İki Dünyanın Eşiğinde – II


Kayılar ve Ertuğrul

Geri dönenler Kayı aşiretinin oldukça büyük bir bölümüydü. Ertuğrul’la kalmayı tercih edenler ise azdan da az. Eli silah tutan dört yüz erkek ve onların aileleri. Ertuğrul’sa daha çok küçük. Kimileri on dört yaşında olduğunu bile yazdılar. Yaşı kaç olursa olsun hepsinin ortak yazdıkları bir şey vardı. O da çok genç ama çok yiğit bir delikanlı olduğu.

Kılıcını Hızır’dan kuşanmış” bu yiğit Pasinler’de ne kadar kaldı bilinmez ama bir gün daha da batıya gitme vakti geldiğine karar verdiler. Yola çıktılar. Giderken soluklarını bıraktılar Erzurum’da. O yüzden 1000 yıldır değerlerine ters, yanlış insanlar pek yetişmez o topraklarda.

Sivas yakınlarına geldiklerinde iki orduyu savaşırken gördüler. Taraflardan biri yenilmek üzeredir. Kısa bir istişareden sonra yenilen tarafa yardım etmeye karar verir ve savaş meydanına dalarlar. Kayıların savaşa girişinden sonra yenilen taraf bu kez savaşı kazanır. Her şey sükûnete kavuştuktan sonra anlaşılır ki, yenilmekte olan taraf Anadolu Selçuklu ordusudur. Diğer ordu ise kimine göre Bizans kimine göre ise Moğol… Haber Anadolu Selçuklu Sultanına iletildiğinde o kadar mutlu olur ki Ankara’daki Karacadağ yöresini Kayılara yurtluk olarak verir. Elbette yardım edecekleri tarafa karar verirken sadece zayıf taraf olmaları değil, kıyafetleri ve konuştukları dilde etkili olmuştur. Ama tarihçilerin çoğu bu olaya hikâye gözüyle baktılar. Tarihçiler doğrumu düşünmektedir bilinmez ancak Yıldırım’ın onlarla aynı düşünmediği kesin. Bunu da Timur’a yazdığı mektupta olaydan gururla bahsetmesinden anlıyoruz.

Ertuğrul ve Kayılar bir sürede Ankara’da Karacadağ’da oturdular. Üstelik burada oldukça huzurlu ve rahattılar. Ama kalplerindeki bir şey onları sürekli daha batıya gitme sevdasına düşürmüştü. Daha batıda ne var onu da bilmiyorlardı. Bildikleri buraların hudut boyları olduğu, hudut boylarının da  “Dar-ûl-cihat” olduğu idi. Bu yüzden Ertuğrul oğlu Savcı bey, gönderildiği Anadolu Selçuklu sultanına öyle dedi : “Bizans’la cihat edebileceğimiz yerlere gitmek istiyoruz.” Zaten yiğitlikleriyle meşhur Kayılar sınırları korumak istiyorlarsa, Sultan’a izin vermekten başka ne düşerdi ki?…

O da öyle yaptı. Daha izin daha batı dedi. Ve Karacadağ’dan kalktılar, yine yürüdüler. Sakarya boylarına geldiler ve durdular, durduruldular.

İlahi irade Kayıları menziline getirmişti…

İki dünyanın eşiği işte burasıdır.

Kayılar, o an için ne kendilerinin buraya getirilmesindeki büyük kudretin farkındaydılar, nede kendilerinden önce oraya gelip yıllardır sabırla kendilerini bekleyenlerin!..

Önce Gelenler

Büyük buhranlar ve sıkıntı dönemleri kurtarıcılarını da içinde barındırır. Dini anlamdaki 13. yüz yıl buhranı, sapık mezhepler, itikadî bozukluklarla devam ederken Mevlanaları, Yunusları, Hoca Ahmet Yesevi talebelerini, Şey Edebalileri de içinden çıkartmıştır. Siyasi anlamda Moğolları başımıza bela ederken, Osmanlıyı da beraberinde getirmiştir.

Ümit ediyoruz ki bu gün mânâ planında yaşadığımız sıkıntılar aynı zamanda mana planındaki bir müjdenin de habercisidir.

Onlar Söğüt’e yürüyerek geldiler. Bir asır sürdü bu gelişleri. Oysa onlardan önce solukları Söğüt’e ulaşanlar vardı. Ve kendilerini bekler buldular Kayılar. Şeyh Edebali ve onun gibi sınırlarda dergâhlarını kurmuş olan Gazi Alperenleri kastediyoruz. Onları sınırlara getirense tıpkı Kayılar gibi Hazar’ın doğusunda Türkistan’da yakılmış bir meşale idi:Hoca Ahmet Yesevi

Yetiştirdiği talebelerinin çoğunu Anadolu’ya gönderdi. Kendi gelmedi ama nefesi geldi bu topraklara. Her gönül sultanının bir hikâyesi vardır. O’nun hikâyesinde de dediler ki Resûlullah altmış üç yaşında toprağın altına girdi ve gün ışığı görmedi diye altmış üç yaşına geldiğinde toprağın altına bir oda yaptırdı ve ölümüne kadar bu odada yaşadı, talebelerini yetiştirdi, gün ışığı görmedi. Oysa bu ışığın yetiştirdiği talebeler Anadolu’ya kılıçlarımızın gelişinden önce gelip buradaki kalpleri fethettiler.

İşte Şeyh Edebali’de Kayılardan önce bu topraklara geldi, dergâhını kurdu ve aziz damadını beklemeye başladı.

O günlerde Anadolu Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubad ülkesinin batı sınırlarını itaat altına almak için Bizans üzerine bir sefer düzenler. Ertuğrul bunu duyarda durur mu? O da yiğitleriyle birlikte sultanın ordusuna katılır.. Hatta onun akıncı süvarilerinin kahramanlığı sayesinde Selçuklu ordusu İznik Rum Kralı Laskaris’in ordusunu perişan eder.. O sırada Eskişehir’de olan sultan bu haberi duyunca o kadar sevinir ki Eskişehir ve çevresini Ertuğrul Gazi’ye verir.. Daha devam edecekti sultan ama duydu ki, Moğollar topraklarına girmiş, Karacahisar’ın kuşatmasını Ertuğrul Gazi’ye bırakıp geri döndü. Ertuğrul gazi sadece Karacahisarı değil, ardından Söğüt’ü de aldı. Sultan adına aldı. Ama Sultan Söğüt’ü de Domaniç’i de bu gözü pek yiğide verdi. Bu tarihten sonra Söğüdü kışlak, Domaniç’i de yaylak olarak kullanan Ertuğrul Gazi, Anadolu Selçuklu Sultanının emrindeki bir uç gazisi olarak yaşamaya devam etti.

Yazar: