Hz. Hebbâr b. Esved

Merhametin Böylesi

 

Yüreği sevgi ve merhamet dolu Nebiyi üzüntüye boğan, Onu derin acılar içinde bırakan bir kimsenin hikâyesidir bu. Ömrünü Allah’a ve Rasûlüne karşı savaşmaya adamış, âlemlere rahmet olarak gönderilen mübarek elçiye kin ve nefret duyan bir adamın hikâyesi. Rasûl-i Ekremin kızı Zeyneb’e mızrağıyla saldıran,  onun şehid olmasına sebep olan bir katilin ve derin bir pişmanlığın; Hebbâr b. Esved’in hikâyesi.

 

Azılı Bir İslâm Düşmanı: Esved b. Muttalib

Hebbâr, Esved b. Muttalib’in oğludur.[1]O, İslâm davetinin başladığı ilk günden itibaren Efendimiz ile mücadele eden, İslâm’ı yok etmek için bütün gücüyle çalışan azılı bir Allah düşmanıdır. İleri yaşına rağmen, İslâm’a karşı yapılan bütün düşmanlıkların içinde olan, Peygamberimiz ve ashâbı ile alay eden, Kur’ân-ı Kerim’i hafife alan, kıyamete ve yeniden dirileceğine inanmayan bir kâfirdir o.

Allah Rasûlü ve ashâbına yapılan bütün baskı ve işkencelere rağmen onların dinlerinden dönmeyişleri, İslâm’a koşan insanların sayısının her geçen gün artması, Kureyş’in ileri gelenlerini yeni arayışlara sürükledi. Müşrikler, Efendimize reddedemeyeceğini düşündükleri teklifler götürmeye ve bu şekilde İslâm’dan kurtularak zulüm üzerine inşa ettikleri hayat şekillerini korumaya karar verdiler.

 

Yeni Bir Kur’ân İsteği

Esved b. Muttalib ve arkadaşları, Allah Rasûlünün yanına gelerek şu teklifte bulundular: “Bizim Sana iman etmemizi istiyorsan bu Kur’ân’ı değiştir. Lât ve Uzzâ’yıeleştirmeyen, içinde âhiretin, cennetin ve cehennemin olmadığı; hoşumuza gitmeyen, bizi öfkelendiren hükümlerin çıkarıldığı yeni bir Kur’ân getir.”

Peygamber Efendimiz onlara şu âyet-i kerimelerle cevap verdi:

“Benim, onu kendime göre değiştirmem olacak şey değil. Ben ancak Bana vahyedilene uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, korkunç bir günün azabından korkarım. De ki: Şayet Allah dileseydi, bana bu Kur’ân’ı indirmezdi. Ben de onu size okumazdım ve Allah onu size bildirmezdi. Ben ondan önce ömrümü sizin aranızda geçirdim. Hâlâ düşünemiyor musunuz?”[2]

Kırk yıllık ömrünü Mekke’de geçiren, okuma yazma bilmeyen, fazilet sahibi bir kimseye, güzel ahlakın zirvesine yapılan bu teklif ne kadar büyük bir ayıptır! Kur’ân’ı Allah Rasûlünün kendi eseri gibi göstermek, ancak Esved gibi kalbi kararmış, aklını yitirmiş zalimlerin yapabileceği bir iştir.

 

“Ben Ancak Sizin Canınızı Alacak Olan Allah’a Kulluk Ederim”

Allah Rasûlünün kesin olan bu cevabı Mekkeli zalimlerin uzlaşma çabalarını engelleyemedi. Esved ve arkadaşları kısa bir süre sonra yeniden Efendimizin karşısına çıktılar ve Ona şöyle dediler: “Sana bir teklifimiz daha var. Eğer kabul edersen hem Senin için hem de bizim için çok iyi olur. Gel bizim dinimize tâbi ol. Biz de Senin dinine tâbi olalım. Sen Lât ve Uzzâ’ya secde et. Biz de Senin Rabbine secde edelim. İster bir yıl, ister bir ay hatta bir gün bile olsa bizim ilahlarımıza ibadet et. Bu süre boyunca biz de Senin ilahına ibadet edelim. Bu şekilde aramızdaki düşmanlık son bulsun, yeniden barış meydana gelsin.”

Muhammed aleyhisselâm onların bu tekliflerini de reddederek şu âyet-i kerimeyi okudu: “De ki: Ey insanlar! Benim dinimden kuşku duyuyorsanız, iyi biliniz ki Ben, Allah’ı bırakıp da sizin kulluk ettiğiniz varlıklara asla kul olmam. Ben ancak sizin canınızı alacak olan Allah’a ibadet ederim. Çünkü ben müminlerden olmakla emrolundum.”[3]

 

Ey Kâfirler! Ben Sizin İbadet Ettiklerinize İbadet Etmem

Bunun üzerine müşrikler tekliflerini şöyle sürdürdüler: “Öyle ise, bari ilahlarımıza elini sür. Biz de seni tasdik edelim ve Senin ilahına tapalım.”

Allah Rasûlü onları terk edip evine gitti. Ertesi gün yanlarına geldiğinde onların bütün heveslerini kursaklarında bırakan şu âyetleri okudu: “De ki: Ey kâfirler! Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem. Siz de Benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz. Ben sizin ibadet ettiğinize asla ibadet etme­yeceğim. Siz de Benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Sizin dininiz si­ze, Benim dinim de Banadır.”[4]

Bu âyetler, Esved ve arkadaşlarının suratlarında bir tokat gibi patladı. Gerçekte onlar sundukları tekliflerde hiç de samimi değillerdi. Onların amacı İslâm davetçisinin yüreğine şüphe sokmak, Onun zihnini meşgul etmek ve Onu taviz vermeye zorlamaktı. Allah Rasûlü taviz verdiğinde onlar bu dinin Allah’ın dini olmadığını, Efendimizin dünyevi maksatlarla böyle bir davaya kalkıştığını iddia edeceklerdi. Verilen ilk taviz yeni tavizleri getirecek, hem dava hem de davetçi zalimlerin oyuncağı hâline gelecek ve yok olup gidecekti. Ancak Rabbimiz, İslâm’ın mübarek davetçisini bu tuzaklardan muhafaza buyurdu. Rabbimiz bütün davetçileri, zalimlerin yaldızlı sözlerine kanarak âhiretlerini heba etmelerinden muhafaza buyursun.

 

Gözleri Kör Kulakları Sağır

Allah Rasûlü İslâm’ı anlatmaktan nasıl bir adım geri durmadı ise Esved b. Muttalib de Onunla mücadele etmekten geri kalmadı. Gün oldu Efendimiz, Esved’in gözünün önünde mucizeler gösterdi. Ayın bir parçası Nur Dağı’nın bir yanına, bir parçası diğer yanına kondu da bu Esved ve arkadaşlarının ancak inkârını artırdı. Onlar, bu sürüp gelen bir büyüdür, diyerek Âd ve Semûd kavminin yolunu takip ettiler.[5]

İslâm davetine karşı gözleri kör, kulakları sağır ve yüreği mühürlenmiş olan Esved, Efendimizin bedduası üzerine gözlerini kaybetti.[6] Artık yaşı oldukça ilerleyen Esved b. Muttalib, Allah’ın dinine karşı mücadele etme vazifesini oğullarına bıraktı.

 

İntikam Ateşi

Hebbâr b. Esved böyle azılı bir kâfirin evinde amansız bir İslâm düşmanı olarak yetişti. Bedir Ovası’nda yapılan savaşta, kardeşleri Zem’a b. Esved ve Akil b. Esved ile yeğeni Haris b. Zem’a Müslümanlar tarafından öldürülünce yüreğindeki kin ve nefret, intikam ateşi ile birleşti.[7] Ne pahasına olursa olsun kardeşlerinin intikamını almalı, Muhammed aleyhisselâma ve Müslümanlara unutamayacakları bir ders vermeliydi. Kısa bir süre sonra Hebbâr b. Esved’in eline çok önemli bir fırsat geçti.

 

Hz. Zeyneb’in Hicreti

Efendimiz aleyhisselâmın Müslüman olmayan damadı Ebû’l-Âs b. Rebî’ Bedir’de Müslümanlar tarafından esir alınmıştı. Hz. Zeyneb, yıllar önce annesi Hz. Hatice’nin kendisine armağan ettiği gerdanlığını kocasının fidyesi olarak Medine’ye göndermiş, Rasûl-i Ekrem bu gerdanlığı görünce çok duygulanmıştı. Allah Rasûlü kızının gerdanlığını almamış, Ebû’l-Âs’ı bedelsiz bir şekilde serbest bırakmış, buna karşılık kızı Zeyneb’i Medine’ye göndermesini Ebû’l–Âs’tan istemişti. Ebu’l-Âs bu isteği kabul ederek Mekke’ye dönmüştü.

İslâm ordusu Bedir Savaşı’ndan muzaffer bir şekilde dönerken Medine’de, Rasûlullahın kızı Rukiyye’nin yası tutuluyordu. Rasûl-i Ekrem kızının vefatına çok üzülmüş, uzun bir süredir göremediği diğer kızı Zeyneb’i Medine’ye getirterek, Rukiyye’nin acısını onunla dindirmek istemişti.

 

Hebbâr’ın İntikamı

Medine’ye, babasının yanına gitmek üzere hazırlıklarını tamamlayan Hz. Zeyneb, kayınbiraderi Kinâne ile birlikte yola çıktı. Kinâne, Hz. Zeyneb’i Mekke sınırına kadar götürecek, burada kendilerini bekleyen sahâbîlere teslim edip geri dönecekti.

Hebbâr b. Esved bu durumu öğrenir öğrenmez arkadaşlarıyla birlikte harekete geçti.[8]Zî Tuvâ denilen mevkide Hz. Zeyneb’e yetişti. Hz. Zeyneb, devesinin üzerindeki hevdecin içindeydi. Hebbâr mızrağıyla saldırarak Hz. Zeyneb’i devesinden düşürdü. Hevdec bir kayaya çarpmış, o sırada hamile olan Hz. Zeyneb çocuğunu kaybetmiş, vücudu kanlar içinde kalmıştı.[9]Hebbâr’ın amacı belki de Zeyneb’i öldürmekti ancak Zeyneb’in kayınbiraderi buna fırsat vermedi.

 

Hz. Zeyneb’in Şehadeti

Mekke’den ancak birkaç gün sonra büyük zorluklarla ayrılabilen Hz. Zeyneb, Medine’ye babasına kavuştuysa da bir daha sağlığına kavuşamadı. Yaraları yıllar boyu bir türlü iyileşmeyen Hz. Zeyneb hicretin sekizinci yılında otuz yaşındayken vefat etti. Sahâbîler onun hicret sırasında aldığı yaralar sebebiyle şehid olduğunu söylüyorlardı. Allah Rasûlü'nün sevgili kızı Allah yolunda şehid olmuştu.[10]Efendimiz ona olan sevgisini, bu benim en hayırlı kızımdır, benim uğrumda nice sıkıntılar çekmiştir, diyerek ifade etmişti.[11]

Savaşta bile kadınlara silah doğrultulmazken savunmasız, silahsız üstelik hamile olan bir kadına mızrakla hücum etmenin izahı ne olabilirdi? Vahşetin bu denlisi Hz. Hamza’yı öldürüp vücudunu parçalayanların bile aklına gelmezdi.

 

Ölüm Emri

Peygamber Efendimiz kızının başına gelenlere ve torununun vefatına çok üzüldü. Kızına saldıranlara karşı yüreği öfke ile doldu. Hemen bir müfreze hazırlayarak canilerin üzerine gönderdi. Müfrezede bulunan askerlere kesin bir talimat verdi: “Hebbâr b. Esved ve Nâfi b. Kays’ı yakaladığınızda onları ateşte yakın.” Fakat kısa bir süre sonra verdiği emri değiştirdi: “Ateşle azap etmek yalnızca Allah’a mahsustur. Siz onları yakaladığınızda öldürün.”[12]

Müfreze yola çıktı, her yeri aradı ancak Hebbâr’ın izine rastlanamadığı için geri döndü. Hebbâr ise okuduğu şiirlerle İslâm’a ve İslâm’ın yüce Peygamberine hakaretler yağdırmaya devam etti. Yıllar geçmiş İslâm ordusu Mekke’ye girdiğinde Allah Rasûlü bütün Mekkelileri affetmişti. Ancak birkaç kişi vardı ki onlar bu affın dışında tutuldu. İslâm’a ve Müslümanlara büyük zararlar veren bu kimseler nerede olursa olsun idam edilecekti. Hebbâr b. Esved idamına ferman verilenlerin en başındaydı.[13]

 

Bu Suçun Affı Var mıdır?

Yaptıklarının unutulmayacağını ve mutlaka cezalandırılacağını bilen Hebbâr, Müslümanlar Mekke’ye girmeden evvel şehri terk etmiş, sırra kadem basmıştı. Kaçmayı, başka ülkelere gitmeyi düşündü ama nereye gidebilir ve bu kaçış daha ne kadar sürebilirdi? Artık putlarına olan inancı da kalmamış, bu zamana kadar yaptığı mücadelenin boşuna olduğunu anlamıştı. Allah Rasûlü'ne gitmek ve Ondan af dilemek istedi. Yıllar süren düşmanlığını, Hz. Zeyneb’e yaptığı vahşi saldırıyı ve onun ölümüne sebep olduğunu hatırladı.

Acaba Allah Rasûlü kızının katilini affeder miydi? Çocuklarını çok seven Peygamber, kızının yıllarca acı çekmesine ve genç yaşta vefat etmesine sebep olan bir adamı bağışlar mıydı? Kim eline bir fırsat geçtiğinde intikamını almaz, hele hele çocuğunun katiline dünyayı dar etmez ki, diye defalarca kendine sordu. Çaresiz kalmıştı. Nihayet Efendimizin yanına gitmeye karar verdi.

 

Efendimizin Huzurunda

İslâm ordusu Taif ile Mekke arasında bulunan Ci’râne mevkiinde iken Hebbâr çıkageldi.[14] Allah Rasûlü, ashâbı ile mescitte oturduğu sırada Hebbâr b. Esved mescidin kapısında belirdi. Sonra bir uğultu duyuldu. “Bu, Hebbâr b. Esved!” sesleri yayıldı. Hebbâr, Allah Rasûlü'nün düşmanı, Rasûlullahın kızının katili, Rasûlü en çok üzen, Onu en çok öfkelendiren Hebbâr… Sahâbîler onu öldürmek üzere saldırıya geçti. Öyle ki insanlar Hebbâr’ı öldürmek için birbirlerini ezecek hâle geldi. Tam bu sırada Allah Rasûlü ashâbına müdahale ederek onları durdurdu. Hebbâr’ı çağırdı ve oturmasını istedi. Hebbâr, Efendimizin karşısına geçerek konuşmaya başladı:

 

“Ya Rasûlallah, Beni Affet!”

“Şehirden, Senden kaçtım. Yabancı diyarlarda kalmak istedim. Sonra, Senin faziletini, iyiliğini, merhametini ve Sana kendi cahilliklerinden dolayı kötülük yapanları bağışladığını hatırladım. Sana dönmeye karar verdim. Ya Rasûlallah! Biz, şirk ehlindendik, Allah Azze ve Celle Senin vesilen ile bize hidayet verdi. Bizi, helak olmaktan kurtardı. Benim cahilliğime bakma, beni affet. Sana karşı olan kötü hâl ve hareketlerimi, günahlarımı biliyorum. Hayatımı Sana karşı kötülüklerle geçirdim. Sana yaptığım kötülükleri bağışla! Suçumu kabul, günahımı itiraf ediyorum. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Onun kulu ve rasûlüdür.”[15]

 

İslâm Önceki Günahları Yok Eder

Allah Rasûlü, Hebbâr’ın af talebini hiç tereddüt etmeden kabul etti. Ancak sahâbîler Hebbâr’ın işlediği kötülükleri hatırlatarak ona sataşmaya, kötü sözler söylemeye devam ettiler. Sahâbîlerden bazılarına göre Hebbâr, o kadar kötü biriydi ki Allah Celle ona iman nimetini tattırmayacaktı.[16] Fakat Efendimiz onlarla aynı düşüncede değildi. Hebbâr hakkında kötü sözler söylenmesini yasakladı ve şöyle buyurdu:

 “Allah, seni en güzel şekilde İslâm’la hidayete erdirdi. Üstelik İslâm kendinden önceki günahları siler.”[17]

Rasûlullahın merhamet ettiği, özrünü kabul ettiği Hebbâr b. Esved iyi bir Müslüman oldu ve bu şekilde vefat etti.[18] Onun neslinden gelen Ömer b. Abdulaziz b. Münzir, Hind topraklarında cihad eden ordunun komutanı oldu.[19] Allah Hebbâr’a ve bütün müminlere rahmet eylesin. Kızının katilini bağışlayan Nebinin ümmetine, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet bahşetsin. Âmin

Muttakiler, bollukta da darlıkta da veren, öfkelerine hâkim olan ve insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah iyilik edenleri sever.[20]

 

 



[1]İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V,360; İbnAbdülber,İstî’âb, IV,1536;İbn Hacer, el-İsâbe, XI, 204.

[2]YûnusSûresi 10/ 15-16.

[3]YûnusSûresi10/104.

[4]KâfirûnSûresi, 109/1-6.

[5]Kamer Sûresi54/3.

[6]İbnHişâm, es-Sîre, II, 50-51.

[7]Vâkıdî, el-Meğâzî,I, 115,123,148.

[8]İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V,360; İbnAbdülber, İstî’âb,IV, 1536; Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf,I, 357.

[9]Vâkıdî, el-Meğâzî, II,857;İbnHişâm, II, 309;İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V,360;İbnSeyyidi’n-nâs, Uyûnu’l-eser, II, 238.

[10]İbnSa’d,et-Tabakât,VIII, 34.

[11]Heysemî, Mecmau’z-zevâid,IX, 213; ed-Dımaşkî, Subülü’l-hüdâ,XI,43.

[12]Vâkıdî, el-Meğâzî, II,857;İbnHişâm, II, 312;İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 360; İbnAbdülber, İstî’âb,IV,1536.

[13]Vâkıdî, el-Meğâzî, II,825, 857.

[14]İbn Hacer, el-İsâbe, XI,206.

[15]Vâkıdî, el-Meğâzî, II,858; İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 360; İbn Hacer, el-İsâbe, XI,206.

[16]Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, 358.

[17]Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 857-859; İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V,360; İbn Hacer, el-İsâbe, XI,206-207.

[18]İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V,360; İbnAbdülber, İstî’âb,IV, 1536.

[19] Nuri Topaoğlu, “Hebbâr b. Esved”, DİA, XVII, 148.

[20]Âl-i İmran Sûresi 3/134.

 

 

Yazar: