Hz. Peygamber'in Yüksek Ahlakı

Prof. Dr. İsmail YİĞİT- Prof. Dr. Raşit KÜÇÜK


Peygamberler, insanlık tarihinin en üstün ahlâka sahip kişileridir. Onlar, şahıslarında hem içinde yaşadıkları topluma hem de daha sonra gelecek nesillere en iyi örnekleri sunarlar. Onların hayatları ve yaşayış tarzları, fertler ve toplumlar için en ideal örneklerdir.

Sevgili Peygamberimiz, çocukluğundan itibaren en üstün ahlâkî duygulara sahipti. Gerek çocukluk gerekse gençlik yılları, akranlarından çok farklı geçti. Kötülüklerin her çeşidinin son derece yaygın olduğu bir toplumda, Cenab-ı Hak, son peygamber olarak görevlendireceği Hz. Muhammed’i çocukluğundan itibaren cahiliyenin bütün kötülüklerinden korumuştu. Bu üstün ahlâk sahibi insan kavminin takdirini kazanmış, kendisine “el-Emin /güvenilir kişi” lakabı verilmişti. Herkes ona güvenir, doğruluğunu kabul eder, malını ona teslim ederdi.  İlk vahyin gelişinden sonra Hz. Hatice’nin Peygamberimizi teselli için söylediği şu sözler, onun peygamberlikten önceki ahlâkî durumunu ve toplumdaki mevkiini açıkça gösterir:

“Seni müjdelerim ya Muhammed!  Hayır, Allah’a yemin ederim ki, O seni hiçbir vakit utandırmaz. Çünkü sen akrabanı koruyup gözetirsin. Borçluların borcunu verirsin. Doğruluktan ayrılmazsın. Fakirlere yardım eder, misafirleri ağırlarsın. Muhtaçların ihtiyaçlarını karşılarsın.”[1]

Kur’an-ı Kerim, pek çok ayette Peygamberimizin ahlâkını metheder ve onu bize yegâne örnek olarak takdim eder. Bu ayetlerden bir kaçının anlamı şöyledir:

“Şüphesiz ki sen üstün bir ahlâk üzersin.” (Kalem 68/4) 

“Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi.” (Âl-i İmran 3/159)

“Andolsun Allah’ın Elçisi’nde sizin için, Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için, uyulacak en güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 33/21)

Hz. Aişe, Peygamberimizin ahlâkı hakkında şöyle demiştir:

Hz. Muhammed’in(s.a.s) ahlâkı Kur’an’dı. Darılırsa Kur’an darıldığı için darılır, beğenirse Kur’an beğendiği için beğenirdi.  Kendi nefsi için intikam almazdı. Kızması ve beğenmesi Allah’ın rızası içindi.”[2]

Sevgili Peygamberimiz, İslam dininin örnek insanıydı. Müslümanların nasıl olması gerektiğini canlı bir hayat olarak sergilemişti. Görevini bir hadislerinde şöyle özetlemiştir:

“Ben sadece üstün ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”[3]

Cenab-ı Allah, üstün ahlâkı tamamlamak üzere gönderdiği son peygamberini en güzel huylarla bezemişti. O Allah’a şöyle dua ederdi:

“Allah’ım, yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlâkımı da güzelleştir. Beni kötü ve hoşa gitmeyen huylardan uzak tut. Allah’ım, beni en güzel ahlâka yönelt. Ona yöneltecek yalnızca sendin.“[4]

Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurur:

“Bana en sevimlileriniz ve kıyamet gününde bana en yakın olacak olanlarınız, ahlâkı en güzel olanlarınızdır.”[5]

Hz. Peygamber, en faziletli amelin güzel ahlâk olduğunu söylerdi. Ona göre din, güzel ahlâktan ibaretti. Cennete ancak iyi ahlâk sahibi olanlar girebilirdi. Onun bazı hadislerinde anlatılan şu tavsiyeler önemlidir: Kötü ahlâk, iyileri yer bitirir, ibadet ve tâatleri boşa çıkarır. Sahibini cehenneme sevkeder. Nitekim kendisine gündüzleri oruçlu, geceleri de namazlı geçiren; fakat kötü huylu, diliyle komşularına rahat vermeyen bir kadından bahsedilince: “Onda hayır yoktur ve o cehennemliklerdendir.”[6]buyurmuştur.

Samimilik ve sadelik, Peygamberimizin en önde gelen vasfıydı. Son derece mütevazı idi.[7] Sade giyinir, sade yer içer, sade yaşardı.  Dünya malına gerektiğinden fazla önem vermezdi. Dünya ile olan alâkasını şöyle açıklamıştır:

“Benim dünya ile alâkam, yolda giderken bir ağaca yaslanıp, dinlenmek için o ağacın gölgesine sığınan, sonra yine yoluna devam eden bir yolcuya benzer.”[8]

Evinin tüm mefruşatı bir yatak, bir hasır, bir toprak su kabı gibi birkaç basit eşyadan ibaretti. Birçok günlerini yemeksiz geçirdiği, aylarca evinde ateş yanmadığı olurdu. Nitekim Hz. Âişe Vâlidemiz şöyle demiştir:

“Bir ay gelir geçerdi de biz Muhammed ailesinin odalarından hiçbirinde duman tüttüğünü görmezdik.”[9] Böyle günlerde bütün aile yalnızca hurma ile iktifa ederdi. Peygamberimiz hiçbir yemeği beğenmezlik etmezdi. Arzusu olursa yer, olmazsa bırakırdı.

Temizliği çok severdi. “Temizlik imanın yarısıdır.” derdi.[10]Elbise ve vücut temizliğine çok önem verirdi.  Aynı şekilde oturduğu yerin ve çevrenin temizliğine de itina gösterir, ashâbını da bu yönde teşvik ederdi. Kötü koku veren şeylerden hoşlanmazdı. Soğan ve sarımsak yiyenlerin ağız kokuları gidinceye kadar camiden uzak durmalarını isterdi.  Yemekten evvel ve sonra ellerini yıkar, yemeğe mutlaka besmele ile başlardı.  Özellikle yemekten sonra diş fırçası olarak misvak kullanırdı. Saçını ve sakalını yıkayıp tarar, güzel kokular sürerdi. Ashâbını da bu hususlarda uyarır, temizliğin her çeşidine dikkat etmelerini isterlerdi.

Boş vakit geçirmez, zamanı çok iyi değerlendirirdi. Gündüzleri ailesinin ve toplumun işleri ile meşgul olur, geceleri ise az uyur, çok ibadet ederdi. Bütün gece uyumayı iyi karşılamaz, ashâbına da bu yönde tavsiyelerde bulunurdu.

İki şey arasında serbest bırakıldığı zaman Allah’ın hoşnutluğuna uygun olmak şartıyla, daima kolay olanını seçerdi. Günah olan işlerden son derece kaçınırdı.[11]Hiç kötü söz söylemez, kimseye kötülük yapmazdı. Kimsenin gönlünü kırmaz, hiç kimseyi hor görmezdi. 10 yıl hizmetinde bulunan Enes b. Mâlik, onun kendisine karşı “öf” dediğini bile duymadığını söylemiştir.[12] Kendisine karşı her türlü kötülükleri yapanlara karşı dahi nefsi için kızmaz, daima onlara hayır dua ederdi.

Herkese karşı âdil davranır, hak sahibine hakkını verirdi. Toplumun ayakta durmasını, adalet ilkesinin sağlam olmasına bağlardı. Düşmanlarına karşı bile âdil idi. Her konuda olduğu gibi adalet konusunda da yegâne ölçüsü Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü idi. Ashâbına da adaletli olmalarını, ölçü ve tartıda hakkâniyetten ayrılmamalarını tavsiye ederdi.  Özellikle idarecilerin ve amirlerin adaletli olmalarına itina gösterirdi.  Hâkimlerin öfkeli iken iki kişi arasında hüküm vermemelerini tavsiye ederdi.  Bir Müslüman’ın, Müslüman kardeşine zulmetmemesi gerektiğini söylerdi. Bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduklarını hatırlatırdı.  Kadınlara karşı adalet ilkelerinin hassasiyetle korunmasını isterdi. Daha önceki ümmetlerin helâk oluş sebeplerinin başında, adaletten ayrılmalarının geldiğini, dolayısıyla adaletten uzaklaşan toplumların da helak olacaklarını bildirmişti.

