelliğe vesile olur: Yaratılış amacını düşündürür; sorumluluk anlayışını geliştirir; ümitlerin yeşermesini sağlar; gönülleri ferahlatır.  Bu inanç, insanı mutlu ettiği gibi dünyada da her türlü kötülükten alıkoyar;  sıkıntı ve zorluklara karşı direnme gücü verir; elemleri hafifletir.

Hiçbir şey değilken insanı var eden, ona şekil verip onu güzel bir şekilde yaratan Allah, müminlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarmıştır.[1] Rabbimizin, “Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin!” [2]emri gereği anılması, lütfuna karşılık bir teşekkürdür.

Dinin Direği: NAMAZ

Yaşadığımız günler öyle hızlı geçiyor ki insan, Rabbini anmayı bile unutabiliyor. Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah, bize merhametini göstererek beş vakit namazı farz kılmış böylece O’nu anmamızı sağlamıştır. Namaz mümin için unutulmama eylemidir; kötülüklerden ve fuhuştan kurtulma eylemidir. Namaz, müminin miracıdır. Namaz, dinin direğidir. Namaz, Sevgili Peygamberimizin gözünün nurudur. Hayatımızı anlamlı kılan kutlu bir ameldir. Rabbimizi zikirdir. O’nu zikir için namaz kılmak hem de günde beş vakit… Bu, hayatımızı öylesine kuşatır ki Peygamberimizin ifadesiyle günde beş kere yıkanmak gibi temizler bizleri. Sevgili Peygamberimiz beş vakit namazı, bir insanın kapısının önünden akıp giden bir ırmağa, namaz kılmayı da bu ırmakta her gün beş defa yıkanmaya benzetmiş ve şöyle buyurmuşlardır: “Ne dersiniz, birinizin kapısının önünden bir ırmak aksa ve o kimse orada günde beş kere yıkansa bedeninde hiç kir kalır mı?” Sahâbîler: “Kalmaz, ey Allah’ın Resûlü!” deyince Peygamberimiz: “İşte beş vakit namaz buna benzer. Allah namaz sayesinde günahları siler.”[3]

Temizlenen ve günahları silinen mümin bir kalp, o mahşerde gölgeleneceklerden olmak için, ahirete iman ile başlayan yürüyüşünü, namazla kalbini temizleyerek devam ettirmelidir.

Toptan Allah’ın İpine Sarılınız: CEMAAT

Gönlünü bu güzelliklere açan bir mümin, namazlarını cemaatle kılmak gibi bir gayretin içine girecektir. Namazların cemaatle kılınmasını Kutlu Nebi bize tavsiye etmektedir: “Bir köy veya ıssız bir yerde üç kişi bir arada bulunur da namazı aralarında cemaatle kılmazlarsa şeytan onlara galip gelir. (Ve onları Allah’ı zikretmekten alıkoyar.) O halde cemaatle namaz kılmaya devam edin. Çünkü kurt, sürüden ayrılan koyunu kapar.”[4]

Mescitlerde yapılan zikrin karşılığı, Peygamberimizin ifadesiyle tek başına kılınan namazın sevabından yirmi beş veya yirmi yedi derece daha fazla mükâfat verilmesidir. Güzel ameller, cemaatle birlikte mescitlerde eda edilince kalite ve mükâfat zirveye çıkar. Gönlünü böylesi mekânlara bağlayan müminlere, Peygamberimizin müjdesi ulaşıyor: Gölgenin bulunmadığı o günde onlar gölgelenecektir. Hem de Allah’ın gölgesinde…

 Bu müjdelere ermek için Allah’ın mescidinde toplanmak dahası “cemaat”e dönüşmek gerekiyor. Çünkü cemaatte rahmet vardır. Bereket vardır. Ama cemaatle namaz kılmak için Elmalılı Hamdi Yazır’ın ifadesiyle “Önce cemaat olmak lazımdır. Cemaat ise tek bir ruh ile hareket eden büyük bir heyettir.”  Aralarında amaç birliği, ciddiyet, samimiyet, fedakârlık vardır. Onlar komşuları açken tok yatmazlar. Birbirlerini severler. Aldanmazlar ve aldatmazlar. Bütün bunlar mescidin temel fonksiyonunu oluşturur. Hepsini toplar ve cemaate dönüştürür.

