Kardeşliğe Ne Kadar Çok İhtiyacımız Var

 

Muhammed Fesih Kaya

Yazıma kardeşliğin yazılması gereken bir duygu değil, yaşanılması gereken bir hukuk olduğu şerhi ile başlamak isterim…

Rabbimiz insanı yaratmış ve ona ruhundan üfleyerek şeref bahşetmiştir. İnsan beşerin içerisinde yer alır. Yaradılış itibariyle tüm beşer aynıdır ancak yaradılış misyonuna uygun davranan varlık ‘İNSAN’  ismini almış ve vahye muhatap olmuştur. Aslında insan muhatap olduğu vahyin emirlerini yerine  getirdiği kadar insandır. Allah insan için din olarak İslâm’ı seçmiş ve bu dini en mükemmel bir şekilde yaşayabileceği yer olarak da dünyayı yaratmıştır. 

İslam’a dair hangi alandan bahsedilirse edilsin bunun asıl anlamını İslam bütünlüğü içerisinde bulduğu unutulmamalıdır. Kardeşlik de bu çerçevede ele alınmalıdır. Biraz sonra yazacağımız ve kıyamet sabahına kadar tüm vicdan ehline örneklik oluşturacak olan muhacir ve ensar arasındaki kardeşliğin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir.

Kardeşlik bir temenninin ötesinde bir hukuk zeminine oturtulduğu zaman anlam ifade eder. İslam’ın kardeşlik hukuku ancak İslam’ın hâkim olduğu Müslüman toplumlarda tam anlamıyla gerçekleşebilir. Aksi halde beklenen tesiri ve etkiyi yapması mümkün görünmemektedir.

 Kardeş denildiğinde akla ilk, aynı anne ve babadan olan kimseler gelmektedir. Bu soy sop kardeşliğinin yanı sıra bir de aynı din ve dünya görüşüne mensup olmayı ifade eden akide kardeşliği söz konusudur. İslam’ın kardeşlik tanımı tamamıyla akide temeline dayanmaktadır. Allah Teâlâ kitabımızda şöyle buyurmaktadır:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” [1]

Kuşkusuz mümin gönülleri en sağlam ve köklü bir biçimde bağlayan bağ iman ve takva esasından kaynaklanan kardeşlik bağıdır. İslam’da kardeşlik akide temeline oturtulduğu içindir ki, müminlerin arasını bozmak, her türlü suni ayırımlar ve böbürlenmeler haram kabul edilmiştir. Irk, soy, sop, cins, renk vs. bütün bunların akideye dayalı kardeşliğin yanında bir anlamı yoktur.

İnsanların yaratılışlarının farklı farklı olması vahiy bütünlüğü içinde asıl anlamını bulmaktadır. Bununla ilgili olarak Rabbimiz şöyle buyurur;

 “Ey insanlar Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Hem sizi birbirinizle tanışasınız diye topluluklar ve kabileler haline getirdik. Hiç kuşkusuz Allah’ın katında en değerli olanınız takvaca en üstün olanınızdır.”[2]

İslam dininin tesis etmiş olduğu kardeşlik anlayışı hiçbir dinde veya ideolojide bulunmayan bir anlayıştır. Bu anlayış teorinin ötesinde hayatın içerisinde ete kemiğe bürünmüş ve bütün veçheleriyle hayatın içerisinde karşılık bulmuştur. İslam toplumlarının yaşantıları bu kardeşlik örnekleriyle doludur. Hattı zatında bunun böyle olası dinin doğası gereğidir. İstense de aksi  mümkün değildir.

İslam dininin ortaya koyduğu kardeşlik anlayışı darmadağın, bölük pörçük olmuş, bir araya gelmeleri mümkün olmayan toplulukları, ırkları bir araya getirmektedir. Hatta bunun ötesinde onları birbirlerine kardeş yaparak ortak bir idealde buluşturmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de bu mesele şöyle dile getirilir:

“Ey iman edenler Allah tan korkun ona yaraşır bir şekilde ve ancak Müslümanlar olarak can verin. Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın parçalanmayın, Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kimselerdiniz de O gönüllerinizi birleştirdi de onun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”[3]

Efendimizin; Medine’ye hicretinden sonra, Medine’nin yerlileri olan Ensar ile Mekke’den hicret etmiş olan Muhacirler arasında kardeşlik bağını tesis etmiş olması son derece önemli bir örneklik teşkil etmektedir. Bunun yeniden tefekkür edilerek güncellenmesi insanlığın geldiği olumsuz nokta açısından son derece ehemmiyetlidir.Bu ayeti kerimelerde Mevlamız İslam kardeşliğinin ne kadar büyük bir nimet olduğunu bizlere hatırlatıyor. Çünkü hatırlatma iman edenlere fayda sağlar. Yıllarca birbirine düşman olan, birbirleriyle savaşmış ve birbirlerinden esirler alan kavim ve toplulukları nasıl da bir araya getirdiğini ve onları et ile tırnak gibi meczettiğini ve bunun ne büyük nimet olduğunu dile getiriyor. Bu kardeşlik anlayışı nasıl  asr-ı saadette neşv-ü neva bulmuşsa bu gün yeryüzünde yaşayan tüm Müslümanların arasında da çağa uygun şart ve şekillerde hayat bulabilir. Yeter ki İslam için bu imkân oluşturulsun. Bu bağlamda ülkemizde kırk yıldır yaşanan adı konmamış savaşın çözümüne dair ipuçlarını bu kardeşlik anlayışında aramak gerekiyor. 

Peki ama nasıl?!...

Bu hadise Enes b. Malik’in (r.a.) evinde kırk beş muhacir ile kırk beş ensar olmak üzere doksan kişi arasında gerçekleştirilmiştir.

Peygamber Efendimizin Müslümanlar arasında tesis etmiş olduğu kardeşlik, samimiyet, sadakat ve ciddiyettin gözler önüne serilmesi bakımından şu örnek önemli olsa gerek; Efendimiz Medine’ye gelince, Abdurrahman b. Avf ile Sad b. Rebi ’yi kardeş yapmıştı. Sad Bin Rebi kardeşine şöyle sesleniyordu: “Ben ensarın en zenginiyim, malımın yarısı senindir.” Ancak bu teklif karşısında Abdurrahman ona: “Malın sana mübarek olsun, sen bana pazarın yolunu göster” diyerek aslında kardeşliğimizin birbirimize yük olmaması gerektiğini de göstermiş oldu. Her hal ve durumda kardeşliğimiz kimseye yük olmamalıdır. Yaptıklarımızı sadece Allah için yaparak ve O’ndan karşılığını beklemek suretiyle de kardeşliğimize süreklilikle birlikte itibar da kazandırmalıyız.

Günümüzde bu güzel ve soylu davranışın birçok örneğini çevremizde görüyoruz. Bu güzel davranışı fertler üzerinde görebildiğimiz gibi, kurumsal olarak da görmek mümkündür. Ülkemizdeki çeşitli hayır kurumları bu ülke insanının dişinden tırnağından artırdıklarını dünyanın yüz otuz ülkesindeki ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor.

“Allah kıyamet gününde kullarına hitaben şöyle buyuracak: Nerede benim için birbirlerini sevenler? Bu gün benim gölgemden başka bir gölgenin bulunmadığı günde o kimseleri kendi gölgemde gölgelendireceğim.”[4]

 Yine Muaz bin Cebel’in (r.a.) rivayeti ile Efendimiz (a.s.) kutsi hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Allah( cc) şöyle buyurur: Benim için birbirini sevenler, benim için bir araya gelip oturanlar, benim için birbirlerini ziyaret edenler, benim için birbirlerine yardım edenler için sevgim vacip olmuştur.”[5]

Hz. Enes bin Malik (r.a.) “Bedevinin biri gelerek Efendimiz (a.s.)’a Ya Rasûlallah, kıyamet ne zaman, diye sordu. Efendimiz (a.s.) kıyamet için ne hazırladın, deyince bedevi, Allah ve Rasûlullah’ın sevgisini diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz, sen sevdiklerinle berabersin, buyurdular.”[6]

 Aralarında kan, ırk ve akrabalık bağları olmamasına rağmen insanların birbirlerine duydukları muhabbet ve sevgi için bazı ortak noktaların olması gerekir. İşte bu ortak noktalar, din, iman ve Efendimizin siretidir. Böyle bir sevginin oluşması için asıl olan kişilerin fizikleri veya akrabalık bağları değil, amelleridir. Yani önce kişilerin amellerini sever sonradan fiziklerini severiz. Eğer tersi söz konusu olursa o zaman kişilerin Allah tarafından hoş karşılanmayacak amellerini de sevmek zorunda kalırız. Hâlbuki her zaman ve durumda ölçü, yalnızca Allah için sevmek ve yalnızca Allah için buğz etmektir. Kardeş olmak ve kardeşliğin faziletiyle ilgili olarak birçok hadis ve ayet bulunduğu erbabınca malumdur.

Bu hususta Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayet edilen bir hadisi örnek olarak sunmak yeterli olacaktır sanırım: “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, ona hainlik etmez, ona yalan söylemez ve onu yalanlamaz. Onu üzmez, her Müslüman’ın diğer Müslümanlara ırzı, malı ve kanı haramdır.              (kalbini işaret ederek) Takva buradadır. Bir insana kardeşini küçük görmesi şer olarak yeter. Biriniz diğer kardeşinizin aynasıdır, ona eza verecek şey gördüğünde onu gidersin.”[7]

 Hz. Ammar der ki: “Şu üç özeliği kendinde bulunduran kimse İmanını derli toplu hale getirmiştir:

1. İnsaflı olup başkasını kendi nefsi yerine koymasını bilen ve kendi hakkına razı olan.

2. Selamı yayarak, karşılaştığı kimselere selam verdiği gibi başkalarına da selam gönderen.

3. Kendisinin maddi imkânları iyi olmadığı halde başkalarına yardım etmeye çalışan kimse”

 Kardeşliğin karşılıklı anlayış ve dayanışma içinde devam edebilmesi için minimum bu esaslara riayet şarttır.

İmam Maverdi, Edebüd-Dünya ve Din adlı eserinde kardeşlikle ilgili şöyle der: “Ülfetin sebeplerinden birisi de kardeş olmaktır. Bu kardeşliğin devamı için; sadık bir niyet ve karşılıklı temiz bir kalp ve samimiyet gösterilmelidir.”

Sonuç olarak: İnsanların en âcizi kardeş aramakta kusur edendir, bundan daha âcizi ise bulmuş olduğu kardeşi zai edendir.

 Kardeşliklerimizin zayi edilmemesi duasıyla… 

 

 



[1]- Hucurât 49/10

[2]- Hucurât 49/13

[3]- Âli İmran 3/102-103

[4] - Müslim, Birr 37

[5] - Muvatta, Si'r 16

[6] - Buhari, Edeb,96; Müslim, Birr,161-166; Ebû Davud, Edeb,113

[7] - Müslim, Birr, 32; Tirmizî, Birr, 18