Peygamberimiz, doğru sözlü ve doğru işli idi. Hayatının her safhasında doğruluk onun şiârı olmuştu. Yalandan ve yalancılardan nefret ederdi. Doğru olanların ulaşacakları mükâfatları, yalancıların kavuşacakları cezaları sık sık dile getirirdi. Düşmanları bile onun doğruluğunu kabul etmişlerdi.  Peygamberimiz iyi bir Müslüman’ın asla yalan söyleyemeyeceğini hatırlatırdı. Ashâbına en sık tavsiye ettiği konulardan biri de doğruluktu. Doğruluğun iyiliğe, iyiliğinde cennete götüreceğini; yalanın ise kötülüğe, kötülüğün ise cehenneme sevkedeceğini söylerdi. Yalan söylemeyi münafıklık alametlerinden biri kabul ederdi. Bir söz verildiği zaman bu sözde durulması gerektiğini söylerdi. Kişinin kendi aleyhine bile olsa, doğru söylemesi gerektiğini hatırlatırdı. Yalan şahitliğinin, en büyük günahların önde gelenlerinden olduğunu söylemiştir.

Emanete riâyet etmek, Peygamberimizin en önemli prensiplerinden biriydi. “Emanete hıyanet edenler bizden değildir.” derdi. Önce de geçtiği gibi herkes onun “emin” olduğuna şahitlik ederdi.  Herkesin bir sorumluluğunun bulunduğunu ve bu konuda hesaba çekileceğini ashâbına sıkça hatırlatırdı.  Emanete riayetin imanın temellerinden olduğunu bildirirken, sır saklamayı da emanet olarak vasıflandırır, özellikle buna önem verirdi.

Peygamber Efendimizin sabır konusundaki önderliği ise şaşılacak derecede ileridir. İslam’ı tebliğ ederken müşriklerin yaptığı bütün kötülüklere karşı sabırlı davranmıştır. Hayatı boyunca bütün eza-cefalara ve kendisine yapılan uygunsuz davranışlara sabretmesini bilmiştir. Kur’an-ı Kerim, hem Peygamber’e hem de mü’minlere sık sık sabrı tavsiye eder. Peygamberimiz 23 yıllık risalet döneminde sabrın en güzel numunelerini göstermiş, ashabını da bu yolda eğitmiştir. Müşriklerin işkencelerinden kendisine şikâyette bulunan arkadaşlarına sabretmelerini tavsiye etmiş ve bunun karşılığının cennet olduğunu müjdelemiştir.[13]

Peygamberimiz, konuştuğu zaman sözlerini ayıra ayıra söylerdi. Dinleyenler O’nun söylediklerini iyice anlar, hatta ezberleyebilirlerdi. Söylediklerinin iyi anlaşılabilmesi için bazen sözlerini üç defa tekrarlardı. Başkalarının sözlerini dikkatle dinler, onların konuşmalarını kesmezdi. Herkes gülerken O yalnızca tebessüm eder, asla kahkaha ile gülmezdi.[14]

Yolda giderken karşılaştığı herkese selam verirdi. Selam verenlerin de selamlarını alırdı. Fakirleri sever onları kendi sofrasına çağırır, bazen de zengin ashabı arasında dağıtırdı. Hiçbir fakir ve muhtacı geri çevirmezdi. Eline bir mal veya para geçtiğinde hemen dağıtırdı. Sadaka almaz, hediyeyi ise kabul ederdi. Zengin-fakir, efendi-köle, büyük-küçük ayrımı yapmazdı. Ziyaretine gelenleri nezaketle karşılar, iyi bir şekilde ağırlardı. Herkese güler yüz gösterirdi. Misafirlerine bizzat kendisi hizmet ederdi.

Ev işlerinde hanımlarına yardımcı olurdu.[15]Kendi işlerini çoğu kere kendisi görürdü. Yetimlere, acizlere, öksüz ve kimsesizlere çok şefkat gösterirdi. Çocukları çok sever, yolda karşılaştığı çocuklara selam verir, onları okşardı. Son derece merhametliydi. Hem insanlara hem de hayvanlara karşı merhametli davranırdı.

Güler yüzlü, tatlı sözlü ve ince ruhluydu. Hastaları ziyaret eder, cenaze törenlerine katılırdı. Yapılan davetleri reddetmezdi. Üstün hayâ sahibiydi. Hayânın imandan olduğunu söylerdi.[16] Cömertlikte dengi yoktu. Özellikle Ramazan ayında daha da cömert davranırdı.[17]

Sevgili Peygamberimiz, son derece cesurdu. Düşmanlarından zerre kadar korkmaz, Allah yolunda karşılaştığı her türlü kötülüğü sabırla karşılardı. Ordunun dağılmaya yüz tuttuğu yerde, olduğu yerde kalarak sebat eder, O’nun bu cesareti ashabını yeniden etrafında toplamaya yeterdi. Kılıçlarının, kalkanlarının, yaylarının, oklarının, atlarının, develerinin isimleri dahi cesaret ve kahramanlık ifade eden isimlerdi.

Ahlakı Kur’an olan Peygamberimiz, siyasî ve askerî deha sahibiydi. Bu sayede insanlık tarihinin en büyük inkılabını gerçekleştirdi. Bu kadar kısa bir süre içinde O’nun başardığını gerçekleştiren bir başka lider veya kahraman görülmemiştir. Cehaletin karanlığına bürünmüş, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapan, her şeyi onlardan bekleyen Arap toplumunu, 23 yıl gibi kısa bir süre içinde İslam dininin nurlu aydınlığına çıkarmayı başarmış, insanlık için en yüksek medeniyeti tesis etmişti. Bu medeniyeti insan cesetleri üzerine değil, sevgi ve kardeşlik esası üzerine kurdu. Çünkü kendisine vahyedilen İslam dini, insanlığı kurtarmak gayesini güdüyordu. Sevgili Peygamberimiz, yaptığı savaşlarda kan dökülmemesi için büyük gayret gösterirdi. Bu savaşlarda şehid olan arkadaşlarıyla ölen düşman askerlerinin toplam sayısı 400’e dahi ulaşmıyordu.[18]Zira O, kan dökülmemesi için gerekli tüm tedbirleri alıyordu. O’nun gayesi insanları öldürmek değil, gerçek kurtuluşa kavuşturmaktı. Diğer din mensuplarını önce İslam’a çağırıyor, kabul etmedikleri takdirde İslam’ın hâkimiyetine girmeye davet ediyordu. Ancak bu iki teklif de kabul edilmezse savaşmak zorunda kalıyordu. Kendisiyle savaşanlara nefsi için kin beslemiyor, çoğunlukla onları affediyordu. O’nun bu uygulamaları, çoğu kere esirlerin, İslam’ı gönül rızasıyla kabulüne sebep oluyordu.

 

 

 



*Bu yazı hocalarımızın izniyle Hz. Muhammed adlı eserden alınmıştır.

[1]Buhari, Bed’u’l-Vahy 3.

[2]Buhari, Menakıb 23; Müslim Müsafirin 139.

[3]Muvatta, Husnü’l-Huluk 8; Ahmed b. Hanbel, Müsned II,381.

[4]Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 403.

[5]Tirmizi, Sünen, Birr 71.

[6]Hûfî, s. 59.

[7]Bkz. KâdıIyaz, Şifa-i Şerif, s. 102-103; Ali Yardım, 405-414; İbrahim Bayraktar, Hz. Peygamber’in Şemaili, s.80-82.

[8]Tirmizi, Sünen,Zühd 44; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 391,441.

[9] İbn Mace, ZÜhd 10.

[10] Müslim Taharet 1, Tirmizi, Daavât 86.

[11]Buhari, Menakıb 23, Edeb 80; Müslim Fezâil 77-78.

[12]Buhari, Savm 53, Menakıb 23; Müslim Fezâil82.

[13]Bkz. KâdıIyaz, s. 86-90; İbrahim Bayraktar, s.91-92.

[14]Buhari, Edeb 68; Müslim, İstiskâ 18.

[15]Buhari, Ezan 44, Nafakât 8.

[16]Buhari, İman 3.

[17]Buhari, Menakıb 23.

[18]Bkz. Hamidullah, Hz. Peygamber’in Savaşları, 21.