Kardeşliğin Merkezi: MESCİT

İslâm kardeşliğinin merkezi olan mescitlerle ilgili olarak Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Kim evinde temizlenir sonra Allah’ın evlerinden birine, Allah’ın farzlarından birini eda etmek için giderse adımlarının her biri, bir günahı yok eder ve diğeri de onu bir derece yükseltir.” [5]

Mescidin değerini belirtmek için Yüce Nebî buyurur ki: “Size Allah’ın, günahları neyle yok ettiğini ve dereceleri neyle yükselttiğini göstereyim mi?” Sahâbîler “Evet, ey Allah’ın Resûlü.” dediler. Resûlullah (sas) “ Güçlüklere rağmen abdesti yerli yerinde almak, mescitlere doğru çok adım atmak ve namazdan sonra diğer namazı beklemektir.  İşte bu sizin bağışlanmanızı sağlayan şeydir.”[6]

Yine Efendimiz (sas): “Karanlık gecelerde mescidlere yürüyerek giden kimselere, kıyamet gününde tam bir nura kavuşacaklarını müjdeleyiniz.” buyurmaktadır.[7]  

Sevgili Peygamberimiz mescitlerin önemine dikkat çekmek için tehditkâr bir üslûpla: “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, zaman zaman içimden şöyle geçiyor: Odun toplamayı emredeyim, ezan okunsun. Sonra bir kimseye emredeyim, insanlara imam olsun. Sonra cemaate gelmeyenlere gidip evlerini ateşe vereyim.”[8] buyurur.

Mescidlere gidip gelmeyi alışkanlık haline getiren bir kimsenin gerçekten iman sahibi olduğuna şahitlik etmek gerekir. Yüce Allah buyurur ki: “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimseler imar ederler.” [9]

Mescidin Temeli: TAKVA

“İmar” ifadesini sadece fizikî güzellik olarak algılayanların, temeli takva üzere olan Kâbe, Mescid-i Kubâ ve Mescid-i Nebevî’yi hatırlamaları, onları daha doğru düşünmeye sevk edecektir.

Mescitlerimiz, sevgi merkezli ve takva anlayışlı olmalıdır. Sevgililer sevgilisi Allah’ın huzuruna, “biz” olma (ümmet) bilinciyle varırız. Ve böylece her gün beş defa Rabbimizle ahdimizi yenileriz. Mescitlere gelerek saf tutar, kendimizi Allah’a arzederiz. Mescitlere gelemeyen kardeşlerimizi O’nun huzuruna getirmek gayretiyle oradan ayrılırız. Kalbimiz hep mescitlere dönüktür. O an, tüm inananlar ile birlikte aynı tarafa yönelmekten dolayı Rabbimizin huzurunda mutluluk duyarız.

Efendimizin (sas) mescidinde müminler bir cemaate dönüşmüş; kardeşlikler burada kurulmuştur. Hayat, mescit merkezli inşa edilmiştir. Asr-ı Saadet’in o güzel insanları Allah’ın evinde yetişmiştir. Öyleyse Allah’ın arşında gölgelenebilmek için günümüz mescitlerinin, “Allah’ın evi” konumuna yükseltilmesi gerekir.

Efendimizin döneminde mescitler, bir eğitim yuvasıydı. Zihinler Kur’ân okumayla, sohbetle, tefekkürle eğitiliyordu. Bir ibadet sükûnetiyle kelime kelime hakikatler gönüllere nakşediliyor; bir sûre ile insan âlim olabiliyordu.

Toplumun Kalbi, Güzelliklerin İhyası

Her türlü sosyal çalışmaların merkezinde yer alan mescitler, İslam toplumunun kalbi mesabesinde olmuş, onun ahenkli çalışması sağlıklı toplumun devamına; ifsâdı ise İslam toplumunun dengesinin bozulmasına neden olmuştur.

Mescit, güzelliklerin ihya edilebilmesi için merkeze alınmalıdır. Dinin direği namaz burada eda edilmelidir. Çünkü saf, namazla tutulur. İmama itaat burada öğrenilir. Ruh dünyamız buradaki güzelliklerle zenginleştirilir.

Mescitler, müminin bedenini ve ruhunu temizler. Ona ilahî huzurun kapılarını aralar. Mescide girenin, gönlü ferahlar ve o, ahlakî zaaflardan kurtulur. Günahları dökülür. Mutmain olmuş bir halde, razı olmuş ve razı olunmuş olarak mescitten aldığı terbiye ile Rabbinin huzuruna çıkar.

Böylesi arınmışlıklar, mümini, günde beş kez miracı yaşamaya ve mescidin kubbesinden Allah’ın gölgesine ulaşmaya taşır. Peygamberimizin önemsediği mescitlere gereken önemi vererek Kevser Havuzu’nun başında buluşmak dileğiyle…

 

 



 

[1] 2/ Bakara 257.

  [2] 2/Bakara 152.

[3] Buhârî, “Mevâkit”, 6; Müslim, “Mesâcid”, 282.

[4] Ebû Dâvûd, Salât, 46.

[5] Müslim, Mescid, 282.

[6] Müslim, Tahâret, 41.

[7] Ebû Dâvûd, Salât, 50.

[8] Buhârî, Ezan 29-30.

[9] Tevbe 9/18.

Yazar: