Âs b. Vâil

Mekke sokaklarında İslam’ın mesajı gür bir sedayla yankılanmaya başladığı andan itibaren ona karşı çıkanlar hep olmuştur. Efendimizin (s.a.s), cahilî hayat tarzını hiçe sayan, bu meydan okuyuşu karşısında söyleyecek sözleri olmayan müşrikler, her türlü yönteme başvurarak İslâm’ın parlayan nurunu söndürmeye, kendi kurdukları acımasız düzeni korumaya çalıştılar.  Rasûl-i Ekrem’in davetine Kureyş’in diğer kolları gibi Beni Sehm de şiddetli tepki gösterdi. Ebû Talib’e nispet edilen bir şiirde İslamiyet’e ve Hz. Muhammed’e düşmanlıkta ileri giden kabileler arasında Beni Sehm de zikredilir.[1]

Kabileye adını veren Sehm b. Amr b. Hüsays b. Ka’b b. Lüey b. Galib b. Fihr’dir ve bu kabile Kureyş’in on kolundan birini meydana getirir. Beni Sehm tarafından kazılan Gamr ve Meramram (Ramram) kuyularından şehir halkı ve hacılar istifade ediyordu. İslam öncesinde Mekke ve Kâbe ile ilgili hizmetlerden hükûme (hakemlik) ve emval-i muhaccere (putlara adanan malların korunması) görevi Beni Sehm’den Haris b. Kays tarafından yerine getiriliyordu. 

Tekasür Suresi’nin bu kabile hakkında indiği rivayet edilir. Habeşistan hicretlerine Beni Sehm’den katılanların olması bu kabile içerisinden ilk yıllarda İslamiyet’i kabul edenler olduğunu göstermektedir.[2]

Âs b. Vâil

Cahiliye döneminde Sehmoğulları’nın reisliğini Kur’an’ın ebter diye vasıflandırdığı müşrik Âs b. Vâil yapıyordu.  Adı el- Âsi diye de söylenirdi. Mekke’nin ileri gelenlerinden olup kendisine saygı duyulur, sözü dinlenirdi. el-Âsi’nin teklifi reddedilmezdi. Âs b. Vail’in Mekke müşrikleri üzerindeki etkisi İslam ümmetinin firavunu Ebû Cehilden aşağı değildi. Güçsüz ve kimsesizlere yaptığı zulümlerle tanınmıştı ve İslam’ın azılı düşmanlarındandı. Rasûlullah’a karşı yapılan her saldırı ve suikast girişiminde Âs’ın desteği ve parmağı vardır.

İslam davetine karşı olan kabileleri ve reislerini, yeni dine karşı oluşları bakımından sınıflandırmaya tabi tuttuğumuzda en sert muhalefet yapanların şu kimselerden oluştuğunu görürüz: Ebû Cehil, Velid b. Muğire, Ubey b. Halef, Ümeyye b. Halef, Âs b. Vâil, Nadr b. Hâris, Ebû’l-Eşdeyn, Ahnes b. Şerik, Ebû Leheb ve Ukbe b. Ebî Muayt[3]

Âs b. Vail, cahiliye döneminde haram aylarda yapılan Ficar savaşlarına kabilesinin başında katıldı. Hanımlarından Ümmü Harmele bint Hişam, Ebû Cehil’in kız kardeşidir ve Hişam b. Âs’ın (r.anh) annesidir. İslam Tarihi’nin önemli şahsiyetlerinden biri olan büyük oğlu Amr’ın annesi ise Nabiğa bint Huzeyme’dir. Âs, Ebû Amr künyesiyle de tanınır, atları ve develeri tedavi etmedeki maharetiyle bilinirdi.

Oğullarından Hişam, ilk Müslümanlar arasında yer alır. Hişam, Ebû Cehil’in kızıyla evlendi. İkinci Habeşistan Hicreti’ne katıldı. Orada Hz. Peygamber’in Medine’ye hicret edeceğini duyunca onunla birlikte hicret etmek üzere Mekke’ye döndü. Ancak başta babası olmak üzere Mekkeli müşrikler onu hapsettikleri için hicret edemediği gibi Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına da katılamadı. Rasûlullah, Hişam gibi tutsak durumdaki Müslümanlara çok üzülmüş, esaretten kurtulmaları için uzunca bir müddet sabah namazlarında dua etmiştir.[4]Hz. Ömer zamanında yapılan Ecnadeyn Savaşı’na iştirak etmiş ve bu savaşta şehid düşmüştür. Amr b. As ise Mekke’nin fethinden önce Müslüman olmuştur.

Hilfu’l-Fudûl ve Âs b. Vâil

Haram aylardan Zilkade’de vuku bulan bir olay Hilfu’l-fudûl’ün kurulmasına sebep olmuştur. Yemen’deki Zübeyd kabilesinden bir kişi umre için Mekke’ye geldi ve bir alıcı ile âdet olduğu üzere yanında getirdiği malların pazarlığını yaptı. Fakat alıcı satın aldığı malların bedelini ödemedi. Alıcının adı rivayetlerin çoğunda Âs b. Vâil olarak verilir. Yemenlinin yardım istemek maksadıyla çaldığı her kapı, yüzüne kapatılmıştı. Sonunda, Ebû Kubeys dağına çıkarak, uğ­radığı zulüm ve hakareti Ku­reyş­li­lere yüksek sesle bildirmeyi denemiş ve bu yüksek tepeden şehir halkını yar­dı­ma çağırmıştı.[5]

Bu çağrı üzerine Zübeyr b. Abdülmuttalib ayağa kalkarak: “Bu işin peşi bırakılmaz.” dedi. Sonra Abdullah b. Cüd’an’ın evinde toplandılar. Ev sahibi onlara yemek hazırladı. Zalime karşı mazlumun yanında bulunacakları ve zalimden hakkını alıp mazluma iade edinceye kadar mücadele edeceklerine dair Allah’a söz verdiler. Sonra yürüyüp Âs b. Vâil’in yanına gittiler. Satılan malın karşılığını kendisinden çekip aldılar ve sahibine iade ettiler.”[6]

İslam ve Âs b. Vâil

Peygamberimizin (s.a.s.) tebliğinden sonra İslam Mekke’de yayılmaya başlamıştı. Yeni dinin yayılmasından da en çok kabile reisleri ve zenginler rahatsız oldu. Âs b. Vâil, Hz. Peygamber’le mücadele edenlerin içinde olmuş ve ölünceye kadar düşmanlığını devam ettirmişti. Peygamberimizi davasından geri döndürmek için yapılan girişimlerin hepsinde en önde yer almıştı. Âs b. Vâil’i diğer müşriklerden ayıran en önemli özelliği gerek Hz. Muhammed (s.a.s) gerekse ashabla (r.anhüm) acımasız bir şekilde alay etmesidir.

Müşrikler tarafından Peygamberimize yapılan eziyet ve işkenceler iki boyutludur. Peygamberimize ve müminlere yönelik yaralama,  dövme, öldürme, boykot, savaş ve benzeri birçok sindirme hareketleri bir boyutunu oluşturur. Diğeri ruhî, manevi olanlardır. Alay etme, küçümseme, ayıplama, hor görme, arkasından çekiştirme, aile hayatına dil uzatma, iftira atma vb. gibi bütün olumsuz davranış biçimleri bu gruba dâhil edilebilir.

Hakkında Nazil Olan Bazı Sure ve Ayetler

Kur’an-ı Kerim’de bazı kişilerden övgüyle bahsedildiği gibi bazı kişilerden de kınayıcı ve azarlayıcı bir üslupla bahsedilmiştir. Âs b. Vâil de Kur’an-ı Kerim’in kötü karakter olarak tanıttığı kimselerdendir. Tefsir kaynaklarında dolaylı veya direkt olarak kendisinden 16 yerde bahsedildiği belirtilmiştir.[7] Müfessirlerimizin Kur’an’da iki yerde bahse konu olan kişinin Âs b. Vâil olduğu konusunda ittifak vardır:

Kevser Suresi

Ulemanın ittifakıyla Kur’an-ı Kerim’de “Ebter” diye vasıflandırılan kişi Âs b. Vâil’dir. Müşrikler Rasûlullah’ı üzecek ve rencide edecek birçok söz sarf etmiştir. Ancak oğullarının vefatından sonra söylenenler kadar üzen sözler az olmuştur. Allah Teâlâ, Tebbet ve Kevser surelerinde Rasûlullah’ı üzenleri ya lanetlemiş ya da bedbaht, soyu kesik ilan etmiştir. Tebbet Suresi Ebû Leheb, Kevser Suresi de Âs b. Vâil hakkında nazil olmuştur.

Âs b. Vail, Hz. Peygamber’in oğulları Kasım ile Abdullah vefat edince, “Bırakın şu nesli kesilmişi! Artık ölümünden sonra adını anan bulunmayacak.” demiş, bunun üzerine onun hakkında, “Asıl hayırla yâd edilmeyecek olan (ebter) odur.” mealindeki ifadeyi de taşıyan Kevser Suresi nazil olmuştur.

Habbab bin Eret ve Âs b. Vail

İlk Müslümanlardan Habbab b. Eret kendi eliyle yaptığı kılıçlardan bir kaçını Âs’a satmış, fakat parasını alamamıştı. Habbab alacağını isteyince Âs, borcunu ödemek için Habbab’ın Peygamber’e dil uzatmasını şart koştu. Habbab ise: “Hayır, vallahi, Muhammed’i inkâr etmem, senin ölüp tekrar dirildiğini görmedikçe bu işi yapmam.” diye cevap verdi. Âs buna karşılık şöyle demiştir: “O halde kıyamet gününde gel, o gün benim malım da evladım da olacak, o zaman öderim.”[8] Bunun üzerine yüce Allah, şu ayetleri nazil buyurdu:

“Ayetlerimizi inkâr edip ‘Bana elbette mal ve evlat verilecek!’ diyen kimseyi gördün mü? Gaybın bilgisi mi önüne açıldı, yoksa rahmeti bol olan Allah’tan kesin söz mü aldı? Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını artırdıkça arttıracağız. Sözünü ettiği malı ve evladı bize kalacak da kendisi yalnız başına huzurumuza gelecektir.”(Meryem 77-80)

Alay Edenlere Karşı Allah Yeter

Urve b. Zübeyr (r.a) şöyle bir rivayette bulunmuştur: Rasûlullah (s.a.s) ile en çok alay edenler kavimlerinin büyükleri ve ileri gelenleri olan yaşlı beş kişiydi. Âs b. Vail de bu beş kişiden birisidir. Bunların Hz. Peygamber’e (s.a.s) eziyeti ve alay etmesi haddi aşınca Rasûlullah (s.a.s) çok üzülmüş ve bazıları için bedduada bulunmuştur. Allah Teâlâ da bunlar hakkında Hicr Sûresi 94-96. ayetleri indirmiştir: “Sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklerden yüz çevir. O alaycılara karşı muhakkak ki Biz sana yeteriz. Onlar ki Allah ile birlikte başka bir tanrı edinirler. Onlar yakında bilecekler.”[9]

Diğer dört kişinin akıbeti şu şekilde olmuştur: Esved b. Muttalib’in kısa zamanda gözleri kör olup mahalle çocuklarının eğlencesi haline geldi. Esved b. Abdiyağus’un karnı şişti, birkaç ay inilti, ıstırap ve uykusuzluk içinde kıvra­nıp kaldı ve çok geçmeden o da öldü. Velid b. Muğîre’nin ise, ayağında bir ya­ra çıktı, tedavisi mümkün olmayacak şekilde müzminleşti, yıllarca onun ıs­tırabını çektiğinden başka konularla meşgul olacak fırsat bulamadı. Haris b. Tûlâtile’nin ise, başında bir çıban çıktı. Çok geçmeden aklî dengesi bozularak pislik içinde can verdi.[10]

Âs b. Vail’in Ölümü                                                          

Âs, Hz. Muhammed’e (s.a.s.) karşı hayatının sonuna kadar mücadele etti. İslam dinini ve hazreti Muhammed’i inkâr ederek öldü. Merkebi ile Tâif’e giderken ayağına diken battı. Bacağı devenin boynu gibi şişti ve yerinden kıpırdayamaz hâle geldi. Hicretten bir kaç ay önce iniltiler içinde kıvrana kıvrana ölüp gitti. Bir başka rivayete göre ise eşeğine binmiş Mekke civarında bir yere gidiyordu. Bir dağ geçidinden geçerken eşeği onu yere düşürdü ve bacağını ısırdı. Bu yaradan bacağı şişti ve ondan öldü. Amr b. Âs’ın belirttiğine göre seksen beş yaşında ölmüştür.

Âs b. Vail, ölümünden sonra 100 köle azat edilmesini oğullarına vasiyet etti. Babasının ölümü üzerine Hişam elli köle azat etti. Diğer oğlu Amr ise geri kalan elli köleyi azad etmek istedi. Ancak bunu yapmadan önce Rasûlullah’a (s.a.s) sormayı düşündü. Rasûlullah’ın(s.a.s) yanına gelerek : “Ey Allah’ın Rasûlu! Babam, kendi adına, yüz köle azad edilmesini vasiyet etmişti. Hişam onun adına elli köle azad etti! Benim üzerime de elli tanesi kaldı. Onun adına ben azad edebilir miyim?” dedi. Aleyhissalatu vesselam, cevaben: “Eğer o Müslüman olsaydı, köle azad etseniz, onun için sadaka verseniz veya onun için hac yapsaydınız bu ona ulaşırdı.” buyurdular.[11]

Siyer-i Nebi Dergisi 26. Sayı / Mart-Nisan 2014


 


[1]-İbn Hişam, I, 309.

[2] Mustafa Sabri Küçükaşçı, Sehm (Benî Sehm), DİA, cilt: 36,  sayfa: 323-324.

[3]Sami Kilinçli,Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt XII, Sayı 1, sayfa 84.

[4]Müslim,”Mesacid”, 294-295.

[5]Süheylî, Ravdü’l-Ünf, c. 1, s. 91.

[6]Münir Gadban, Resulullah’ın Hayatı ve Metodu, Risale, İst., C. 1, sh. 93-95.

[7] -Sami Kilinçli, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt XII, Sayı 1, sayfa 70.

[8]Musfa Fayda, “Âs b. Vâil”, DİA, cilt. 3,  sayfa. 449.

[9]Taberî, Câmiu’l-Beyân, XIV,48-49.

[10]Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 6/3260-3261.

[11]Ebu Davud, Vesaya 16, (2883).

Yazar: