Şakku'l-Kamer (Ayın Yarılması)

İnsanoğlu, ne zaman ki kendilerini Allah'ın rıza, emir ve gayesine yeniden çevirmek için bir elçi gelse, gelen elçinin tebliğine bakmak yerine, ondan tabiat ötesi deliller, alametler göstermesini istemiştir. Nitekim mûcize göstermek peygamberlerin arzusuna bağlı bir durum değildir. Ayrıca peygamberler mûcize göstermekle de mükellef kılınmamıştır. Çünkü mûcize sadece Allah'ın istek ve takdiriyle tahakkuk eder.  Yüce Allah, kibirlenenlerin söyleyecek sözü ve öne sürecekleri bir mazeretleri kalmaması ve aynı zamanda aleyhlerine bir hüccet olması için hikmeti gereği peygamberlerini açık delillerle ve mûcizelerle desteklemiştir. 

Kur’an, Hz. Muhammed (a.s)’in peygamberliğini ilan ettikten sonra O’ndan önceki peygamberlerden mûcizeler istendiği gibi kendisinden de birtakım mûcizelerin istendiğine değişik yerlerde işaret etmektedir. Bu konuda zikredilen ayetlerden en meşhuru ise “inşikâku’l-kamer” hâdisesidir. Ayın yarılması olayı, Peygamber’in en parlak mûcizelerinden biridir.

***

Bismilahirrahmanirrahim, el-hamdulillahi ala dini’l-İslam ve kemali’l -iman!

“Saat yaklaştı, ay yarıldı. Bir ayet görecek olsalar yüz çevirirler ve 'bu süregelen bir büyüdür' derler. Yalanladılar, nefislerinin heveslerini uydular. Oysa her iş yerini bulacaktır” (Kamer, 1-3).

İnşikâku’l-kamer terkibi, sözlükte “yarılmak, bölünmek” anlamına gelen inşikâk ile “ay “manasına gelen kamer kelimelerinden oluşmuş olup “ayın iki parçaya bölünmesi” demektir[1].  Şakku’l-kamer olarak da zikredilen bu hâdise Hz. Peygamber’in hayatında meydana gelen en önemli olaylardan biridir. Ulema arasında yaygın olan görüşe göre ay, Rasûlullah zamanında müşriklerin istekleri üzerine bir mûcize olarak, Allah tarafından ikiye ayrılmış sonra tekrar birleştirilmiştir. Müfessirlerin tamamına yakını da ayın Rasûlullah zamanında mûcize olarak yarıldığını kabul ederler. Delilleri ise Kamer suresinin ilgili ayetleridir ki, Taberî’nin naklettiğine göre bu âyetlerin nüzûl sebebi, Mekkelilerin Hz. Peygamber’den risaletinin doğruluğuna işaret eden bir mucîze göstermesini istemeleri[2]  ve bu konuda hadis kitaplarında geçen rivayetlerdir. Şimdi konuyla ilgili varid olan hadisleri inceleyelim.

İnşikak-ı kamerle ilgili hadisler sahabeden Abdullah b. Mes ûd, Abdullah b. Abbas, Enes b. Mâlik, Abdullah b. Ömer, Cübeyr b. Mut îm, tarafından rivâyet edilmiş olup başta Buhârî, Müslim ve Tirmizî olmak üzere Ahmed b. Hanbel, Abdurrezzak es-Sanânî, Taberânî, Hâkim en-Neysabûrî, Ebû Nuaym ve Beyhakî gibi muhaddislerin eserlerinde yer almıştır.

 

Buhârî ve Müslim'in rivayet ettiğine göre hâdiseye bizzat şahit olan Abdullah b. Mes’ud ise vukû bulan olayı şöyle nakleder: “Ay, Hz. Peygamber'in zamanında iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın bir tarafında, diğer parçası dağın diğer tarafında idi.

Hz. Peygamber bize şahit olunuz.”[3] dedi. 

Sahabenin ileri gelenlerinden Hz. Ali, İbn Mes'ûd, İbn Abbâs, İbn Ömer gibi zatların bildirdiğine göre ise Peygamberimiz (s.a.s) müşriklerin istekleri üzerine Mina'da ay yarılma mûcizesi göstermiş ve bu vak’ayı görenlere: “Şahit olunuz!” deyip onları tanık tutmuştur.

Aynı şekilde Enes b. Malik’ten rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: “Mekkeliler Allah Rasûlü’nden kendilerine bir mûcize göstermesini istediler. Allah Rasûlü de onlara, ayı iki parça olarak gösterdi. Onlar Hira dağını ayın iki parçası arasında gördüler.”[4]

Rivâyetlere göre ise müşriklerden Velid b. Muğîre, Ebu Cehl, Âs b. Hişam ve daha birçokları toplanarak Peygamberimize: “Eğer sen gerçekten peygambersen, bize Kameri (Ayı), yarısı Ebû Kubeys dağı, yarısı da Kuaykıan dağı üzerinde görülmek üzere ikiye ayır!” dediler. Peygamberimiz onlara: “Eğer bunu yaparsam, iman eder misiniz?” diye sorunca : “Evet iman ederiz.” cevabını verdiler. Ayın, iyice göründüğü on dördüncü gecesiydi. Peygamberimiz, müşriklerin istedikleri şeyin olmasını Yüce Allah'tan diledi. Yüce Allah, Ayın yarısını Ebu Kubeys dağı, yarısını da Kuaykıan dağı arasında doğdurunca, Peygamberimiz (as): “Ey Ebu Seleme b. Abdulesed! Erkam b. Ebi'l-Erkam! Şahit olunuz!” diyerek Müslümanlara; “Ey filan! Ey filan! Şahit olunuz!” diye de müşriklere seslendi. Fakat müşrikler: “Bu, Ebu Kebşe'nin oğlunun bir sihridir! Ebu Kebşe'nin oğlu sizi sihirledi! Muhammed bizi sihirledi!” dediler. Bazısı da: “Muhammed bizi sihirlediyse, bütün insanları da sihirleyemez ya! Başka beldeler halkından, yanınıza gelecek olanlara, sorun bakalım: Bunu onlar da görmüşler mi?” dedi. Her taraftan gelenlere sordular: “Evet! Onu biz de öyle gördük! Ayı ikiye yarılmış gördük!” dediler. Ayın ikiye ayrılmış olduğunu haber verdi

ler. Her taraftan gelenlerden, ayın ikiye ayrıldığını görüp de haber vermeyen bir kimse kalmadı. Fakat müşrikler bu mûcizeyi inanmak için değil, İslâm davasına engel olabilecek bir şey gözüyle baktıkları için, hâdiseyi gördükleri halde inanmadılar: “Bu, müstemir (olagelen) bir sihirdir! Ebu Talib‘in yetiminin sihri semâya da tesir etti.” dediler.

Kur'an-ı Kerîm, şakku’l-kamer vak’asını, Kıyametin yaklaştığının büyük alâmeti olarak saymıştır. Tirmizî'nin bir rivayetinde hâdisenin hem meydana geldiği zamanı, hem de yeri ve keyfiyeti tayin edilerek Abdullah ibn Mes'ud demiştir ki: “Biz bir kere Rasûlullah ile Mina'da idik. Ay iki parçaya bölündü. Bir bölüğü dağın arkasında, öbür bölüğü de berisinde idi. Bunun üzerine Rasûlullah: Şahit olunuz! Kıyamet yaklaştı, yarıldı kamer, buyurdu[5].

Ulemanın çok az bir kısmından ayın yarılması ile şirk cephesinin yarılıp yokluğa mahkûm edilmesinin kastedildiğini belirtenler de olmuştur. Kelamcılar ise ayın geçmişte yarıldığını konu edinen rivâyetleri farklı yorumlamışlardır.  İnşikâku’l- kâmerin dünyanın başka yerlerinde görüldüğünün bilinmemesi, hâdisenin bu kadar az insan tarafından rivâyet edilmesi gibi delillere dayanarak Mûtezile kelamcıları böyle bir hâdisenin gerçekleşmemiş olduğu tezini ileri sürerler.[6]

Hâsılı şakku’l kamer ile ilgili hadisler, hayli çoktur. Bütün bunlar ayetin tefsiri hakkında vârid olmuş rivâyetlerdir

Yüce Allah her şeye kâdirdir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] DİA, c.22, s.343.

[2] Taberî, Câmi’u’l-beyân, XIII, 84-85.

[3] Buhârî, Tefsir, Sûretu'l-Kamer, 1; Müslim, Kıyame, 44.

[4] Ibn Kesir, Tefsîru’l Kur’an, c.14, s.7582.

[5] Tirmizî, Tefsir Sureti'l-Kamer, 1, 3, 5.

[6] DİA, c.22, s.344.