Medine’nin En Güzel Günü

O gün, Medine’nin ve Medinelilerin yaşadığı en güzel gündü. Enes b. Malik radıyallahu anh’ın da dediği gibi Efendimizin Medine’ye girdiği günden daha güzel, daha parlak bir gün görülmemişti.[1] İnsanlar sokağa dökülmüş,“Resûlullah geldi!” diyerek coşuyor,  Mekke’den Medine’ye hicret eden ve bir süredir Allah Resûlü’nü göremeyen Muhacirler sevinç gözyaşları içerisinde hasret gideriyor; O’nu ömürlerinde ilk kez gören Medineli Müslümanlar ise tarifi imkânsız bir mutluluk yaşıyorlardı.

Resûl-i Ekrem, devesinin üzerinde şehrin sokaklarında ilerliyor, Medineli Müslümanların her biri O’nu misafir edebilmek için dil döküyor, âdeta yalvarıyordu. Sevgili Peygamberimiz ise onların hiçbirini kırmıyor, gülümseyerek şöyle buyuruyordu: “Devenin yolunu açınız, nerede duracağı ona bildirilmiştir.[2]

Gönüllerin Fatihi

Zengin Müslümanların, yemyeşil hurma bahçeleri içerisinde pek güzel evleri vardı, ama dünyaya ve içindekilere bizim baktığımız gibi bakmayan, yeryüzünde garip bir yolcu olduğunu hiç unutmayan Efendimiz, onların davetlerini kabul etmedi. O’nun gelişiyle bayram eden fakirleri, ondan başka umudu olmayan insanları hayal kırıklığına uğratmadı. Gönülleri fetheden Peygamber kimsenin gönlünü kırmadı, devenin çökeceği yere herkes gibi O da razı oldu.

Neccaroğulları’nın sokağındaki bir arsaya geldiklerinde Kusvâ yere çöktü. Onun çöktüğü yer Sehl ve Süheyl adlarındaki iki yetime aitti. Yetimler çağrıldı, Peygamber mescidinin inşası için bu arsa onlardan satın alındı. Sehl ve Süheyl arsayı bağışlamak, Allah yolunda infakta bulunmak için ne kadar uğraştılarsa da sevgili Peygamberimiz onların bu teklifini nazik bir dille reddetti. Üzerinde Mescid-i Nebevî dahi yapılacak olsa yetimleri mağdur edemezdi.[3] Sonra etrafına baktı. En yakın evin sahibi Hâlid b. Zeyd Ebû Eyyub el-Ensarî’nin evine misafir oldu.[4]

Ben de Sizi Çok Seviyorum

Kız çocukları ellerindeki deflerle şarkılar söylüyor, O’na merhaba diyorlardı: “Biz Neccar’ın kızlarıyız. Muhammed’in komşuluğuna can atarız.”

Efendimiz, kızların yanına gitti ve onlara sordu:

- Beni seviyor musunuz?

Çocuklar hep bir ağızdan cevap verdiler:

- Evet, ya Resûlallah!

Allah Resûlü’nün gönlü sevinçle doldu. Dört kız babası olan, kızlarına canı gibi bakan Peygamber, kalbinin tüm güzelliğiyle konuştu: “Vallahi, Ben de sizi çok seviyorum.”[5]

Medineli küçük kızlar bu kadar güzel sözleri belki de ilk kez duymuşlardı. Hatta bu güzel davetçi onlara daha pek çok güzelliği armağan edecekti.

Selametle Cennete Giriniz

Kalabalığın karşısında bir şeyler söylenmeliydi. Müslümanları yurtlarından eden, kendisini öldürmeye teşebbüs eden Mekkeliler hakkında ağır sözler söylenebilir; intikam yeminleri edilebilir; omuz üstünde baş, taş üstünde taş konmayacağı edebî bir dille anlatılabilirdi. Ancak O, coşkun bir topluluğun ortasında kendisini kaybeden, yapamayacağı şeyleri vaat eden ve yalan söylemekten çekinmeyen sıradan bir kimse değildi. O bambaşkaydı. Etrafını çevreleyen insanlara baktı ve şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Aranızda selâmı yayınız. Yemek yediriniz. Akrabalarınıza iyi davranınız. İnsanlar yataklarında uyurken siz kalkıp namaz kılınız.  Selametle cennete girersiniz.”[6]

Bu sözler, Allah’a çağıran, salih amel işleyen bir davetçinin sözleridir. Evini çevreleyen keskin kılıçlı savaşçılar, mağaranın ağzında tehdit savuran azılı düşmanlar, ellerindeki mızraklarıyla çölde peşine düşen bedeviler bu yüce davetçiyi istikametinden saptıramaz. Davetçi, etrafına nefret ve düşmanlık tohumları ekemez. Çölün şiddetli sıcağında gayet tehlikeli bir yolculuktan sonra, bu kadar güzel sözleri, ancak müminlerin ilki olan ve Rabbine güzel öğütle çağıran bir peygamber söyleyebilir.

Aranızda Selâmı Yayınız

Medine’de yaşayan Yahudi âlimler, O’nu tanıyabilmek için yanına yanaşır ve henüz O’nunla sohbet etmeden,  sadece duruşundan dahi O’nun peygamber olduğunu anlarlar.  Bu yüze sahip birinin yalancı olamayacağını itiraf ederler. Onlar O’nun peşinde yürürken, O’nun mübarek dilinden nübüvvetin güzellikleri dökülür: “Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.  Size, yaptığınız takdirde birbirinizi sevebileceğiniz bir şey göstereyim mi? Aranızda selâmı yayınız.[7]

Öyleyse Allah’ın selâmı hepinizin ve hepimizin üzerine olsun.   

 



[1] İbn Sa’d, Tabakat, I, 233.

[2] İbn Hişam, es-Sire, I, 495.

[3] Belazuri, Fütuhu’l- Buldan, 5.

[4] İbn Sa’d, I, 236.

[5] Diyarbekri, Hamis, I, 385.

[6] İbn Sa’d, I, 235.

[7] Müslim, İman, 93; Ebû Davûd, Edeb, 131.

Yazar: